Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
9 results
Search Results
Article Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yargılanmaları(2023) Çınar, Ali RızaChildren and rights of the child are among the important subjects of the present day. The child hasn’t been developed entirely in respect of biological, physiological, psychological and sociological aspects. Therefore, each child has specific requirements in order to become an adult. The society has to support development of children, adults of the future, for its own happiness, development and sustainability and has to protect them. It is incumbent upon modern society and the State to provide a legal regime to protect the rights of the child. It would be unjust to hold a child responsible and to try under criminal law in the context of the codes to which an adult is subject. Therefore, the codes and regulations in the responsibilities and the trial of the children within the framework of the criminal law according to the protection and the best interests of the children will be mentioned in our article. However, it is worth mentioning that both the state and society do not fully fulfil their obligations in these codes and in the application of these codes. So that these deficiencies would be eliminated and the children would grow happily, healthy and in peace, creating a happy and developedPresentation Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yargılanmaları [panel](İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi, 2023) Çınar, Ali RızaÇocuk, saflığın ve kusursuzluğun simgesidir. Ancak çocuklar; bedensel, düşünsel, ekonomik ve sosyal yönden yetersiz olduklarından bağımlı insanlardır. Bu nedenle çocuklar, geçmişte(tarihte) olduğu gibi günümüzde de toplumun en çok sömürülen kesimini oluşturmaktadır. Hukukun asıl işlevi, güçsüzleri korumaktır. Bu nedenlerle, insanlığın geleceği olan çocukların korunması için özel bir hukuki düzenlemeye gereksinim doğmuştur. Bunun sonucu olarak, uluslararası bildirgeler biçiminde çeşitli ve ayrı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, 20 Kasım 1989 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”dir. Bundan dolayı her yıl 20 kasım günü çocuk hakları günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesi hükümleri, ülkemizde 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak kabul edilmiş olduğundan, iç hukukumuzun bir parçası hâlinde gelmiş ve yasal olarak devletimizi bağlamaktadır. Görülüyor ki çocukların özel olarak korunmalarını, hukuksal düzlemde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, açıkça buyurmuşlardır. Böylece çocukların haklarını korumakla yükümlü “devlet” dir. Çocuğa ve onun haklarına yapılan yatırım, gelecek kuşaklara yönelik en önemli yatırımdır. Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri gösteren sözleriyle; “Çocuklar geleceğimizin güvencesi ve yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” Çocuklar, nasıl bir çocukluk yaşarsalar, onlar da öylesine bir büyüklük (yetişkinlik) yaşarlar ve kendilerinden sonra gelecek kuşaklara da öylesine bir çocukluk yaşatırlar. Bu nedenle, bir toplumun demokratik kültürüne ve geleceğine ilişkin en yararlı yatırım, en verimli katkı çocuk haklarını kökleştirme, sayılabilir. Böylece çocuk hakları kapsamında, uluslararası insan hakları ve anayasal temel haklar, yalnızca çocuklar için yenilenmekle kalmazlar; aynı zamanda tüm toplum için derinleştirerek yaygınlaştırılmış olur. Çocuk hakları, insan haklarının ve anayasal temel hakların onsekiz yaşından küçük çocuklara da tanınması ile ortaya çıkmıştır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde otuzu (27,5) onsekiz yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Ülkemiz gibi genç ve çocuk nüfusunun yüksek olduğu, genelde “insan hakları”, özelde ise “çocuk hakları” konusundaki çalışmaların önemi çok daha büyük ve anlamlı olmaktadır. Bu bilimsel sunumumuzda/tebliğimizde , çocuğun ve çocuk haklarının öneminden, çocuk haklarının korunmasının hukuki sürecinden, ceza hukukunda çocuk ve çocuğun ceza sorumluluğundan, suça sürüklenen çocuklara yönelik yaptırımlardan, suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma ve kovuşturmadan söz edilecektir. Sonuç kısmında ise genel bir özet ve değerlendirme yer alacaktır.Presentation Cumhuriyet savcısı(MEF Üniversitesi Hukuk Kulübü, 2023) Çınar, Ali RızaCumhuriyet Savcısı, iddia edendir ve iddia makamında görev yapar. Sentez, yani karar makamında değil.“Devlet”in ortaya çıkmasıyla birlikte suçlar ve yargılama, kamusallaşmaya, devletleşmeye başlamıştır. Kamunun koruyucusu olan devlet adına kovuşturma yapılabilmesi için de, adı üstünde “kamu davası”nın açılması, yani uyuşmazlığın yargılama makamı önüne taşınması zorunludur.Çünkü ceza yargılamasında yargılamanın temel ilkesi bellidir: “Davasız yargılama olmaz”; “dava yoksa yargıç da yoktur”.Ceza yargılamasında (muhakemesinde) iddia (itham), bir kimsenin bir suçu işlediğini ileri sürmektir. Bu faaliyet günümüzde toplum adına Cumhuriyet Savcılığı (savcılık ) makamı tarafından yürütülmektedir. Cumhuriyet Savcısının yardımcısı kolluktur. Ayrıca, belli koşullarla suçtan zarar gören de katılan olarak iddia makamında yer alabilir. Cumhuriyet Savcısı , ceza yargılamasında (muhakemesinde) kamu adına iddia faaliyetini yürüten süjedir. Kuruluş olarak Cumhuriyet Başsavcılığı adı altında görev yapar. Toplumsal iddia makamını işgal eden süje Cumhuriyet savcısıdır. Cumhuriyet savcıları, bağlı bulundukları başsavcılık adına, yasaların ihlal edilerek toplumsal barışın bozulduğunu, yani suç işlendiğini iddia ederek yargılama makamlarına başvururlar. Cumhuriyet savcıları iddianameleriyle, yargılama makamından, sanığın suçlu olup olmadığı tespit edilerek suçluysa cezalandırılmasını, böylece toplumsal barışın yeniden kurulmasını talep ederler. Cumhuriyet savcıları bu görevi, toplumsal barışı sağlamakla yükümlü olan devlet ve kamu adına yerine getirirler. Bu nedenledir ki, Cumhuriyet’in savcısı olarak adlandırılırlar.Presentation Temyizde ve İstinafta Cumhuriyet Savcısının Sebep Gösterme Zorunluluğu ve Kapsamı(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2021) Çınar, Ali RızaCumhuriyet Savcısı, şüphelinin ve sanığın zararına da yararına da istinaf yoluna başvurabilir. (5271 sayılı CYY. m.260/3, 1412 sayılı CYY. m.289; Alm.CYY.m.296). Cumhuriyet Savcısı, objektif davranma yükümlülüğünde olan bir yargı organıdır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesi sonkararında/hükmünde hukuka aykırı bir durum gördüğünde, sanığın lehine ya da aleyhine olup olmadığını gözetmeksizin istinaf yasa yoluna başvuracaktır. Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı istinaf başvurmasında, istinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğunu açıkça bildirmiş olması koşulu aranmaz. Çünkü Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır (CYY.m.273/5). İstinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğu, Cumhuriyet Savcısı'nın istinaf yasa yoluna başvuru nedenlerinden anlaşılabilir. Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorunluluğu bundan kaynaklandığı kanısındayız. Bölge adliye mahkemesince dosyanın Cumhuriyet Savcısına geri gönderilmesi gerekir[6]. Cumhuriyet Savcısından, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermemişse , istinaf başvurmasında, istinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğunu açıkça bildirmesi istenebilir. Böylece yapılan başvurunun sanık aleyhine mi, lehine mi olduğu, hükümlerden hangisi için istinafa başvurduğu hususundaki duraksamalar giderilmiş olur.5271 sayılı CYY'nın 273. maddesinin 5. fıkrasında; "Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler." hükmüne yer verilmiştir. Cumhuriyet Savcısı’nın sanığın yararına ya da aleyhine mi olduğu aydınlanamayan yasa yolu davasını sanığın yararına kabul etmek gerekir. Yani aleyhine kabul etmek doğru olmaz. Cumhuriyet savcısı ister tek başına, isterse istinafa başvurma hakkı olan diğer kişilerle birlikte istinafa başvurmuş olsun, Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinaf incelemesini, gösterilen istinaf nedenlerine bağlı olmaksızın yapabileceği görüşündeyiz. Bunun sonucu olarak İstinaf başvurusunda belirtilenler dışındaki başka bir nedenle de Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını bozabilir ya da kaldırabilir. Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermese dahi, bunun yasada açık bir yaptırımı olmadığı için yalnız başvuru nedeni gösterilmediğinden dolayı istinaf istemini Bölge Adliye Mahkemesi reddedemez. İ̇stinafta, Cumhuriyet Savcısı dışında yasa yoluna başvurma hakkı bulunan kişilerin herhangi bir gerekçe göstermesi gerekmiyordu. Temyizde Cumhuriyet savcısı ve yasa yoluna başvurma hakkı bulunan kişilerin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır (CYY m. 294/1). Temyiz nedenlerinin gösterilmesi zorunluluğu açısından, temyiz yoluna kim tarafından gidildiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Eğer süresi içerisinde temyiz nedenleri belirtilmemiş ise, başvurunun reddine karar verilir (CYY m. 298).Presentation Suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluğu ve yargılanmaları [2021](Bilkent Üniversitesi Life Kulübü, 2021) Çınar, Ali RızaÇocuk Hakları Sözleşmesi’nde sıralanan çocuk hakları, temelde insan haklarıdır. Çünkü çocuklar, en başta insandırlar. Temel olarak, bugünün çocukları ve onların hakları için yapılan hukuksal yatırım, son aşamada bu çocukların gelecekteki çocukları ve dolayısıyla insanlığımızın geleceği için yapılmış en verimli yatırım olacaktır. Toplumumuzun en yüce değerleri, geleceğimizin en sağlam güvenceleri olarak göklere çıkarılan çocuklar, ne yazık ki somut güncel yaşam gerçeğinde hâlâ maddi ve manevi değerlerin çoğundan yoksundurlar. Sevgisizlik, baskıcı disiplin, yanlış eğitim, yükselen yeni değerlerin baştan çıkarıcılığı, köyden kente göçün yarattığı değer boşluğu ve kimlik bunalımı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, hızlı ve çarpık yapılaşma, gelir adaletsizliği, yoksulluk ve işsizlik çocuğu suça iteleyen başlıca etkenlerdir.Bu nedenlerle, ceza sorumluluğu bakımından, çocuklara özgü kusur yeteneği yaşları öngörülür. Türk Ceza Yasası'na göre oniki yaşını doldurmuş olup ,onbeş yaşını doldurmamış olan, fakat ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında, mahkemece zorunlu olarak, söz konusu suç için öngörülen özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ya da adli para cezası verilmektedir. Ancak bu cezadan yalnızca indirim yapılabilmektedir. Bu nedenlerle, onüç-onsekiz yaş arasında bulunan ve özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ile cezalandırılan, cezaevine giren çok sayıda kız ve erkek çocuk bulunmaktadır. Çocukların hayalleri, merakları ve umutları büyüklerden çok fazladır. Çocukların ve gençlerin canlı/hareketli, meraklı olmalarıyla büyük hayalleri ve umutlarının bulunması, onların yaratıcı olmalarında en büyük etkendir. Çocukların ve gençlerin yaratıcılık duygularını örselememek için bunları ceza hukukunun bir süjesi hâline getirmemek gerekir. Aksi takdirde toplumun geleceği karartılır. Ayrıca çocuklar ve gençler birçok eylemi; canlı olmalarından, büyük hayallerinden, meraklarından ve gelecekle ilgili umutlarından dolayı gerçekleştirmektedirler.Ceza hukukunun en temel ilkesi kusursuz suç ve ceza olmaz kuralıdır. Çocukların ve gençlerin eylemini erişkinler gibi suç olarak kabul etmek ve onlara ceza hukukunda öngörülen yaptırımlar uygulamak kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesine de aykırıdır. Toplumun geleceğini düşünüyorsak çocuklarla ve gençlere iletişim kurma ve kendilerini en rahat biçimde ifade edebilecekleri özgür bir ortam sağlamamız zorunludur. Özellikle çocuklara ilişkin hükümlerin temel felsefesi cezalandırma üzerine değil, eğitme ve