Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1939

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 63
  • conference-proceedings.listelement.badge
    Türk Dış Politikasının Uluslararası Platformda Dönüşümü: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Konuşmaları Üzerine Söylem Analizi (2003– 2024)
    (SİYASİ İLİMLER TÜRK DERNEĞİ, 2025) Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Günümüzde dış politika çalışmalarının analiz çerçevesi önemli ölçüde genişlemiş hem kuramsal hem de yöntemsel boyutlara yönelik ilgi artmıştır. Bu yönelim, dış politika olgularının doğasında bulunan karmaşıklığın ve bu olgulara yönelik tek yönlü yaklaşımların yetersizliğinin daha fazla fark edilmesini yansıtmaktadır. Güvenlik, askeri ilişkiler, diplomasi, uluslararası ekonomi ve kültürel meseleler gibi çok çeşitli alanlara yayılan dış politika konuları, farklı kuramsal yaklaşımlar doğrultusunda ele alınmakta; bu gelişim de dış politika araştırmalarında disiplinler arası bir perspektifin önemini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, söylem analizi yöntemi de sosyal bilimlerde artan biçimde benimsenmiş ve dış politika incelemelerinde öne çıkan yöntemlerden biri haline gelmiştir. Siyasal söylemlerin, “öz” ve “öteki” gibi göstergeler aracılığıyla kavramlar arasında anlam ilişkileri kurarak ulusal kimliğin inşasında belirleyici bir rol oynadığı ileri sürülebilir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üzerine yürütülen oldukça fazla ve kapsamlı akademik araştırma bulunsa da bu çalışma AKP’li karar alıcıların söylemlerine yalnızca dış politika girişimlerini tanımlama ve çerçeveleme bağlamında yaklaşmamakta; aynı zamanda bu söylemlerin uluslararası platformlarda Türk kimliğinin temsiliyetini nasıl yapılandırdığını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, çalışmanın temel amacı, Türk dış politika söylemini Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çerçevesinde analiz etmek ve bağlamsallaştırmaktır. Bu çerçevede, Türk dış politika yapıcılarının BM Genel Kurulu’ndaki konuşmaları incelenerek, Türkiye kimliğinin söylemsel inşa süreci analiz edilecektir. Çalışma, “nasıl” sorularını merkeze alarak, Türkiye’nin ve diğer aktörlerin söylem içerisindeki konumlandırılma biçimlerini, konular arasındaki öncelik hiyerarşilerini ve bu yapının oluşturduğu temsil ilişkilerini araştırmayı hedeflemektedir. Bu çerçevede, Türkiye kimliğinin zaman içinde söylemler aracılığıyla nasıl temsil edildiğinin anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Çalışma, anlam üretiminde temsil pratiklerinin rolüne dikkat çekerek, Türk siyasi elitlerinin zaman içinde gerçekleştirdiği söylem eylemleri aracılığıyla inşa ettikleri söylemsel kimlikleri ve bu kimliklerin farklı toplumsal öznelerle kurduğu ilişkileri mercek altına almaktadır. Böylelikle, Türk dış politika söyleminde süreklilik ve değişim dinamiklerinin uluslararası düzlemde nasıl tezahür ettiğini incelemek mümkün hale gelmektedir.
