Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
25 results
Search Results
Article Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yargılanmaları(2023) Çınar, Ali RızaChildren and rights of the child are among the important subjects of the present day. The child hasn’t been developed entirely in respect of biological, physiological, psychological and sociological aspects. Therefore, each child has specific requirements in order to become an adult. The society has to support development of children, adults of the future, for its own happiness, development and sustainability and has to protect them. It is incumbent upon modern society and the State to provide a legal regime to protect the rights of the child. It would be unjust to hold a child responsible and to try under criminal law in the context of the codes to which an adult is subject. Therefore, the codes and regulations in the responsibilities and the trial of the children within the framework of the criminal law according to the protection and the best interests of the children will be mentioned in our article. However, it is worth mentioning that both the state and society do not fully fulfil their obligations in these codes and in the application of these codes. So that these deficiencies would be eliminated and the children would grow happily, healthy and in peace, creating a happy and developedArticle Bir Siyasi Davanın Anatomisi: Barış için Akademisyenler Vakası Egemenlik Gösterisi Olarak Dava ve Hakikatin Tersi Yüzü(2024) Dincer, Hulya2016’nın Ocak ayında Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinden 1128 akademisyen ve araştırmacı, kısaca “Barış Bildirisi” olarak bilinen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metinle, hükümetin Güneydoğu illerinde ilan ettiği süresiz sokağa çıkma yasaklarını ve yasaklar sırasındaki askeri operasyonlarda kullanılan orantısız kolluk gücünü protesto ettiler. Akademisyenler ayrıca hükümete, 2015’te kesintiye uğrayan barış görüşmelerine geri dönme çağrısı yaptılar. Hükümetin güvenlik politikalarını kınayan ve temel insan haklarını koruma çağrısı yapan, ülke tarihinde daha önce görülmemiş kitlesellikteki bu akademisyen girişimi, bildiri yayınlandığı andan itibaren hemen her resmî merciinin seferber edildiği, örgütlü ve çok yönlü bir siyasi baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu siyasi baskının bir ayağı da, bildiri imzacılarının terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla yargılandıkları ve mahkûm edildikleri ceza davalarıydı. Bu çalışma, Barış Bildirisi imzacılarının yargılandığı üç yıllık sürece odaklanarak, ceza davasının siyasi rejimin düşman olarak işaretlediği grupları bastırmak için hangi yöntemlerle inşa edildiğini ve otoriter bir rejimde baskı aygıtı olarak yargıya nasıl işlev yüklendiğini incelemeyi amaçlıyor. Çalışma aynı zamanda, Barış için Akademisyenler vakası üzerinden, itham edilen politik öznelerin siyasi davayı bir itiraz ve direniş alanına dönüştürme ve failliğin anlamını ters yüz etme imkânını tartışmaya açıyor.Article Üniversite Krizi, Vakıf Üniveristeleri ve Akademik Özgürlük(Galatasaray Üniversitesi, 2025) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha1982 Anayasası, vakıf üniversiteleri modelini getirerek devletin üniversite hizmet alanında tek aktör olma konumunu değiştirdi. Ancak bu kurumlar, kurumsal kimliklerini ve kamu tüzel kişisi niteliklerini sıklıkla göz ardı etmiştir. Bu durum, vakıf üniversitelerinin piyasalaştırılması/şirketleştirilmesi eğilimiyle birleşerek akademisyenlerin güvencesizleşmesine ve akademik özgürlüğün aşınmasına yol açan bir kimlik krizi yaratmıştır. Çalışma, Readings'in "üniversite harabeleri" metaforundan yola çıkarak güncel üniversite krizini analiz etmekte ve akademisyenin bu harabelerdeki varlığını sürdürme mücadelesini, akademik özgürlüğü yönetici ilke olarak kabul eden bir kavramsal ve kuramsal zeminde ele almaktadır. Çalışma ayrıca, vakıf üniversitesi modelinin -bu üniversitelerin kazanç amacı güdememesi (Anayasa’nın 130’uncu maddesi) ve kurucu vakıftan ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması (2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 6’ncı maddesi) nedeniyle- akademik özgürlük açısından