topluma yeniden kazandırma üzerine kurulu olmalıdır. Çünkü “suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenmiş/itilmiş çocuk vardır”.Presentation Gerekçeli karar hakkı(MEF Üniversitesi Hukuk Kulübü, 2021) Çınar, Ali RızaHer yargı kararı, gerekçesinde sorunları tek tek yanıtlayıp çözen, mantıki ve hukuki bütünlük sergileyen bir yapıt olmak zorundadır. Yasalar “kanıtların tartışılmasından, ret ve üstün tutma nedenlerinden” (Eski HYY, m. 388/3, Yeni HYY, benzeri m. 297/c), “hükmün gerekçesinden” ve “gerekçesizliğin” kesin bozma nedeni olduğundan (Anayasa, md.141/3, CYY, m. 34, 230, 232, 289/g) söz etmektedir. Görüldüğü gibi, Anayasa ve yargılama yasaları, kararların ve hatta karşı görüşlerin bile gerekçeli olmalarını buyurmuştur. Gerekçe kamu düzeniyle ilgilidir. Gerekçe, yargı düzeninin olmazsa olmaz nitelikte bir temel sorunudur. Gerekçesiz yargı kararlarının, bireyin kişilik hakkını çiğnemesi yanında; hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları üzerindeki olumsuz etkisi de gözardı edilmemeli. Ayrıca gerekçenin, yargıya ve yargıca karşı güvensizlik inançlarının yaygınlaşmasında etkili bir neden olduğunu da söyleyebiliriz. Gerekçesizliğin doğurduğu bir sakınca da Yargıtay’ın yargı insanlarını yetiştirici (öğretici, pedagojik) ve disiplin özgörevlerini yerine getirememesi yüzünden, yargıçların gelişmelerini de önlemektedir.Other Olaylar ve Görüşler: İstanbul Sözleşmesi(Cumhuriyet Gazetesi, 2021) Çınar, Ali Rızaİlk imzayı Türkiye’nin attığı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi” sözleşmesi, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddeti önlemede ülkemiz adına yeni bir sürecin kapılarını açmıştır. Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur. İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve ev/aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı, bağımsız bir denetim sistemi kurulmasına yer verilen ve şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Sözleşme’nin temel amacı giriş bölümünde, kadınlara karşı şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratılması olarak belirtmektedir. Sözleşme’ye göre özellikle kadına yönelik şiddet, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türüdür. Şiddet, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını azaltmakta/zayıflatmakta ya da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet, kadının insan haklarına ağır bir ihlal oluşturmaktadır. İnsan haklarına yönelik toplumsal cinsiyet temelli ihlallerin en ciddi biçimlerinden biri ev/aile içi şiddet dahil kadınlara yönelik şiddettir. Ev/aile içi şiddet, çocuklar, erkekler ve yaşlılar gibi diğer mağdurları da kapsamak üzere görmezden gelinemeyecek kadar fazla sayıda aileyi etkileyen gizli bir olgudur. Bu olgu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 44/104 sayılı “Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri”sinin Başlangıç bölümünde de “Kadınlara karşı şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi olduğunu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde egemenlik kurulmasına ve kadınlara ayrımcılık yapılmasına yol açtığını ve kadınlara karşı uygulanan bu şiddetin erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokan çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri olduğu…” açıkça vurgulanmıştır.Article Ceza Yargılamasında Kamu Davasına Katılma(Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, 2019) Çınar, Ali RızaKamu davasına katılma, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı (önceki/eski) Ceza Yargılama Yasası’nda da (CYY) düzenlenmişti. 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası Dördüncü Kitabı, “Mağdur, Şikâyetçi, Malen Sorumlu, Katılan” başlığı altında İkinci Kısımda “Kamu Davasına Katılma” kurumunu düzenlemektedir. Yasada Türkçe kavramlar kullanılmasının dilimizin gelişmesi ve kavramların kolay anlaşılması bakımından yerinde olduğu kanısındayız. 