  • Conference Object
    İki Kutuplu Sistemde Algıların Savaşı: Soğuk Savaş Döneminde Bir Etki Aracı Olarak Propaganda
    (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 2026) Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Propaganda, insanları düşünmeye ve ardından istenen şekilde davranmaya ikna etmeye yönelik kasıtlı bir girişim olarak tanımlanmakta ve ulusal çıkarlar doğrultusunda devletler tarafından önemli bir araç olarak kullanılmaktadır. Sözcüklerin ve sembollerin sistematik kullanımına dayanan propaganda faaliyetleri, bireyleri belirli bir düşünceye yönlendirmeyi ve bu doğrultuda hareket etmeye ikna etmeyi amaçlamakta; fikirlerin yayılması esasına dayanmakta ve ikna edici bir hedef doğrultusunda yürütülmektedir.Kökenleri çok eski dönemlere dayansa da propaganda, özellikle I. Dünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren uluslararası ilişkilerde önem kazanmıştır. Demokrasinin yayılması ve topyekûn savaş anlayışı, kamuoyunun siyasi önemini büyük ölçüde artırmış; farklı ideolojilerin yükselişiyle birlikte propagandaya özgü basitleştirilmiş siyasi söylem, kitleler üzerinde etkili bir araç olarak kullanılmaya devam etmiştir. Bu bağlamda, iki kutuplu uluslararası sistemin hâkim olduğu Soğuk Savaş döneminde propagandayı etkin biçimde kullanma yetkinliği stratejik bir unsur hâline gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyetler Birliği’nin (SSCB) propagandayı bir etki aracı olarak nasıl kullandıklarını analiz etmektir. Nükleer silahların geliştirilmesi, oldukça riskli bir rekabeti beraberinde getirmiştir. Bu rekabetin temelinde ise korku unsuru yatmaktadır. Nitekim Soğuk Savaş, yeni bir çatışma türünü ortaya çıkarmış; bu çatışma, farklı ideolojilerin mücadelesine dayanmakta ve nükleer silahların fiili kullanımından ziyade, tehdit unsuru olarak kullanılmalarıyla şekillenmiştir. Bu dönem, nükleer savaş fikrinin uluslararası kamuoyunun zihninde sürekli bir tehdit olarak yer aldığı bir çatışma sürecidir.Bir başka ifadeyle, ABD ile SSCB arasında onlarca yıl süren ideolojik mücadeleyi temsil eden Soğuk Savaş, sıcak çatışmalardan çok algılar üzerinden yürütülen bir rekabet niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla süper güçlerin bu algı mücadelesinde propaganda mekanizmalarına başvurmaları, aralarındaki ideolojik çatışmanın temel araçlarından biri olmuştur. 1961 yılında Berlin Duvarı’nın inşası, “Demir Perde” ile ikiye bölünmüş dünyanın sembolü hâline gelmiş; hem Sovyetler Birliği’nde hem de Amerika Birleşik Devletleri’nde ve ilgili ittifak blokları olan Varşova Paktı ile NATO’da, toplumların düşman korkusunun gerçek, meşru ve haklı olduğuna ikna edilmesi gerekli görülmüştür. Propaganda bu korkuları etkin biçimde kullanmıştır.İki kutuplu uluslararası sistemde Sovyetler Birliği, devlet kontrolündeki medya aracılığıyla vatandaşlarının dış dünya algısını şekillendirme kapasitesine sahip olmuş ve böylece uluslararası söylemin gündemini belirlemiştir. Aynı dönemde Amerikalılar, kültürel unsurların diplomatik değeri olduğunu fark ederek Amerikan yaşam tarzını, toplumların zihinlerinde ve kalplerinde yaygınlaştırmak amacıyla önemli bir araç olarak kullanmışlardır.Bu bağlamda çalışmada, öncelikle propaganda kavramı incelenecek; ardından Soğuk Savaş döneminde Amerikan ve Sovyet hükümetleri tarafından kullanılan başlıca propaganda araçlarına yer verilecek ve bu araçların nasıl bir etki aracı olarak kullanıldığı ortaya konulacaktır.
  • Book Part
    AB'nin Geleceği
    (Orion Kitabevi, 2022) Saatçioğlu, Beken; Saatçioğlu, Beken; 01. MEF University; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 04.04. Department of Political Science and International Relations
    Bu bölüm, geçmişten günümüze AB’nin geleceği sorunsalını ele almaktadır. Her ne kadar AB’nin kurumsal yapısı, değer ve amaçları, karar alma süreçleri ve bütünleşme alanları tüm üye devletler tarafından kabul edilmiş olan 2009 Lizbon Antlaşması ile belirlenmiş olsa da, Birlik’in iç yapısı, üye devletler üzerindeki yetkileri, ve güncel sorun ve krizleri çözme kapasitesi son dönemde özellikle sorgulanır hale gelmiştir. AB’nin geleceği konusunun kısa bir tarihçesinin ardından, bölüm, 2010 yılından beri süregelen AB’nin çoklu krizlerinin AB’nin geleceğine ve gelecek tartışmalarına olan etkilerini incelemektedir. Sonuç bölümünde ise, AB’nin içinden geçmekte olduğu sınamaların sonucunda gelecekte nasıl bir yöne doğru evrilebileceği konusu kısaca irdelenmektedir.