önemli bir potansiyel sunduğunu savunmaktadır. Ancak mevzuattaki boşluklar ve kurucuların kâr odaklı yaklaşımları, bu potansiyeli şirketleşme lehine tahrif etmiştir. Türkiye'de üniversiteler, piyasa odaklı amaçlar, resmî ideolojiyle sınırlandırılmış akademik özgürlük ve biçimsel özerklikten yoksun bir "kışla" modeli ile mücadele etmektedir. Vakıf üniversiteleri de bu "harabenin" bir parçası olarak, kamu tüzel kişiliği ve akademisyenlerin güvenceli statüleri için verilen hukuki mücadelenin kritik cephesini oluşturmaktadır. Bu zeminin korunması, akademik özgürlüğün varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmezdir.Conference Object 2547 sayılı Kanunun Rektör Atamasına İlişkin Hükmünün Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali Sonrası Hukuksal Duruma İlişkin Tartışmalar(2025) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, otoriter ve hiyerarşik bir üniversite modeli öngörmektedir. Bu modelin en önemli figürü ise rektördür. Yoğun bir merkeziyetçilik üzerine kurgulanmış bu modelin en üst hiyerarşik amiri olan rektör çok güçlü yetkilerle donatılmıştır. Böyle bir üniversite modelinin üniversite özerkliğine alan tanımadığı ortadadır. Buna ek olarak Cumhurbaşkanına rektörü tek başına atama yetkisinin verilmesi, Türkiye'de Yükseköğretim mevzuatına karşın fiilen belli oranda özerk yönetilen ve özgür bir ortama sahip olan az sayıdaki üniversiteyi de yürütmenin güdümüne ve tam denetimine sokmuştur. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanına verilen bu yetkiyi iptal etmiş ve iptal kararının yürürlüğe girmesini bir yıl ertelemiştir. Söz konusu sürenin dolmasına çok az bir zaman kalmış olmasına karşın rektör seçimi ve atanması ile ilgili yeni bir düzenleme yapılmamıştır. Bunun üzerine yürütme kanadı ve öğretideki bazı yazarlar tarafından Yükseköğretim Kanununda bu konuda bir düzenleme yapılmasa da 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Cumhurbaşkanına tek başına atama rektör yetkisi veren düzenlemeye dayanılarak rektör atamalarının devam edeceği ileri sürülmüştür. Ne var ki, kanun ve cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin düzenleme alanını ve ilişkisini düzenleyen 1982 Anayasasının 104'üncü maddesinin 17'nci fıkrasını bu şekilde yorumlamak mümkün değildir. Bu yöndeki yorum, cumhurbaşkanlığı kararnamelerine kanunun "yedeği" işlevi tanımak olur ki anayasa koyucunun iradesinin bu olmadığı açıktır. Bu yorum geçerli olsaydı Anayasa Mahkemesi Yükseköğretim Kanununun rektör atanması ile ilgili hükmünü iptal ederken bir yasal boşluk oluşacağından bahisle iptal kararının yürürlüğünü ertelemezdi. Diğer bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin kararın yürürlüğünü erteleme iradesi de 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesindeki hükmün, Yükseköğretim Kanunundaki ilgili maddenin yedeği işlevi göremeyeceğini ortaya koymaktadır. Mevcut koşullarda öncelikle yürütmeye karşı yasamanın alanını savunarak konunun mutlaka yasama tarafından düzenlenmesi gerektiğinin altını çizmeliyiz. Yasama süreçlerinde ise kanun koyucunun üniversite özerkliğine uygun ve üniversitenin iradesinin belirleyici olacağı bir düzenleme yapması yönünde mücadele etmeliyiz.Conference Object KVKK İdari Para Cezası Kararlarına Karşı Yargısal Başvuru Yoluna İlişkin Güncel Düzenlemenin Hak Arama Özgürlüğü ve Mülkiyet Hakkı Açısından Değerlendirilmesi(2024) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 18'inci maddesine 02/03/2024 tarih ve 7499 sayılı Kanunla eklenen 3'üncü fıkra, Kurul tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açılacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme idari yargının görev alanı konudaki Anayasa Mahkemesi içtihadı ile uyumludur. Ek fıkra düzenlemesinden önce Kurul'un verdiği idari para cezalarına karşı sulh ceza hakimliklerine yapılan itirazların büyük çoğunluğunun ret ile sonuçlanması, ciddi anlamda hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı ihlaline neden olmaktaydı. Zira sulh ceza hakimlikleri kişisel verilerin korunması hukuku gibi oldukça teknik detaylar içeren bir konuda karar verecek uzman mahkeme konunda değildi. Bu nedenle söz konusu değişiklik sonucunda hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkı açısından daha