Hukuk Fakültesi Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935

Browse

Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Article
    Üniversite Krizi, Vakıf Üniveristeleri ve Akademik Özgürlük
    (Galatasaray Üniversitesi, 2025) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha
    1982 Anayasası, vakıf üniversiteleri modelini getirerek devletin üniversite hizmet alanında tek aktör olma konumunu değiştirdi. Ancak bu kurumlar, kurumsal kimliklerini ve kamu tüzel kişisi niteliklerini sıklıkla göz ardı etmiştir. Bu durum, vakıf üniversitelerinin piyasalaştırılması/şirketleştirilmesi eğilimiyle birleşerek akademisyenlerin güvencesizleşmesine ve akademik özgürlüğün aşınmasına yol açan bir kimlik krizi yaratmıştır. Çalışma, Readings'in "üniversite harabeleri" metaforundan yola çıkarak güncel üniversite krizini analiz etmekte ve akademisyenin bu harabelerdeki varlığını sürdürme mücadelesini, akademik özgürlüğü yönetici ilke olarak kabul eden bir kavramsal ve kuramsal zeminde ele almaktadır. Çalışma ayrıca, vakıf üniversitesi modelinin -bu üniversitelerin kazanç amacı güdememesi (Anayasa’nın 130’uncu maddesi) ve kurucu vakıftan ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması (2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 6’ncı maddesi) nedeniyle- akademik özgürlük açısından önemli bir potansiyel sunduğunu savunmaktadır. Ancak mevzuattaki boşluklar ve kurucuların kâr odaklı yaklaşımları, bu potansiyeli şirketleşme lehine tahrif etmiştir. Türkiye'de üniversiteler, piyasa odaklı amaçlar, resmî ideolojiyle sınırlandırılmış akademik özgürlük ve biçimsel özerklikten yoksun bir "kışla" modeli ile mücadele etmektedir. Vakıf üniversiteleri de bu "harabenin" bir parçası olarak, kamu tüzel kişiliği ve akademisyenlerin güvenceli statüleri için verilen hukuki mücadelenin kritik cephesini oluşturmaktadır. Bu zeminin korunması, akademik özgürlüğün varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmezdir.
  • Conference Object
    2547 sayılı Kanunun Rektör Atamasına İlişkin Hükmünün Anayasa Mahkemesi Tarafından İptali Sonrası Hukuksal Duruma İlişkin Tartışmalar
    (2025) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha
    2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, otoriter ve hiyerarşik bir üniversite modeli öngörmektedir. Bu modelin en önemli figürü ise rektördür. Yoğun bir merkeziyetçilik üzerine kurgulanmış bu modelin en üst hiyerarşik amiri olan rektör çok güçlü yetkilerle donatılmıştır. Böyle bir üniversite modelinin üniversite özerkliğine alan tanımadığı ortadadır. Buna ek olarak Cumhurbaşkanına rektörü tek başına atama yetkisinin verilmesi, Türkiye'de Yükseköğretim mevzuatına karşın fiilen belli oranda özerk yönetilen ve özgür bir ortama sahip olan az sayıdaki üniversiteyi de yürütmenin güdümüne ve tam denetimine sokmuştur. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanına verilen bu yetkiyi iptal etmiş ve iptal kararının yürürlüğe girmesini bir yıl ertelemiştir. Söz konusu sürenin dolmasına çok az bir zaman kalmış olmasına karşın rektör seçimi ve atanması ile ilgili yeni bir düzenleme yapılmamıştır. Bunun üzerine yürütme kanadı ve öğretideki bazı yazarlar tarafından Yükseköğretim Kanununda bu konuda bir düzenleme yapılmasa da 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Cumhurbaşkanına tek başına atama rektör yetkisi veren düzenlemeye dayanılarak rektör atamalarının devam edeceği ileri sürülmüştür. Ne var ki, kanun ve cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin düzenleme alanını ve ilişkisini düzenleyen 1982 Anayasasının 104'üncü maddesinin 17'nci fıkrasını bu şekilde yorumlamak mümkün değildir. Bu yöndeki yorum, cumhurbaşkanlığı kararnamelerine kanunun "yedeği" işlevi tanımak olur ki anayasa koyucunun iradesinin bu olmadığı açıktır. Bu yorum geçerli olsaydı Anayasa Mahkemesi Yükseköğretim Kanununun rektör atanması ile ilgili hükmünü iptal ederken bir yasal boşluk oluşacağından bahisle iptal kararının yürürlüğünü ertelemezdi. Diğer bir anlatımla, Anayasa Mahkemesinin kararın yürürlüğünü erteleme iradesi de 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesindeki hükmün, Yükseköğretim Kanunundaki ilgili maddenin yedeği işlevi göremeyeceğini ortaya koymaktadır. Mevcut koşullarda öncelikle yürütmeye karşı yasamanın alanını savunarak konunun mutlaka yasama tarafından düzenlenmesi gerektiğinin altını çizmeliyiz. Yasama süreçlerinde ise kanun koyucunun üniversite özerkliğine uygun ve üniversitenin iradesinin belirleyici olacağı bir düzenleme yapması yönünde mücadele etmeliyiz.
