Hukuk Fakültesi Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 349
  • Conference Object
    The evolving concept of affectio societatis
    (2019) Palanduz, Seda
    Under Roman Law, societas (partnership) was a consensual contract by which two or more parties agree to join their goods or services to carry out a common activity and to share the resulting profits and losses. For the constitution of a partnership, all partners should have the will to contribute to the common activity in question. This will, referred to as affectio societatis, is the intentional element in the definition of a partnership. It not only characterizes a partnership but also distinguishes it from other types of contract, especially from employment contract and contract for work and services. It is beyond question that modern corporate law is more complex than the Roman Law of partnerships. So although the concept of affectio societatis mostly persists, its scope and function are highly disputed. The question is to reconcile the classical definition of affectio societatis with the concept of partnership in today’s limited liability companies with a single shareholder or in publicly traded companies with a large number of shareholders.
  • Book
    Yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı
    (Yetkin Yayınevi, 2014) Selçuk, Sami; Çınar, Ali Rıza
    2004/5271 sayılı Yeni Ceza Yargılama Yasası’nın istinaf, temyiz, yasa yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi (m. 283, 307/4, 309/4-b, 323/2) yollarında benimsenen ve yaygın anlatımıyla “aleyhe bozma yasağı kuralı”, kişisel görüşümüze göre “yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı” denilen konu üzerine yaptığımız incelemenin üzerinden üç yıl geçmiştir.Bu arada yeni incelemeler ve Yargıtay kararlarıyla konu zenginleştirilmiştir.İncelememizde Türk yargısının “yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı”nı algılamasında ve kurala yaklaşımında, dolayısıyla uygulamada sorunlar yaşandığı, köklü değişikliklere gereksinme olduğu sonucuna ulaşılmıştı.O incelmede hukuk uygulamasının sağlıklı olarak olabilmesi için özellikle şu görüşlere yer verilmişti:1-Kural, 1929 yılından bu yana dayanılan “kazanılmış hak” görüşünden arındırılmalıdır.2-Kuralın yanılgıya yaslanan bir lütuf, atıfet, iyilik, bağışlama olduğu, bu yüzden genişletilmemesi gerektiği anlayışı bir yana bırakılmalıdır.3-Kural, sanık/hükümlü yararına düzenlenmiş bir kurum bulunduğu için sanık/hükümlü aleyhine yorumlanamayacaktır.Elbette bunlara kimi koşullar da eklenmişti.Bu koşulların ne denli gerçekleştiğini, elbette kitapta yansıtılan kuramsal ve yargısal görüşleri inceleyen okurlar değerlendireceklerdir.Kitap, benim incelememe çok değerli meslektaşım sayın Prof. Dr. Ali Rıza Çınar’ın bilimsel incelemesi de eklenerek ve bir bütün olarak meslektaşlarımızın değerlendirmesine sunulmuştur.Yapıt, Yargıtayın son kararları ile de zenginleştirilmiştir. Bu kararların bulunmasında, özetlenmesinde, ayrıma tabi tutulmasında emek, bütünüyle Sayın Çınar’ındır.
  • Article
    The Use of Religious Symbols at Turkish Universities
    (2016) Kunnecke, Arndt
    This paper shows that although Turkey is formally a laic state, Islam has de facto the statusof a state religion. Therefore, the Turkish state cannot remain neutral in religious matters.Under the current Turkish government Islam has consolidated its position and its symbolshave become visible in the public space. Religious symbols, such as mosques, prayer roomsand headscarves, are spreading at Turkish universities. Current developments show theabsurdity of the concept of Turkish secularism, which originally means the constitutionalseparation of church and state.
  • Book Part
    Uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin sağlık hakkı
    (Yetkin, 2016) Uyanık, Ayfer
    ...
  • Article
    Başkanlık anayasaları 1: ABD anayasası
    (Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş., 2016) Çelik, Demirhan Burak; Alkış, Burcu; Kejanlıoğlu, Atagün Mert
    The article explains main features of the presidential system of the United States by offering a brief historical and political context and concentrating on how it manages to maintain separation of powers.