  • Conference Object
    Türkiye’nin Bir Kamu Diplomasisi Aracı Olarak Dijital Diplomasi Uygulamaları: Fırsatlar ve Zorluklar
    (Siyasi İlimler Türk Derneği, 2024) Cansu, Güleç; Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Küreselleşen dünyanın karmaşık ve birbirine bağlı yapısı içinde diplomasi ve dış politikanın da çok daha fazla konuyu, aktörü ve sorunu kapsadığı görülmektedir. 21. yüzyılla beraber dijital diplomasi, kamu diplomasisinin önemli bir parçası haline gelmiştir. İnternet teknolojilerinin kamu diplomasisi amacıyla kullanılması, politika yapıcıların da dikkatini giderek daha fazla çekmektedir. Dijital teknolojilerinin gelişmesi network oluşturma, iş birliği yapma, iletişim kurma ve benzer ihtiyaç ve arzulara sahip neredeyse sınırsız sayıda insanla bağlantı kurma konusunda çeşitli fırsatlar sunmaktadır. Dijital Diplomasi, bir ülkenin dış politika hedeflerine ulaşmak ve kamu diplomasisini uygulamak için Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin ve sosyal medya platformlarının giderek daha fazla kullanılmasını içermektedir. Artık bir elçilik ve Dışişleri Bakanlığı, Twitter hesabı aracılığıyla takipçileriyle çift yönlü iletişim kurabilmekte, diplomatlar ve siyasetçiler yalnızca televizyon aracılığıyla izleyicilere konuşmak yerine yabancı halkların sosyal medya profillerindeki gönderilere yanıt vererek sohbet edebilmektedir. Artan çift yönlü iletişim, yabancı halklarla etkileşim için daha fazla fırsat sunmakta; bu türden bir katılım kitleler arasındaki ilişkilerin güçlenmesini de kolaylaştırabilmektedir. Özellikle COVID-19 salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte başta devletler olmak üzere tüm uluslararası aktörler, dijital teknolojilerin diplomasinin bir unsuru olarak kullanımın öneminin giderek daha fazla farkına varmaya başlamıştır. Dijital diplomasi artık Uluslararası İlişkilerin yönetiminin bir parçası olsa da ortaya çıkan bilgi savaşı medya sistemlerinin sömürülmesi veya bir silah haline getirilmesini de beraberinde getirmektedir. Dijital diplomasinin sunduğu fırsat ve kolaylıklar propaganda, dezenformasyon, sahte bilgi ve haberler gibi yöntemlerle test edilmektedir. Dijital teknolojilerin bu tekniklerle toplumlara giderek daha fazla yol açtığı tehditlerin doğasının ve kapsamının daha iyi anlaşılması da bir gereklilik haline gelmektedir. Tüm bu hususlar dahilinde, bu çalışmanın amacı Türkiye’nin dijital diplomasi faaliyetlerini bir yumuşak güç ve kamu diplomasisi unsuru olarak nasıl kullandığını analiz etmektir. Bu bağlamda dijital diplomasi kavramı açıklandıktan sonra Türkiye’nin dijital diplomasi faaliyetleri ilgili örneklerle analiz edilecektir. Daha sonra, COVID-19’un Ankara’nın dijital diplomasi stratejisi üzerindeki etkisi ve özellikle dezenformasyona karşı mücadele politikaları, zorluklar ve sınırlamalarla birlikte tartışılacaktır.
  • Article
    Türkiye Sulama Yönetimi Politikaları ve Sulama Birlikleri
    (..., 2022) Kibaroğlu, Ayşegül; Kibaroğlu, Ayşegül; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Kalkınmakta olan ülkelerde 1990’lı yıllardan buyana sulamada idari, mali ve teknik açıdan verimlilik ve hakkaniyet sağlamak amacıyla geniş sulama alanlarından sorumlu olan çok sayıda su kullanıcı örgütleri (Sulama Birliği) kurulmuştur. Sulama sistemlerinin yönetiminin 1990’lı yılların başında hızlı bir biçimde Sulama Birliklerine devir edilmesiyle, Türkiye sulama suyu yönetimi konusunda önemli deneyimler geçirmiştir. Türkiye’nin bu alandaki deneyimleri, sulama yönetiminde reformların verimlilik ve hakkaniyet açısından başarılı olabilmesi için sulamadaki tüm paydaşlar arasında katılımcılık ve oydaşmanın sağlanmasının önemini ortaya koymuştur.
