Mimarlık Bölümü Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1947

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 13
  • Review
    İpucu: Bataklık
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Büyükçe bir adanın ucunda, denize doğru yarımada olarak uzayan bir şehir. Şehrin doğal bir liman olduğunu tahmin edebiliriz, özellikle doğu tarafında yarımada ile anakara arasında kalan korunaklı körfez üzerinde bu uzaklıktan bile liman yapıları seçilebiliyor. Yarımadanın büyük kısmı, özellikle güneye gidildikçe, neredeyse tamamen yapılarla kaplı. Çok yoğun bir yerleşim dokusuna sahip bir şehir burası. Şehrin adayı anakaradan ayıran doğal kanalı da aşıp kuzey ve doğuda yayılmaya devam ettiğini de görüyoruz. Şehrin, yoğundan da yoğun olan en güney uçtan başlayarak zamanla kuzeye doğru yayıldığını da tahmin etmek mümkün. Tarihi merkez büyük ihtimalle en güney uçta bir yerde yer alıyor olmalı. Şehrin boyutuna dair bir fikir vermesi için, yarımadanın en güneyden en kuzeye yaklaşık 45 kilometre olduğunu belirtebilirim: Sarayburnu’ndan Rumelifeneri’ne gidişgeliş kadar bir mesafe. Adanın ortalama genişliği ise 12 kilometre kadar, yaklaşık olarak İstanbul kara surlarının uzunluğunun iki katı. Bombay’in hikâyesi, Avrupa sömürgeciliğinin bütün bileşenlerini taşıyor. Şimdi bütünleşmiş olan şehir yakın zamana, 19. yüzyıl ortasına kadar yedi adadan ve aralarındaki bataklıklardan oluşuyor.1 Bombay ismi Portekizliler tarafından bu yedi adanın birisine verilen isim. Diğer adaların isimleri de çok güzel: Parel, Mazagaon, Mahim, Colaba, Worli ve Yaşlı Kadın Adası. Aralarındaki ulaşım problemi nedeniyle yapılaşma kısıtlı olsa da stratejik konumu, doğal limanı ve anakaradan korunmuş olması nedeniyle hep jeopolitik değeri yüksek bir yer olmuş bu adalar. 1534’de birkaç balıkçı köyü bulunan adaların yönetimi o sırada Hint-Moğol İmparatoru Hümayun ile çatışma hâlinde olan Gucerat Sultanı Bahadır Şah tarafından, askeri destek karşılığı Portekiz’e veriliyor. Portekiz kontrolündeki adalar hızla geliştiriliyor, birkaç balıkçı köyü ile sınırlı olan yerleşimler kaleler, birçok kilise ve manastır ile büyüyor, 1661’de nüfus yaklaşık 10.000 kişiye ulaşıyor. Tam da bu tarihte, şehrin kaderini değiştiren ilginç bir şey oluyor: Portekiz kralının kızı Braganzalı Catarina ile İngiliz kralı 2. Charles evleniyor. Tamamen politik bir evlilik bu, amacı denizaşırı hedefleri olan iki devletin ortak tehdit olan üçüncüsüne, İspanya’ya karşı işbirliği oluşturması. Catarina’nın çeyizinin bir parçası da Bombay ve yedi adalar.
  • Review
    İpucu: Ölçek
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Mexico City, dünyanın en kalabalık şehirlerinden. Bu şehirde umutlar da problemler de devasa ölçekte. Hatta, dev boyutlarda olmayan herhangi bir şey bu şehirde yasaklı sanki. Dünyanın en yüksekte yer alan metropolü, 2.240 metrede yer alıyor; en aktif volkanik bölgelerden biri, Trans-Meksika volkanik kuşağında; Eylül ayında da gördüğümüz gibi çok yıkıcı depremler üreten bir bölgede, 1985’teki 8.1 kuvvetindeki deprem büyük yıkıma yol açmış; şehrin en az yarısı gecekondulardan oluşuyor; dünyanın havası en kirli şehirlerinden birisi; aynı zamanda dünyanın suyu en kirli şehirlerinden birisi; açık ara dünyanın trafiği en kötü şehri kabul ediliyor; gelir dağılımı en bozuk şehirlerden birisi; dünyanın en büyük gecekondu mahallesi Ciudad Neza1 şehrin hemen doğusunda… Arka arkaya sıralandığı zaman ciddi bir lanet silsilesi bu. Öte yandan, şehir meraklı ama dikkatli bir turist olarak ziyaret edildiğinde hiç de böyle bir etki bırakmıyor. Birkaç sene önce, iki oğlumuzla bir hayli yürümeli bir ziyarette kendimizi hiç de güvensiz hissetmedik. Bu da şehrin çelişkilerinden birisi.