  • Article
    İsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 Tarihli ve 4a_496/2014 Sayılı Kararı Üzerine Düşünceler: Doğrudan Temsil Mi, Dolaylı Temsil Mi?
    (Galatasaray Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, 2021) Kapancı, Kadir Berk
    İsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 tarihli ve 4A_496/2014 sayılı kararı, belirli bir somut olayın koşulları çerçevesinde doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramları üzerine yoğunlaşmaktadır. Federal Mahkeme’nin bu karar vesilesiyle ele aldığı hususlar, uygulamada kolaylıkla birbirine karıştırılabilecek, buna karşılık da birbirinden ciddi şekilde ayrılan sonuçları olan bu iki kurumun ilişkilerinin ve farklılıklarının bir kez daha netlikle ortaya koyulmasında önem taşımaktadır. Öyle ki, bir yanda, doğrudan temsille işlem yapıldığında, yapılan işlemin hüküm ve sonuçları -temsilci bu ilişkiye bir an için olsun taraf olmaksızın- doğrudan doğruya temsil olunan üzerinde doğarken; diğer yanda, dolaylı temsilde durum oldukça farklıdır, bu kez işlem tarafı dolaylı temsilci olur, sonrasında ise onun ilgili işlem çerçevesinde elde ettiklerini dolaylı temsil olunana (aralarındaki iç ilişki çerçevesinde) ikinci bir turda yapacağı ayrı işlemlerle aktarması gerekir. İşbu çalışmamızın amacı, ilgili karar ışığında doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramlarının birbirlerinden ayırt edilmesinde temel olarak dikkat edilecek hususların irdelenmesi ve yine bu kavramların (tüzel kişi) organ(ı) kavramından farklarının tespit edilmesidir.
  • Article
    Çocuğun Medeni Hukuk Kuralları Çerçevesinde Şiddete Karşı Korunması
    (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2017) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, Başak; Kapancı, Başak Başoğlu
    Özel hukuk anlamında şiddet, bir kimsenin kişi ve malvarlığı değerlerine saldırıyı ifade eder. Çocuğun bir birey olarak aile içinde veya aile dışında karşılaştığı şiddete karşı korunması önemli bir konudur ve çeşitli düzenlemelerde özel olarak ele alınmıştır. Türk Medeni Kanunu’ndaki (TMK) bazı genel düzenlemeler de bu kapsamda kabul edilebilir. Nitekim, TMK’da yer alan kişilik haklarının korunması, velayet ve -istisnai olarak- vesayete ilişkin düzenlemeler, çocuğun gerek üçüncü kişilere gerekse de yetkilerini kötüye kullandıkları durumda veli/vasiye karşı özel hukuk kuralları çerçevesinde korunmasını konu almaktadır. İşbu çalışma, Medeni Hukukun anılan düzenlemeleri kapsamında çocuğun şiddete karşı korunmasında başvurulabilecek yollar incelenecektir.
  • Other
    Olaylar ve Görüşler: İstanbul Sözleşmesi
    (Cumhuriyet Gazetesi, 2021) Çınar, Ali Rıza
    İlk imzayı Türkiye’nin attığı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi” sözleşmesi, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddeti önlemede ülkemiz adına yeni bir sürecin kapılarını açmıştır. Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur. İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve ev/aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı, bağımsız bir denetim sistemi kurulmasına yer verilen ve şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Sözleşme’nin temel amacı giriş bölümünde, kadınlara karşı şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratılması olarak belirtmektedir. Sözleşme’ye göre özellikle kadına yönelik şiddet, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türüdür. Şiddet, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını azaltmakta/zayıflatmakta ya da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet, kadının insan haklarına ağır bir ihlal oluşturmaktadır. İnsan haklarına yönelik toplumsal cinsiyet temelli ihlallerin en ciddi biçimlerinden biri ev/aile içi şiddet dahil kadınlara yönelik şiddettir. Ev/aile içi şiddet, çocuklar, erkekler ve yaşlılar gibi diğer mağdurları da kapsamak üzere görmezden gelinemeyecek kadar fazla sayıda aileyi etkileyen gizli bir olgudur. Bu olgu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 44/104 sayılı “Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri”sinin Başlangıç bölümünde de “Kadınlara karşı şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi olduğunu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde egemenlik kurulmasına ve kadınlara ayrımcılık yapılmasına yol açtığını ve kadınlara karşı uygulanan bu şiddetin erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokan çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri olduğu…” açıkça vurgulanmıştır.
  • Book Part
    Yapay zekaya hukuki kişilik tanınması düşüncesi: Yerinde ve gerekli mi, zorlama ve gereksiz mi?
    (Zoe, 2021) Kapancı, Kadir Berk
    Yapay zekâ uygulamaları dört bir yandan çevremizi kuşatmış ve hayatımıza damgalarını vurmuş durumda: Sadece akıllı telefonlar, robot/dijital asistanlar, biyonik uzuvlar, medikal robotlar, bir davanın sonuçlarını tahmin edebilen yazılımlar, akıllı ev ve ofisler, sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları, üç boyutlu yazıcılar, sürücüsüz araçlar (otomobil ve gemiler), drone’lar (insansız hava araçları), robot süpürgeler ve daha niceleri düşünülsün… Peki, gelişim sürecini anbean sürdüren yapay zekâ uygulamalarına, ya da en azından bunlar arasından -insana benzer veya ondan daha üstün özelliklere sahip olabilecek- bazılarına, hukuki kişilik tanınması düşüncesi gündeme gelebilir mi? Böyle bir önerinin altında yatan sebepler neler olabilir? Öneri yerinde ve gerekli midir, zorlama ve gereksiz midir? Doğru seçim (ve sınırları) ne olmalıdır? İşbu tebliğimizin amacı, hukuki kişilik kavramının farklı görünüm biçimleri ve yabancı hukuk sistemlerinde konunun ele alınış şekilleri bağlamında, anılan sorulara Türk Hukuku özelinde tatmin edici cevapların bulunması, bu yapılırken de ilgili sorulara vücut veren gelişmelerin incelenmesi ve eleştirel bir bakış açısından irdelenmesidir.
  • Conference Object
    Prohibition of Lex Commissoria and Its Impact on Turkish Law
    (SIHDA 2023 | University of Helsinki, 2023) Sargın , Hilal Selin
    Lex commissoria agreement is described as condition attached to the contract in Roman law. It results in the creditor becoming the owner of the pledged property in case the debt is not paid at maturity, with regard to its application in pledge agreements. The lex commissoria agreements, the first applications of which are accepted to have emerged with fiducia, were prohibited by Emperor Constantine in 326 AD with a decree. Prohibiton of lex commissoria was included in the Codex Theodosianus and repeated by Emperor Iustinian. The reason for prohibition of lex commissoria was the economic crisis prevailing and the need for protection against the deceits of usurers. In Turkish law, the ratio legis of this prohibition focuses on protection of the debtor against lesion. Since prohibition of lex commissoria was mostly applied in the provincial lands and many practices narrowed the scope of this prohibition were accepted, the application area of this prohibition in Roman law is very limited, contrary to Turkish law. Despite the change in economic conditions later on, abolishing prohibition of lex commissoria was not considered necessary and discussed. Prohibition of lex commissoria took its place in Swiss law after the cantons have started to be under the influence of Roman law, and in current Turkish law, due to the adaptation movements at the foundation of the Republic of Turkey. In the Turkish Civil Code, prohibition of lex commissoria is included in Art. 949 for movables and Art. 873/2 for immovables. This study will focus on the emergence and application of prohibition of lex commissoria in Roman law, its effects on Turkish law and its application in Turkish law.