olumlu bir yargısal deneyim yaşanmasını umabiliriz. Ancak Kurul tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açarken artık söz konusu uyuşmazlıkların İdari Yargılama Usulü Kanununa tabii olduğu, dolayısıyla dava açmadan önce İYUK 11 uyarınca ihtiyari idari itiraza başvurulabileceği ve idari yargı mercilerinin idari işlem niteliğinde karar veremeyecekleri göz önünde bulundurularak dava dilekçelerinde sadece işlemin iptalinin talep edilebileceği, idari para cezasının daha düşük bir miktar üzerinden takdir edilmesinin ek bir talep olarak gündeme getirilemeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır.Conference Object Conference Object Tüketicinin Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Reklamlara Karşı Korunması(2025) Pelin Işıntan, İhsan Gülçin; Işıntan, PelinSosyal medyanın hayatlarımızda işgal ettiği yer giderek arttıkça bu mecranın tüketicilere ulaşmak için yeni bir kanal olarak kullanımı da artmıştır. Geleneksel medya kanallarına nazaran tüketiciyle daha mikro düzeyde iletişim sağlama imkanı veren sosyal medyada çeşitli yöntem ve teknikler kullanılarak mevcut ve müstakbel tüketicilerin ilgisini çekmek mümkün hale gelmiş ve hatta “içerik üreticisi” olarak ifade edilen yeni bir meslek kendisini kabul ettirmiştir; zira her sosyal medya kullanıcısı aynı zamanda kullanılan sosyal medya aracının türüne göre yazılı, görsel veya işitsel içerikler üreterek bunu diğer kullanıcılar ile paylaşabilmektedir. Her ne kadar pazarlama ve reklam faaliyetlerinde toplum tarafından tanınan kişilerin şöhretinden yararlanmak bilinen bir yöntem olsa da, sosyal medya etkileyicileri ya da influencer olarak tabir edilen kişilerin yer aldıkları faaliyetler geleneksel reklam faaliyetlerine nazaran farklılıklar içermektedir. Bu kişiler, bilinen anlamda ünlüler olabileceği gibi sadece sosyal medya kullanıcıları arasında belli bir şöhrete sahip içerik üreticileri de olabilir. Sosyal medyada yüksek takipçi sayısına sahip ve takipçileriyle sanal da olsa kurduğu ilişki nedeniyle onları belli bir davranışa yönlendirme hususunda özel bir etkiye sahiptir. Bahsi geçen takipçiler samimiyetine inandıkları, güvendikleri ve bazen de özendikleri bu kişilerin gittiği, gezdiği yerleri, kullandıkları ürünleri, yiyip içtikleri mekanları sosyal medyada an be an takipte oldukları için çoğu zaman bir tanıtım faaliyetine maruz kaldıklarını bile fark edemeyebilirler. Bu nedenle sosyal medyadaki bu faaliyetlerin kontrol altına alınması ve tüketicilere özel bir korunma sağlanması zorunlu ve bir o kadar da zorludur. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 61. maddesinde ticari reklamın tanımını vermiş ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği de reklamın tüketici tarafından reklam olarak algılanması gereğinin altını çizmiştir. Ancak, reklam faaliyetinin zorunlu bir unsurunu teşkil eden ayırt edicilik sosyal medya etkileyicilerinin yaptıkları faaliyetlerdeki en sorunlu unsurdur ve bu bağlamda örtülü reklam yasağına özellikle dikkat edilmelidir. Bu nedenle 4.5.2021 tarih ve 309 sayılı Reklam Kurulu Kararına dayanan ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkartılan Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz’da konu ayrıca ele alınmış ve her bir sosyal medya aracında tüketicinin reklama maruz kaldığını anlayabilmesi için yapılması gerekenler özel olarak açıklanmıştır. Çalışmamızda tüketicinin sosyal medya etkileyicilerinin faaliyetlerine karşı korunması bakımından mevzuat hükümlerinin öngördüğü düzen ve korumanın yeterliliği incelenecektir.Conference Object Conference Object Arabuluculukta Anlaşılan Hususlar Hakkında Dava Açma Yasağının Sınırları ve Sonuçları(İHU Yayınları, 2024) Yazıcı, Çiğdem; Yeşilırmak, Ali; Bozkurt Gümrükçüoğlu,Yeliz; Yakacak, Gülnihal Ahter; Kafalı, Ömer Faruk; Güldağı, Abdülmecit; Kol, Hüseyin YağızhanArabuluculuk süreci sonunda taraflarca anlaşmaya varılması halinde arabuluculuk süreci sona erer (HUAK m.17, 1/a; HUAKY m.20, 1/a). Taraflar, sürece dahil ettikleri uyuşmazlık konularıyla ilgili olarak anlaşmaya vardıklarında anlaşmanın içeriğini, ayrıca düzenleyecekleri bir anlaşma belgesine bağlayabilirse de bu zorunlu değildir. Taraflar-ca anlaşılan hususlar hakkında anlaşma belgesi düzenlenirse bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır (HUAK m.18, I; Yön. m.21, 1). Söz konusu anlaşma belgesinin hukukî niteliği bakımından doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu anlaşma belgesinin ilâm niteliğinde olup olmadığının ise çeşitli ihtimâllere göre değerlendirilmesi gerekir. Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatlarıyla arabulucunun birlikte imzalamış oldukları anlaşma belgesi ilâm niteliğinde belge sayılır (HUAK m.18, IV; Yön. m.21, VI). Buna karşılık, sadece taraflarla arabulucunun birlikte imzalamış oldukları anlaşma belgesi veya sadece taraflardan birisinin avukatının imzasını taşıyan anlaşma belgesinin ilâm niteliğinde sayılması için görevli mahkemeden, icra edilebilirliğine ilişkin bir şerh alınması gerekir (HUAK m.18, II, son c.). Ticarî uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge sayılacağı kabul edilmiştir (HUAK m. 18/4). Arabuluculuk süreci sonunda bir anlaşma belgesi düzenlenmemişse, arabulucu tarafından hazırlanan son tutanakta taraflarca üzerinde anlaşılan hususlar belirtilmek suretiyle arabuluculuk süreci sona erdirilir.Presentation Temyizde ve İstinafta Cumhuriyet Savcısının Sebep Gösterme Zorunluluğu ve Kapsamı(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2021) Çınar, Ali RızaCumhuriyet Savcısı, şüphelinin ve sanığın zararına da yararına da istinaf yoluna başvurabilir. (5271 sayılı CYY. m.260/3, 1412 sayılı CYY. m.289; Alm.CYY.m.296). Cumhuriyet Savcısı, objektif davranma yükümlülüğünde olan bir yargı organıdır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesi sonkararında/hükmünde hukuka aykırı bir durum gördüğünde, sanığın lehine ya da aleyhine olup olmadığını gözetmeksizin istinaf yasa yoluna başvuracaktır. Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı istinaf başvurmasında, istinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğunu açıkça bildirmiş olması koşulu aranmaz. Çünkü Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır (CYY.m.273/5). İstinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğu, Cumhuriyet Savcısı'nın istinaf yasa yoluna başvuru nedenlerinden anlaşılabilir. Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorunluluğu bundan kaynaklandığı kanısındayız. Bölge adliye mahkemesince dosyanın Cumhuriyet Savcısına geri gönderilmesi gerekir[6]. Cumhuriyet Savcısından, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermemişse , istinaf başvurmasında, istinaf isteğinin sanığın yararına ya da aleyhine olduğunu açıkça bildirmesi istenebilir. Böylece yapılan başvurunun sanık aleyhine mi, lehine mi olduğu, hükümlerden hangisi için istinafa başvurduğu hususundaki duraksamalar giderilmiş olur.5271 sayılı CYY'nın 273. maddesinin 5. fıkrasında; "Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler." hükmüne yer verilmiştir. Cumhuriyet Savcısı’nın sanığın yararına ya da aleyhine mi olduğu aydınlanamayan yasa yolu davasını sanığın yararına kabul etmek gerekir. Yani aleyhine kabul etmek doğru olmaz. Cumhuriyet savcısı ister tek başına, isterse istinafa başvurma hakkı olan diğer kişilerle birlikte istinafa başvurmuş olsun, Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinaf incelemesini, gösterilen istinaf nedenlerine bağlı olmaksızın yapabileceği görüşündeyiz. Bunun sonucu olarak İstinaf başvurusunda belirtilenler dışındaki başka bir nedenle de Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını bozabilir ya da kaldırabilir. Cumhuriyet Savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermese dahi, bunun yasada açık bir yaptırımı olmadığı için yalnız başvuru nedeni gösterilmediğinden dolayı istinaf istemini Bölge Adliye Mahkemesi reddedemez. İ̇stinafta, Cumhuriyet Savcısı dışında yasa yoluna başvurma hakkı bulunan kişilerin herhangi bir gerekçe göstermesi gerekmiyordu. Temyizde Cumhuriyet savcısı ve yasa yoluna başvurma hakkı bulunan kişilerin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır (CYY m. 294/1). Temyiz nedenlerinin gösterilmesi zorunluluğu açısından, temyiz yoluna kim tarafından gidildiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Eğer süresi içerisinde temyiz nedenleri belirtilmemiş ise, başvurunun reddine karar verilir (CYY m. 298).
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »