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nda, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Yasada düzenlenen “şahsi davaya” yer verilmemiştir. Ceza Yargılama Yasası’nın 170/1. maddesine göre; kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. Suçtan zarar gören kişinin, Cumhuriyet savcısının açtığı kamu davasında, Cumhuriyet savcısının yanında, Ceza Yargılama Yasası’nın kendisine tanıdığı hak ve yetkileri sahip olarak yer almak istemesine, kamu davasına katılma (müdahale) adı verilmektedir. Kamu davasına katılma (müdahale) isteminin yetkili makam (merci) tarafından kabul edilmesi durumunda, istemde bulunan kişiye, katılan (müdahil denir. Katılma davası, Cumhuriyet Savcısının açtığı asıl ceza davası yanında bireyin açtığı tali bir ceza davasıdır. Suçtan zarar gören kişi katılan olması halinde tıpkı Cumhuriyet savcısı ve sanık gibi ceza yargılamasında (muhakemesinde) bir süje olarak yer almaktadır. Katılan, Cumhuriyet savcısının yanında yer almakla ve onun yetkilerini kullanabilmekle birlikte, ondan bağımsız bir süjedir. Ancak katılan, her ne kadar Cumhuriyet savcısından bağımsız ise de tek başına bir ceza davası açamaz. Çünkü kamu davasını açmak ve yürütmek görevi Cumhuriyet savcısına aittir. Ceza Yargılama Hukukumuzda, suç bakımından ayırım ve sınırlama getirilmeksizin, bütün suçlarda kural olarak her kamu davasına katılma mümkündür. Kamu davasına katılma isteminde bulunabilecekler (katılma davası açma hakkı olanlar), 5271 Ceza Yargılama Yasası’nın 237/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre Yasamız; mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların katılma hakkı olduğunu belirlemiştir. Kamu davasına katılma zamanı, Ceza Yargılama Yasası’nın 237/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kamu davasına katılma, ancak kovuşturma evresinde ve ilk derece mahkemesinde hüküm verilinceye kadar mümkün olmaktadır. Bu hükümden, yasa yolu aşamasında, kamu davasına katılma olanağı bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Ceza Yargılama Yasası’nın 237. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde, bazı koşulların varlığı durumunda istisnai olarak yasa yolu aşamasında da kamu davasın katılma olanağı getirilmiştir. Buna göre “Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” (CYY m. 237/2). Kamu davasına katılma için bir istek aranmaktadır. Bu isteğin ne şekilde yapılacağı Ceza Yargılama Yasası’nın 238/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi ya da katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle yapılacaktır.Conference Object Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda sorunlar ve çözüm önerileri(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2019) Çınar, Ali Rıza; Koca, Mahmut; Arslan, Çetin; İşten, İnanç; Aydın, Murat; Yaşar, YusufCinsel dokunulmazlığa karşı suçlar 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın “Kişilere Karşı İşlenen Suçların” düzenlendiği ikinci kısmın, altıncı bölümünde düzenlenmiştir. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, Türk Ceza Yasası’nın 102, 103, 104 ve 105. maddeler olmak üzere dört maddede düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, Türk Ceza Yasası’nda cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan, cezaları az olanların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olarak düzenlenmiştir. Ancak yine cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen suçlar bölümünde yer alan Türk Ceza Yasası’nın 102.maddesinin ikinci fıkrasındaki eşe karşı işlenen cinsel saldırı suçunun cezasının, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezası olduğu görülmektedir. Söz konusu bu suçun cezası çok ağır olduğu halde, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olarak düzenlenmiştir. Bu kadar ağır yaptırım öngörülen bir suçun, soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı olmasının çeşitli sorunlara yol açabileceği üzerinde durularak açıklamalarda bulunulmuştur.
