Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
101 results
Search Results
Article Effect of Belief in Free Will on the Intensity of Third-Party Punishment(Istanbul University Press, 2025) Çakar, Tuna; Akyürek, Güçlü; Erözden, Ozan; Özen, Zeynep; Şahin, Türkay; Keskin, İrem Nur; Ünlü, MeryemThe institutionalized criminal justice mechanisms are built on two psychological and social traits: third-party punishment (TPP) and belief in free will (BFW). TPP is the administration of a sanction to a transgressor by an individual not affected by the transgression. BFW posits that humans are in control of their actions. Previous studies have indicated that BFW influences TPP. The aim of this study is to investigate whether the level of BFW has an impact on the magnitude of punishment in TPP tasks. Furthermore, it questions whether the degree of affective arousal of the punisher creates an additional effect on the magnitude of the punishment. Our basic hypothesis is that the BFW and punishment magnitude are positively correlated. We also hypothesize that the expected positive correlation between BFW and punishment magnitude will be more manifest in low-affect scenarios than in high-affect ones. Participants (N = 726) were given 49 hypothetical crime scenarios categorized as low- and high-affect cases. Upon reading each scenario, the participants were tasked to attribute a penalty between the two given options. Our results showed that the level of BFW was positively correlated with the degree of punishment administered in the hypothetical crime scenarios and that the average punishment magnitude for participants with a low level of BFW increased in the high-affect crime scenarios. We assume that our results would shed light on the underlying causes of public reactions to criminal sentencing policies, thus helping lawmakers in enacting better regulations in this respect. 2025. Çakar, T., Akyürek, G., Erözden, O., Şahin, T., Keskin, İ. N., Ünlü, M., Özen, D. H. & Özen, Z.Article Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yargılanmaları(2023) Çınar, Ali RızaChildren and rights of the child are among the important subjects of the present day. The child hasn’t been developed entirely in respect of biological, physiological, psychological and sociological aspects. Therefore, each child has specific requirements in order to become an adult. The society has to support development of children, adults of the future, for its own happiness, development and sustainability and has to protect them. It is incumbent upon modern society and the State to provide a legal regime to protect the rights of the child. It would be unjust to hold a child responsible and to try under criminal law in the context of the codes to which an adult is subject. Therefore, the codes and regulations in the responsibilities and the trial of the children within the framework of the criminal law according to the protection and the best interests of the children will be mentioned in our article. However, it is worth mentioning that both the state and society do not fully fulfil their obligations in these codes and in the application of these codes. So that these deficiencies would be eliminated and the children would grow happily, healthy and in peace, creating a happy and developedArticle Bir Siyasi Davanın Anatomisi: Barış için Akademisyenler Vakası Egemenlik Gösterisi Olarak Dava ve Hakikatin Tersi Yüzü(2024) Dincer, Hulya2016’nın Ocak ayında Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinden 1128 akademisyen ve araştırmacı, kısaca “Barış Bildirisi” olarak bilinen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metinle, hükümetin Güneydoğu illerinde ilan ettiği süresiz sokağa çıkma yasaklarını ve yasaklar sırasındaki askeri operasyonlarda kullanılan orantısız kolluk gücünü protesto ettiler. Akademisyenler ayrıca hükümete, 2015’te kesintiye uğrayan barış görüşmelerine geri dönme çağrısı yaptılar. Hükümetin güvenlik politikalarını kınayan