  • Conference Object
    Birey Düzeyi Çerçevesinden Dış Politikayı Yorumlamak: Türk Dış Politikası’nda Turgut Özal Faktörü
    (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 2023) Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Bu çalışmanın amacı Dış Politika Analizinde birey düzeyi çerçevesinden, Türk siyasi hayatının önemli figürlerinden Turgut Özal’ın dış politika anlayışının Türk Dış Politikasına olan etkisini ortaya koymaktır. Dış Politika Analizinde liderlere ve karar vericilere odaklanan birey düzeyi, liderlerin dünyayı algılama şekilleri, liderlik özellikleri, kişiliği, inançları, dürtüleri, kişisel değerleri gibi faktörleri ön plana çıkartmaktadır. Dış politikanın bireyler tarafından şekillendirildiğini varsayan birey düzeyindeki analizlere göre, dış politika kararları bireylerin ve liderlerin tercihleridir. Diğer tarafından, liderler dış politika kararlarını tek başlarına vermemekte, bürokratik kurumlar, danışmanlar gibi diğer karar vericiler ile etkileşim halinde bulunarak almaktadır. Bu durumda birey düzeyinde karar vericilerin ortaklaşa dünyayı algılamaları, sorunları tanımlamaları ve seçenekleri değerlendirmeleri gibi etkileşimleri de göz önünde bulundurulmaktadır.
  • Conference Object
    Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Bölgesel Çatışmalarda Ürettiği Söylemler: Güney Osetya Savaşı (2008) ve Gazze Savaşı’nın (2008) Karşılaştırmalı Bir Analizi
    (Siyasi İlimler Türk Derneği, 2023) Güleç, Cansu; Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Bu çalışmanın amacı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) dönemi dış politikasının söylemler üzerinden nasıl inşa edildiğini temel alan kavramsal çerçeveden hareketle, AKP yönetici elitinin Türk dış politikasında ortak tarihi ve kültürel referanslar üzerinden ürettikleri “düzen kurucu” ve “sorun çözücü” söylemin 2008 yılındaki “Rusya-Gürcistan Savaşı” ile 2008’de “İsrail’in Gazze Şeridi’ne düzenlediği Dökme Kurşun Operasyonu” örnek olayları çerçevesinde nasıl kurulduğunu ortaya koymaktır. Araştırma konusu olarak belirtilen iki ayrı bölgesel çatışmanın seçilmesinin nedeni, aynı dönemlerde birkaç ay arayla ancak birbirlerinden farklı bölgesel coğrafyalarda yaşanan krizlere karşı Türkiye’nin söz konusu söylemlerinin işlerliğinin nasıl yansıtıldığını anlamaya çalışmaktır. Çalışmanın teorik çerçevesini sosyal olgu olarak tanımladıkları dış politikayı dilsel analizler üzerinden inceleyip anlayan Post-Yapısalcılık oluşturmaktadır.3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin izlediği dış politika ile ilgili olarak akademik yazında gerek içerik gerek yöntemsel açıdan farklı perspektiflerle pek çok çalışma yapılmıştır. 2000’lerle birlikte Türkiye, özellikle Davutoğlu terminolojisiyle ifadesini bulan, kendisini “farklı bölgesel kimliklerin ortasında bir ‘merkez ülke’ olarak, güvenlik kaygılarının ötesine geçen, gelişmelere tepki vermekle yetinmeyen, aksine onları yönlendiren aktif bir dış politika izlemesi gereken bir aktör” olarak konumlandırmıştır. 2007 yılından itibaren, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin ilerlemesi yolunda yaşanan sıkıntılarla beraber, dış politikada Türkiye’nin Ortadoğu’ya daha fazla ağırlık vermesiyle “eksen kayması” kavramı doğrultusunda şekillenen pek çok tartışma ortaya konulmuştur.