  • Conference Object
    KVKK İdari Para Cezası Kararlarına Karşı Yargısal Başvuru Yoluna İlişkin Güncel Düzenlemenin Hak Arama Özgürlüğü ve Mülkiyet Hakkı Açısından Değerlendirilmesi
    (2024) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha
    6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 18'inci maddesine 02/03/2024 tarih ve 7499 sayılı Kanunla eklenen 3'üncü fıkra, Kurul tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açılacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme idari yargının görev alanı konudaki Anayasa Mahkemesi içtihadı ile uyumludur. Ek fıkra düzenlemesinden önce Kurul'un verdiği idari para cezalarına karşı sulh ceza hakimliklerine yapılan itirazların büyük çoğunluğunun ret ile sonuçlanması, ciddi anlamda hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı ihlaline neden olmaktaydı. Zira sulh ceza hakimlikleri kişisel verilerin korunması hukuku gibi oldukça teknik detaylar içeren bir konuda karar verecek uzman mahkeme konunda değildi. Bu nedenle söz konusu değişiklik sonucunda hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkı açısından daha olumlu bir yargısal deneyim yaşanmasını umabiliriz. Ancak Kurul tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açarken artık söz konusu uyuşmazlıkların İdari Yargılama Usulü Kanununa tabii olduğu, dolayısıyla dava açmadan önce İYUK 11 uyarınca ihtiyari idari itiraza başvurulabileceği ve idari yargı mercilerinin idari işlem niteliğinde karar veremeyecekleri göz önünde bulundurularak dava dilekçelerinde sadece işlemin iptalinin talep edilebileceği, idari para cezasının daha düşük bir miktar üzerinden takdir edilmesinin ek bir talep olarak gündeme getirilemeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır.
  • Book Part
    Devlet memurlarının sadakat yükümlülüğünün anlam ve kapsamı üzerine bir inceleme
    (Atılım Üniversitesi Yayınları, 2020) Hacımuratlar Sevinç, Zeliha
    Son yıllarda Türkiye’de kamu görevlilerinin “devlete sadakat yükümlülüğü” daha önce hiç olmadığı kadar sık ve farklı düzlemlerde gündeme getirilmektedir. Devlete sadakat hem kavram hem de bir yükümlülük biçimi olarakkamu görevlileri hakkında yapılan hukuki tasarruflara ilişkin yargı kararlarında da, alışık olmadığımız bir sıklıkla ve düşündürücü bir biçimde yer bulmaya başlamıştır. Sözü edilen yargı kararlarına konu hukuki tasarruflar, kamu görevlisi hakkında alınan naklen atama ve terfi etmez kararları ile disiplin cezalarından herhangi bir disiplin süreci işletilmeksizin olağanüstü hal kararnameleriyle alınan “ihraç kararları”na kadar uzanmaktadır.