ve temel insan haklarını koruma çağrısı yapan, ülke tarihinde daha önce görülmemiş kitlesellikteki bu akademisyen girişimi, bildiri yayınlandığı andan itibaren hemen her resmî merciinin seferber edildiği, örgütlü ve çok yönlü bir siyasi baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu siyasi baskının bir ayağı da, bildiri imzacılarının terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla yargılandıkları ve mahkûm edildikleri ceza davalarıydı. Bu çalışma, Barış Bildirisi imzacılarının yargılandığı üç yıllık sürece odaklanarak, ceza davasının siyasi rejimin düşman olarak işaretlediği grupları bastırmak için hangi yöntemlerle inşa edildiğini ve otoriter bir rejimde baskı aygıtı olarak yargıya nasıl işlev yüklendiğini incelemeyi amaçlıyor. Çalışma aynı zamanda, Barış için Akademisyenler vakası üzerinden, itham edilen politik öznelerin siyasi davayı bir itiraz ve direniş alanına dönüştürme ve failliğin anlamını ters yüz etme imkânını tartışmaya açıyor.Article BM Güvenlik Konseyi Listeleri ve İç Hukukta Terör Örgütünün Tespiti(2025) Akyürek, GüçlüTerörle mücadele kapsamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, gerçek kişi ve kurumları listeleyerek yaptırımlar uygulanmasına karar vermekte, üye devletler de bunu uygulamakla yükümlü kılınmaktadır. Öte yandan bir üye devlette, Türkiye’de, yargı yerlerinin bir örgütün terör örgütü olup olmadığını belirlerken söz konusu listeleri nasıl değerlendirmeleri gerektiği tartışılmalıdır. Bu çalışmada öncelikle listelerin hukuksal altyapısı ve gelişimi, sonrasında da temel ceza yargılaması ilkeleri ve Yargıtay kararları ışığında, bir terör örgütünün varlığı belirlenirken, adı geçen listelerin ispat gücü ele alınmaktadır.Article "Birlikte Taşınmaz İpoteği" ile "Birlikte Gemi İpoteği" Arasında Kisa Bir Karşılaştırma(Pîrî Reis Üniversitesi Deniz Hukuku Dergisi, 2024) Kapancı, Kadir BerkBirlikte taşınmaz Ipoteği ve birlikte gemi Ipoteği, ayrı ayrı hükümlerle Türk Medeni Kanunu ("TMK) ve Türk Ticaret Kanunu ("TTK") çatıları altında düzenlemeye kavuşturulmuştur. Her iki birlikte Ipotek yapısı da paylı ve toplu Ipotek olmak üzere ikili bir alt gruplandırmayla ele alınmaktadır. TMK m. 855'e bakıldığında, biriikte taşınmaz Ipoteğinin toplu Ipotek ayağında ciddi sınırlamaların yapıldığıve bu birlikte Ipotek yapısına Istisnal olarak yer verildlği görülürken, TTK m. 1021'in birlikte gemi Ipoteği bakımından böyle bir kısıtlamaya gitmediği görülmektedir. Diğer taraftan bu İkl yapının birbirlerine ciddi anlamda benzeyen yönleri de mevcut bulunmaktadır. İşbu çalışmamızın amacı, bu Iki kurum arasındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya koyulmasıdır.Article Vakıf kökenli taşınmaz mülkiyetinin (mahluliyet halinde) vakfına dönmesi (Vakıflar Kanunu m.17)(İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2023) Kurt, EkremTasarruf edenlerin veya maliklerin (Hazine dışında) mirasçı bırakmadan ölüm- leri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara dü şmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir (VK m. 17). Vakıf malvarlığının özel mülkiyete tabi eşyadan vakfedilmesi esastır. Ancak tarihi süreç içinde devlet malı olan miri araziden de çok sayıda taşınmazın icareteyn veya mukataa usulüyle vakfedildiğini görüyoruz. 1935’ten itibaren icareteyn ve mukataalı vakıf taşınmazları taviz bedeli yoluyla mutasarrıflarının mülkiyetine geçirilerek tasfiye edilmiştir. Her türlü vakıf ta şınmazı değil, yaln ızca icareteynli ve mukataalı usulle tasarruf edilen taşınmazlar vakfına dönebilecektir. An ılan usuller olağan kiradan farklı olup tasarruf hakkı sahibine mülkiyete yakın haklar bahşetmektedir. Kiracı bu hakkını üçün- cü kişilere devredebileceği gibi ölümü halinde mirasçılarına dahi intikal etmektedir. Gerçekte icareteynli ya da mukataalı olmak bir vakfın değil, vakfa ait her bir ta- şınmaz bakımından değerlendirilmek gerekir. Bir vakfın eş zamanlı olarak birden fazla usulle kiralanmış taşınmazları bulunabilir. Dolayısıyla mahluliyet durumunda tespitin her taşınmaz için ayrı yapılması gerekir.Article Taşınmazların rızaya dayalı olarak birleştirilmesi ve ayrılması (İfraz ve tevhit) işlemleri(Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2023) Kurt, EkremTapu kütüğü kural olarak parsel esasına göre tutulur. Yani her parsele tapu kütüğünde bir sayfa açılır. Parsel taşınmazın birimidir. Yani her parsel bir taşınmazdır. Kadastro uygulaması ile tespit olunan parsel- lerin zamanla sınırdaş parsellerle birleştirilmesi veya parselin kendi içinde birden çok parsele ayrılması gerekebilir. Bu işlemlere birleştirme (tevhit) ve ayırma (ifraz) adı verilir. Birleştirme ve ayırma işlemleri çoğu zaman cebri yani arazi toplulaştırılmasında veya imar uygulamasında olduğu gibi mevzuat gereği olabilir. Ancak yasal kısıtlamalara uyulmak kaydıyla iradi olarak yapılması da mümkündür. Bu çalışmada iradeye dayanan birleştirme ve ayırma işlemleri incelenmiştir. Birleştirmede önceki parsellere ilişkin tapu kütüğü sayfaları kapatılır ve birleşerek oluşan yeni parsel için ayrı sayfa açılarak oraya tescil gerçekleştirilir. Ayırmada ise önceki kütük sayfası kapatılırken, yeni oluşan parsellerin her birine ayrı birer kütük sayfası açılarak buraya tescilleri gerçekleştirilir. Tarım arazilerinde ve imarlı arsalarda birleştirme işlemi hoş karşılanır ve olumlu sonuçları vardır. Tarım arazilerinin birleşme yoluyla büyümesi yoluyla verimliliğinin artması umulur. İmar arsalarında ise mima- ra sanatını icra etme imkanı verecek genişlik sağlar. Ayırma ise her iki taşınmaz grubunda (tarımsal ve imarlı) arzulanan bir durum değildir. Zira tarımda verimin düşmesine, kentleşmede de çirkin ve kullanışsız yapıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle ayırma işlemleri kamu hukuku düzenlemeleriyle ciddi sınırlamalara tabi tutulmuştur.Article Diplomatik Koruma ve Konsolosluk Yardımında Çoklu Vatandaşlık(2024) Asar, Bilge Nur Erson; Perçin, GizemDevlet ile birey arasında hukuki bir bağ olarak tanımlanan vatandaşlığa bağlı hak ve yükümlülükler, öncelikle vatandaşlık devletinin egemenlik yetkisini kullandığı ülke üzerinde doğmaktadır. Ancak günümüzde yoğun bir artış gösteren nüfus hareketliliği, birçok bireyin vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı devletlerin ülkelerinde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Bulundukları devlet bakımından yabancı statüsünde kabul edilen bu bireyler, o devletin hukuk düzeni içerisinde haklarını savunmak, haklarının ihlal edilmesi halinde ise zararlarının giderilmesini talep etmek zorunda kalabilmektedir. Yabancıların, hukuk sistemine de yabancı oldukları bu devletlerde, haklarını savunmak bakımından ihtiyaç duydukları konsolosluk yardımı ve ihlal edilen haklarının giderimi için aradıkları diplomatik koruma, kural olarak, vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları devlet tarafından kendilerine verilebilmektedir. Ancak yabancının birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olması durumunda, gerek konsolosluk yardımı gerek diplomatik korumanın hangi vatandaşlık devleti tarafından sağlanacağı ya da vatandaşlık devletlerinin her ikisinin de harekete geçip geçemeyeceği çözüme kavuşturulması gereken meselelerdir. Ayrıca çoklu vatandaşlık devletlerinin konsolosluk yardımı ile diplomatik korumayı birbirlerine karşı ileri sürüp süremeyecekleri de bu konuda başka bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, hem bireyin kabul eden devlet ve ihlal devleti bakımından yabancı olduğu durumlarda her bir vatandaşlık devletinin konsolosluk yardımı ve diplomatik korumada bulunabilmesi, hem de bireyin vatandaşlık devletleri arasında bu yardım ve korumanın mümkün olup olmadığı değerlendirilmiş; konuyla ilgili aranan koşul ve kriterler üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın diplomatik koruma bakımından, temel argümanı çoklu vatandaşlık devletlerinin ayrı ayrı hareket ettiği hallerde ihlal devletinin etkin vatandaşlık devleti ile sonraki süreçleri yürütebileceği; ancak vatandaşlık devletlerinin birlikte hareket ettikleri durumlarda böyle bir kriterin uygulanmasının gerekli olmadığıdır. Temel amacı, yabancı olduğu bir hukuk sisteminde karşılaşabileceği zorluklar karşısında bireyi desteklemek olan konsolosluk yardımında ise, çoklu vatandaşlık devletlerinin, kabul eden devlette, birlikte veya ayrı ayrı konsolosluk yardımı sağlama haklarının devletlerin egemen eşitlik ilkesine uygun olduğu; bununla birlikte vatandaşlık devletlerinden birinde özgürlüğü kısıtlanan birey bakımından konsolosluk yardımının sağlanması yükümlülüğünün bulunmadığı kabul edilmedir.Article Bir Siyasi Davanın Anatomisi: Barış için Akademisyenler Vakası Egemenlik Gösterisi Olarak Dava ve Hakikatin Tersi Yüzü(Mülkiye Dergisi, 2024) Dinçer, Hülya2016’nın Ocak ayında Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli üniversitelerinden 1128 akademisyen ve araştırmacı, kısaca “Barış Bildirisi” olarak bilinen “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metinle, hükümetin Güneydoğu illerinde ilan ettiği süresiz sokağa çıkma yasaklarını ve yasaklar sırasındaki askeri operasyonlarda kullanılan orantısız kolluk gücünü protesto ettiler. Akademisyenler ayrıca hükümete, 2015’te kesintiye uğrayan barış görüşmelerine geri dönme çağrısı yaptılar. Hükümetin güvenlik politikalarını kınayan ve temel insan haklarını koruma çağrısı yapan, ülke tarihinde daha önce görülmemiş kitlesellikteki bu akademisyen girişimi, bildiri yayınlandığı andan itibaren hemen her resmî merciinin seferber edildiği, örgütlü ve çok yönlü bir siyasi baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu siyasi baskının bir ayağı da, bildiri imzacılarının terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla yargılandıkları ve mahkûm edildikleri ceza davalarıydı. Bu çalışma, Barış Bildirisi imzacılarının yargılandığı üç yıllık sürece odaklanarak, ceza davasının siyasi rejimin düşman olarak işaretlediği grupları bastırmak için hangi yöntemlerle inşa edildiğini ve otoriter bir rejimde baskı aygıtı olarak yargıya nasıl işlev yüklendiğini incelemeyi amaçlıyor. Çalışma aynı zamanda, Barış için Akademisyenler vakası üzerinden, itham edilen politik öznelerin siyasi davayı bir itiraz ve direniş alanına dönüştürme ve failliğin anlamını ters yüz etme imkânını tartışmaya açıyor.Article Ceza Yargılama Hukukunda “Duruşma Aşamasının” Temel İlkeleri(Terazi Hukuk Dergisi, 2024) Çınar, Ali RızaCeza Yargılama Hukuku sürecinde ulaşılmak istenen amaç Medeni Yargılama Hukuku sürecinde olduğu gibi biçimsel gerçeklik değil, daha önce yaşanmış olaya bağlı somut gerçekliktir. Ceza yargılama sürecinin amaçladığı maddi /somut gerçek, hukuka uygun yöntemler ile yapılan araştırma ve soruşturma sonucu elde edilen kanıtlar ve bu kanıtların duruşmada tartışılması ile yargılama sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi ile ortaya çıkarılacaktır. Bu nedenle de yargılamanın en önemli evresi ilk derece/olay mahkemesindekikovuşturma evresidir. Bu evrenin en önemli aşaması da yargılanan kişinin atılı suçu işleyip işlemediğinin, olayın gerçek olup olmadığının belirlendiği duruşma aşamasıdır. Bu aşamada uyulması zorunlu temel ilkeler vardır. Çünkü daha önce yaşanmış somut olay konusundaki kuşku, duruşmada; iddia, savunma ve yargılama makamlarınca bütün yönleriyle herkesin gözleri önünde sözlü olarak tartışılan ve beş duyuyla algılanan kanıtların ışığında hep birlikte yenilecek ve yalnızca duruşmaya getirtilip tartışılan kantların ışığında edinilen izlenimleregöre oluşan ve ulaşılan vicdani kanıya göre "yargı" (hüküm) kurulacaktır. Bundan dolayı, bu makalemizde Ceza Yargılama Hukuku’nun iki evresi olan soruşturma ve kovuşturma evresi hakkında genel bir bilgi verilip kovuşturma evresinin en yaşamsal aşaması olan duruşma aşamasından, öneminden ve bu aşamada uyulması zorunlu ilkelerden söz edilecektir. Ceza Yargılama Hukuku ile amaçlanan maddi gerçek ancak kovuşturma evresinin duruşma aşamasındaki zorunlu ilkelere uyulması ile ortaya çıkarılacak ve hukuka uygun hükümkurulacaktır.