  • Review
    İpucu: Sınıf
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Kuzeyin Atina’sı Edinburgh burası. Kuzey denizine kıyısı var ama yok, limanın olduğu bölge Leith çok yakın zamana kadar ayrı bir şehir. Tarih içinde, bir ticari limandan çok gemi yapımı işlevi var, Edinburgh hiçbir zaman bir endüstriyel merkez olmadığı için büyük bir limana da ihtiyacı yok. 20. yüzyılda gemi yapım endüstrisi bittiğinde, Leith de bir çöküntü bölgesine dönüşüyor. Yakın zamanda cruise limanı kurulana ve bunun sonucunda turizmin dönüştürücü kaba eli buraya değene kadar kibar Edinburghluların pek de uğramadığı bir yer. Şehre kuzeyin Atina’sı denmesi, çevreden algılanan, baskın bir tepe üzerine yerleşen şehrin Olimpos’a benzetilmesinden kaynaklanmıyor sadece. 18. yüzyıldaki İskoç aydınlanmasının merkezi Edinburgh. Modern dünyanın oluşmasına büyük katkı yapan filozof, yazar, bilim insanlarının oluşturduğu heyecanlı, enerjik, eşitlikçi ve elbette zamanına göre hayli demokratik bir ortam nedeniyle Atina benzetmesi yapılıyor. David Hume, Adam Smith, Robert Burns bizim taraflarda en tanınan isimler.
  • Review
    İpucu: İdeal
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Benzer yönleri olan iki küçük ölçekli şehir. İkisi de görünüşe göre verimli ovalarda yer alıyor. Sağdaki şehir sırtını tepelere dayamışken, soldaki büyük bir düzlüğün içerisinde. İki şehrin de öncelikle tarımla ilgilendiğini etraflarındaki tarlalardan tahmin etmek zor değil. Sağdaki şehirde gördüğümüz mavi lekeler de seralar olmasın? Bildiğimiz birçok şehre göre ortak farklılıkları ise, her iki şehrin de ilk bakışta hemen algılanan merkezi, bütünsel geometrik biçimlere sahip olmaları. Soldaki şehrin biçimlenişi ilk bakışta çok net görünüyor: Dokuzgen bir geometrik sistem var. Şehrin merkezinde yer alan altıgen meydandan altı tane yol radyal bir şekilde yayılıyor, bunları kesen, meydana paralel dört yol ile birlikte kentin yapı adalarını oluşturuyorlar. Geometrik düzen şehrin bittiği yerde bitmiyor, çiçek şeklindeki katmanlar şehir dışında da devam ediyor. Bütün yolların genişliklerinin, hatta binaların yüksekliklerinin aynı olduğu da anlaşılıyor. Bir anlamda, geometrik düzen sadece şehrin planı ile sınırlı değil. Üçüncü boyutta da şehrin biçimini belirleyen kurallar var ve bu kurallara sıkı sıkıya uyulmuş.
  • Review
    İpucu: Sur
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Büyük bir liman şehri bu, imajda gördüğümüz sahilin yarısına yakınını liman tesisleri kaplıyor. Burası doğal bir liman değil, açık denizden korunmak için ciddi bir gayret sarf edilmiş. Şehir sırtını dağlara yaslamış, iki yönde de bu dağları delip geçen nehirlerin arasına yerleşmiş. Tepelerde yerleşim olmaması, muhtemelen ciddi bir eğim olduğunu gösteriyor. Şehir arasında yer aldığı iki nehir tarafından zamanla doldurulmuş olduğunu tahmin ve dümdüz olduğunu hayal edebileceğimiz bir konumda gelişmiş. Nehirler boyunca devam eden yerleşim de dikkat çekici, sanki nehirler alüvyon ile birlikte yapıları da getirip şehri oluşturmuşlar gibi bir izlenime kapılıyoruz. Özellikle soldaki, limanın hemen dışındaki nehrin ağzındaki delta yapısı algılanabiliyor, neredeyse mükemmel bir yay. Liman, hemen yanındaki havaalanı ve bunların arasında kalan endüstri yapıları (şehrin kiremit rengi çatılarından kolayca ayrılan, büyük, açık renk çatılar) ile dolu bölgenin neredeyse içindeki ciddi büyüklükte tarlaları da bu delta açıklayabilir: çok verimli topraklar. Şehrin her yönde beyaz yapılarla —endüstriyel bölgeler ile— çevrelendiği de görülüyor, şehirde hepsi birden var: tarım, ticaret ve endüstri. Burası hayli varlıklı bir yer olmalı. Zengin şehirlerin çoğunlukla sanat ve mimarlık gibi fuzuli işlere ev sahipliği yaptığını da biliyoruz, şehrimizin bir kültür merkezi olma potansiyelini de bir kenara yazalım. Bu uzaklıktan görmek biraz zor da olsa, limanın her iki yönde bittiği noktalarda, sahil boyunca uzayan, altın renkli dar bantlar var: plajlar olmasın?
  • Review
    İpucu: Tören
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Kırsal bir alan içindeki küçük bir yerleşime bakıyoruz. Çok da belirgin bir düzeni olmayan tarlalar hemen göze çarpıyor. İlgilendiğimiz ‘yerleşim’ görselin ortasında yer alıyor, kuzeyinde ve güneyinde daha da küçük yerleşimler var. Bu yerleşimleri birbirlerine bağlayan her iki yönde de üçer tane ince uzun yolu seçebiliriz. Bu yolların etrafında hiç yapı yok, aradaki mesafeler de az. Neden acaba? Yolların üzerinden geçtiği alanın rengi çevreden çok farklı, içinde kıvrımlı bir şeyler var: nehir elbette! Yollar da tabii ki köprüler. İlgilendiğimiz yerleşim bir adanın üzerinde yer alıyor. Elimizdeki fotoğrafın azizliğinden, nehirler altın rengi ile pırıl pırıl parlıyorlar. Aslında, nehrin geniş olduğuna ve etrafta pek bir yükselti de bulunmadığına dikkat edersek, nehrin gerçekten de toprak renginde aktığını tahmin edebiliriz. Gördüğümüz, pırıltılı değil, taşıdığı toprağın renginde, çok geniş, genişliği ile paralel olarak ağır ağır akan, muhtemelen zaman zaman da yatağını terk edip sağa sola taşan belalı bir nehir.
  • Review
    İpucu: Garnizon
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Tipik bir ortaçağ kent dokusu görüyoruz: Çok yoğun bir yerleşim, belli bir düzeni olmayan dar sokaklar, çeşitli büyüklükte ve biçimde çok sayıda meydan, kentin ana meydanında kulesi ile birlikte büyük bir yapı (bir kilise?), çatılardan anladığımız kadarı ile homojen bir yapı ve gölgelere bakınca üç-dört katlı binalar. Bu şehri diğer birçok Avrupa ortaçağ kentinden ayıran küçük bir farktan bahsedebiliriz belki. Çok sayıda meydan sanki üzüm salkımları gibi birer sokakla ortadaki yola bağlanıyor. Bu yol diğerlerinden farklı bir kesitte olmasa da, bir anlamda bu fotoğraftaki meydanları ‘taşıyor’, aynı zamanda kentin ana meydanının da içinden geçiyor. İlk bakışta anlaşılmayan, yaya olarak kentte dolaşıyor olsaydık bile sistemini hemen çözemeyeceğimiz, mekânsal deneyim açısından çok zengin bir hiyerarşi var gibi görünüyor. Burada kentin organizasyonu ile ilgili bir şüphe uyanmalı, kargacık burgacık sokak sisteminin ardındaki, ilk bakışta algılanmayan bu sistem acaba geçmişteki başka bir düzenin kalıntısı olabilir mi?
  • Review
    İpucu: Toprak
    (manifold.press, 2017) İnceoğlu, Arda
    Hava fotoğraflarına hızla bir göz attığımızda, modern halı desenlerine, pixel art eserlerine, Rothko’yu yorumlayan çağdaş bir ressamın çalışmalarına baktığımızı düşünebiliriz. Bütün alanı kapsayan bir düzeni hemen algılıyoruz, belli bir aks sistemi var. Bazı biçimler ve özellikle boyutlar tekrar ediyor, hani neredeyse biraz monoton da olsa müzikal bir ritim var imajlarımızda. Bu altta yatan ritmin üzerinde ise diğer bir katman olarak düzensizlikler var, melodi? Aralarda serpiştirilmiş başka renkli lekeler, düzene uymayan açılarda çizilmiş çizgiler, biçimi tanımlanamayacak amorf desenler var. Renk skalası da oldukça dar. İlk fotoğrafta toprak tonları hâkim, bejden kahverengine giden fonun üzerinde yer yer yeşillere rastlıyoruz. Fıstık yeşili, çimen yeşili, yosun yeşili, zeytin yeşili, orman yeşili. İkinci fotoğraf ise neredeyse tamamen yeşil skalasının renklerinden oluşuyor. İkincide aks sistemini algılamak biraz daha zor, düzensizlikler daha fazla. Amerika Birleşik Devletlerinde Orta Batı eyaletlerinin neredeyse tamamını düzenleyen 'Public Land Survey System' - PLSS düzeninin oluşturduğu coğrafya biçimlenişi tartışılıyor.
  • Review
    İpucu: Para
    (manifold.press, 2016) İnceoğlu, Arda
    Herhangi bir anda çekilmiş bir hava fotoğrafı bize ne söyler? Fotoğraftaki doku, boşluk ve doluluklar, yolların biçimlenişi, doğa ve hatta gölgeler, bize fotoğraftaki yerleşim hakkında nasıl bilgiler, geçmiş ve bugünkü yaşamı hakkında ne gibi ipuçları verebilir? Gelmiş geçmiş yönetimler, inançlar, günlük hayat detaylarına kadar birçok konuda, tabii biraz da spekülasyon yeteneğimize göre, aslında tahminimizden çok daha fazla verinin ipucunu bulabiliriz hava fotoğraflarında. Bu şehrin kanallar tarafından belirlenmiş çok net bir biçimi var, neredeyse tuhaf bir yumurta biçimini görebiliyoruz. Yumurta ya da değil, şehrin çok tanımlı bütünsel bir formu olduğu kesin. Şehir, yaklaşık bir oval olan bu merkezin dışına azıcık sıçramış olsa da, içerisi ve dışarısı arasında çok ciddi bir yoğunluk farkı var. Dışarıdaki binalar daha küçük, boşluklar daha fazla, yeşil alanlar daha baskın. İlk tahminimizi bu gözleme dayanarak yapabiliriz: Şehrimiz belli bir zamana kadar kanallara paralel giden, şu anda ise artık mevcut olmayan surların içinde yer alıyordu.
  • Review
    İpucu: İflas
    (manifold.press, 2018) İnceoğlu, Arda
    Detroit, çok iyi zamanları olmuş, zamanında büyük bir kolaylıkla ve hızla kazandığı bu başarıların değerini bilemeyip saçıp savurmuş bir hovarda gibi. Artık eski şaşaalı günlere dönemeyeceğini bilerek daha mütevazı bir yaşam kurmak için çalışıyor, ama zamanında attığı yanlış adımlar yakasını hâlâ bırakmıyor. Çökmüş bir fiziksel yapıyı toparlamak zor olsa da mümkün, ama adım adım bozulmuş bir sosyal dokuyu tedavi etmek uzun zaman istiyor. Detroit’in kaderi değişir mi? Neredeyse şehrin kuruluşuna kadar giden çok temel sorunlar ile uğraşan şehir, ekonomik ve sosyal farklılıklara dayanan yeni bir kültür oluşturabilir mi? Bir yandan olumlu gelişmeler var: Küçük işletmelerin kurulmasını destekleyen çok sayıda kamu ve özel sektör fonları mevcut; yıkılan evlerden boşalan yerlerde ‘kentsel tarım’ denemeleri yapılıyor; Jane Jacobs’un adı anılan, yerel toplulukların desteklenmesini hedefleyen çok sayıda proje var ve bunlar Forbes gibi dergilerde bile başarı hikâyesi olarak yayımlanıyor. Hızlı bir Google araması ile çok sayıda ‘Detroit geri dönüyor’ makalesine rastlamak mümkün. Diğer yandan, olumlu gelişmelerin şehir merkezi ile sınırlı olduğu, özellikle siyah Amerikalıların yaşadığı mahallelerde bir değişimin olmadığı; kamu projelerinin ağırlıklı olarak yeni yapılara destek verdiği, eğitime daha çok önem vermesi gerektiği; kamu okulları, toplu taşıma gibi kısa vadede ekonomik geri dönüşü olmayan projelere yatırım yapılmadığı gibi eleştiriler de var.