  • Conference Object
    Covid-19 Pandemisinin Nato’nun Kamu Diplomasisi Üzerindeki Etkisi
    (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 2022) Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Dünyanın ilk kez, Çin’in 31 Aralık 2019’da Vuhan kentinde kaynağı bilinmeyen bir solunum yolu rahatsızlığının ortaya çıktığını Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirmesiyle haberdar olduğu COVID-19 salgını milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş, uluslararası ekonomiyi sarsmış ve toplumsal hayatın tüm yönlerini yıkıcı bir etkiyle değişime uğratmıştır. COVID-19 salgının tüm dünyayı etkisi altına alıp küresel bir krize dönüşmesi karşısında, başta devletler olmak üzere yerel ve uluslararası tüm aktörler krizi yönetme kapasiteleri bakımından yetersiz kalmıştır. Ulusal ve uluslararası tüm aktörler arasında çeşitli düzeylerde dayanışma ve işbirliğine ihtiyaç duyulduğu bu insani kriz sürecinde, NATO müttefikleri bir yandan kendi sınırları içinde bu hastalıkla mücadele ederken, NATO da bu dönemde kamu diplomasisi faaliyetlerini arttırmaya yönelik girişimlerde bulunmuştur. 2020’nin ilk aylarında COVID-19 virüsünün neden olduğu bu küresel salgın, dünya çapında etkili olan krizler sırasında kamu diplomasisi faaliyetlerinin rolünü ve etkinliğini incelemek için önemli bir örneği temsil etmektedir. Özellikle uluslararası askeri bir ittifak olan NATO’nun halk sağlığı tehditlerine karşı oluşturduğu stratejilerin kamu diplomasisi açısından yeterliliğini anlamak bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır.NATO’nun COVID-19 pandemi sürecindeki kamu diplomasisi uygulamalarının analiz edildiği bu çalışmada, ittifakın pandemi sürecindeki kamu diplomasi faaliyetlerinin irdelenerek nasıl işlerlik kazandığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede öncelikle kamu diplomasisi kavramı tanımlandıktan sonra, NATO’nun COVID-19 salgını karşısında izlediği politikalarla beraber, COVID-19 sürecinin NATO’nun kamu diplomasisi faaliyetlerine olan etkisi ve bu faaliyetlerin yeterliliği ve sınırlılığı ortaya konulacaktır.
  • Conference Object
    Askeri Güç Kullanımında Kamu Diplomasisinin Yeri: Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı Üzerine Bir Değerlendirme
    (Siyasi İlimler Türk Derneği, 2022) Güleç, Cansu; Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Türkiye’nin 2016 senesinden itibaren Suriye’ye yapmış olduğu sınır ötesi askeri operasyonları her zaman hassas bir diplomatik gündem yaratmıştır. Barış Pınarı Harekatı öncesinde Türk politika yapıcıları hem ABD hem de Rusya ile yakın temas içinde bulunmuşlardır. Ancak Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı’na yönelik uluslararası tepkinin boyutu ve kapsamı önceki harekatlara göre çok daha büyük olmuştur. Türkiye siyasi, hukuki ve ahlaki açılardan kendisini haklı gördüğü bir askeri operasyonda sahip olduğu ciddi güvenlik kaygılarını uluslararası topluma etkin bir şekilde sunmakta sıkıntılar yaşamış; Barış Pınarı Harekatı, uluslararası ortamda Türkiye’ye yönelik eleştiriler arttığı bir dönemi teşkil etmiştir. Bu Nedenle askeri güç kullanımına dayanan uygulamalarda benzer zorlukların yaşanmaması için Ankara’nın kamu diplomasisi ve sosyal etki çerçevesinde neler yapabileceğini ortaya koymak gerekmektedir. Bir sert güç unsuru olarak askeri operasyonların uygulandığı durumlarda, Türkiye’nin sadece hükümetlere değil sivil toplum gibi devlet dışı aktörlere ulaşmaya daha fazla odaklanıp, uluslararası kurumlar ile de ilişkiler geliştirerek kamu diplomasisi yaklaşımını daha etkin bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Kamu diplomasisinin en genel çerçevede birincil niteliği, sert güç unsurlarının ve askeri harekatın zorlayıcı karakterlerinin aksine yumuşak güce dayanmasıdır. Bu bağlamda bir devlet kendi çıkarlarını zorlamanın aksine cazibe yoluyla korumaya çalışmakta ve kendi kültürünün, siyasi ideallerinin ve politikalarının çekiciliğini, başkalarının bu ideallere hayran olmasını sağlamak için kullanmaktadır. Bu gibi durumlarda kamu diplomasisinin amacı, uzun vadeli ilişkiler ve karşılıklı anlayış oluşturmaktır. Ancak askeri gücün kullanıldığı çatışma gibi koşullarda uzun vadeli ilişkiler kurmanın ötesinde kısa zaman içinde etki yaratmak önem teşkil etmektedir. Bu bağlamda, devletlerin yanında diğer ulusların vatandaşlarını bilgilendirerek ve etkileyerek ulusal çıkarların desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, askeri güç kullanımında kamu diplomasisinin uygulamalarını Anthony Pratkanis’in ortaya koyduğu Sosyal Etki Analizi (Social Influence Analysis) yaklaşımı çerçevesinde değerlendirmektir. Bu yaklaşım, uluslararası çatışmalarda bilginin ve etkinin kamu diplomasisi çerçevesinde nasıl kullanıldığına dair bir analiz ortaya koymaktadır.
  • Book Part
    Türkiye-ermenistan İlişkilerinin Futbol Diplomasisi Bağlamında Değerlendirilmesi
    (Nobel Yayınevi, 2022) Güleç, Cansu; 04.04. Department of Political Science and International Relations; 04. Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences; 01. MEF University
    Uluslararası ilişkilerde; siyaset ve sporun bir arada bulunması ve bir-birini etkilemesi hususunda pek çok örnek mevcuttur. 1971 yılında, Pekin hükûmetinin Amerikan masa tenisi takımını Çin’e davet etmesiyle başlayan ve tarihe “masa tenisi diplomasisi” olarak geçen süreç, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Richard Nixon’ın Çin’e karşı uygulanan ticari ambargoları kaldırması ve Amerika’ya gelmek isteyen Çin vatandaşlarına vize verilebileceğini bildirmesiyle sonuçlanmıştır. 2004 senesinde Hindistan ve Pakistan arasında yıllardır süregelen siyasi gerginliğin, “kriket diplomasisi” olarak adlandırılan süreçle aralarındaki düşmanlığı sona erdirmek için karşılıklı olarak, güven artırıcı önlemleri güçlendirme kararı almaları da sporun bir yumuşak güç unsuru olarak kullanılmasına başka bir örnek teşkil etmiştir. Diğer yandan spor ve siyasetin birbirlerini etkiledikleri süreçlerin olumlu oldukları kadar başarısızlıkla sonuçlanan durumları da bulunmaktadır. Bu çalışma, genel anlamda kamu diplomasisi bakışından “spor diplomasisinin”, daha spesifik olarak “futbol diplomasisinin” Türkiye-Ermenistan ilişkileri çerçevesinde analizine odaklanmaktadır. Bu bağlamda, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için futbolun bir araç olarak kullanılmasında hangi koşulların belirleyici olduğu ve futbol diplomasisinin iki ülke arasındaki iliş-kilere olumlu etki yapması için hangi koşulların mevcut olması gerektiği soruları ön plana çıkmaktadır. Çalışmada; ilk olarak, sporun diplomasi için el-verişli bir araç olarak kullanılmasının önemini analiz eden kavramsal çerçeve ortaya konulduktan sonra, Türkiye-Ermenistan ikili ilişkilerine etki eden dönemin siyasi ve sosyal ortamı analiz edilecektir. Sonuç olarak, bu çalışma, uluslararası ilişkilerde iki devlet arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinde bir araç olarak futbol diplomasisinin ortaya koymuş olduğu fırsatlar ve uygulamadaki sınırlar bağlamındaki potansiyelinin bir analizi olacaktır.