Çınar, Ali Rıza

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Çınar, A.
Çınar, AR
Cinar, Ali Rıza
Çınar, A
Job Title
Email Address
cinarr@mef.edu.tr
Main Affiliation
05. Faculty of Law
Status
Current Staff
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

14

LIFE BELOW WATER
LIFE BELOW WATER Logo

2

Research Products

16

PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS Logo

2

Research Products
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

65

Articles

10

Views / Downloads

14591/41729

Supervised MSc Theses

2

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

WoS h-index

0

Scopus h-index

0

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

10

Supervised Theses

2

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Terazi Aylık Hukuk Dergisi2
22. Uluslararası İnsan Hakları Akademisi Yaz Çalıştayı1
2. Ceza Hukuku Reformları Kongresi - Ceza Hukuku Yaptırımları, Kanunlar ve Uygulama Cilt I1
2. Ceza Hukuku Reformu Kongresi - Ceza Hukuku Yaptırımları Kanunlar ve Uygulama (3 CİLT)1
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Konferansı 1 Haziran 2017 Tebliğler1
Current Page: 1 / 5

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 65
  • Conference Object
    İstinaf Kanun Yolunun Genel Özellikleri ve İstinaf – Temyiz İlişkileri
    (Yeditepe Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Fakültesi Dekanlığı, 2016) Çınar, Ali Rıza
    ...
  • Book Part
    Basit Yargılama Usulü [2020]
    (Adalet Yayınevi, 2020) Çınar, Ali Rıza
    Ceza yargılama sistemimize; 7188 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddesiyle, 5271 Sayılı Ceza Yargılama Yasası'nın yürürlükten kaldırılan (mülga) 251. ve 252. maddelerinde yapılan düzenlemeyle, “Basit Yargılama Usulü” adı altında yeni bir yargılama usulü getirilmiştir. Başka bir anlatımla ceza yargılama sistemimize; basit yargılama usulü, 7188 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddeleri ile 5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasası’nın 251. ve 252. maddelerinde yapılan düzenleme ile getirilmiştir. Ceza Yargılaması Yasası’nın 251. maddesinde, basit yargılama usulünün ne olduğu ve nasıl uygulanacağı yer almaktadır. Ceza Yargılaması Yasası’nın 252. maddesinde ise, basit yargılama usulünde itiraz konusu düzenlenmektedir. Bu sistemin getirilmesindeki gerekçeye göre; ceza yargılaması sistemimizde tek bir yargılama usulü öngörülmüş olup, basit suçlarla ağır suçlar arasında bir ayrım yapılmadan, duruşma açmak suretiyle aynı yargılama usulünün tüm yöntemlerinin (prosedürlerinin) uygulanması kabul edilmiştir. Bu durum, ağır suçların yargılanmasına daha az zaman ve emek ayrılmasına neden olmaktadır. Seçenekli yargılama usullerinin getirilmesinin, yargılamayı hızlandıracağı, yargının iş yükünü hafifleteceği ve kaynakların verimli kullanılmasına katkı sağlayacağı ileri sürülmektedir. Ancak ,yargı sürecinin hızlandırılmasının adil yargılama çerçevesinde sağlanması amaçlanmalıdır. Yargı sürecinin hızlandırılması için hiçbir zaman adil yargılama ilkelerinden vazgeçilmemelidir.
  • Master Thesis
    Ceza Muhakemesi Hukukunda Adli Arama
    (2025) Büyükay Genç, Beyzanur; Çınar, Ali Rıza
    Adli arama, delillerin hukuka uygun bir biçimde elde edilerek muhakeme işleminde kullanılmasına imkân vermesi ve devamında bu deliller esas alınarak yargılama sonucu sanıkların cezalandırılmasını mümkün kılması bakımından nitelik arz etmektedir. Arama işlemi ile hüküm verilmeden önce temel hak ve özgürlükler, yakalama veya delil elde etme amacıyla ya da her iki amaca bağlı olarak sınırlanmaktadır. Aramanın, yakalama ve delil elde etme amacıyla uygulanması ile ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşılmasına araç olarak hizmet ettiği ve tek başına bir amaç olmadığı belirtilmelidir. Bu sebeple aramanın aynı zamanda geçici olması ve arama işlemi ile elde edilmek istenen amaca ulaşıldığında aramanın sona ermesi, ancak gecikmede tehlike bulunması durumunda yani bir zorunluluk halinin ortaya çıkması ile aramanın bir koruma tedbiri olarak uygulanmasının söz konusu olması, aramanın aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri sınırlıyor olması sebebiyle önem arz etmektedir. Aramanın hukuka uygun olabilmesi için aramanın bir koruma tedbiri olarak saydığımız özelliklere sahip olması gerekmekle beraber burada belki de en temel husus, arama kararının hukuka uygun olarak verilmesidir. Nitekim arama işlemi ancak hukuka uygun bir arama kararının verilmesi ile yapılabilecektir. Ceza muhakemesi hukukunda arama kararının verilmesi kural olarak hakim kararıyla mümkündür. Temel hak ve özgürlüklere müdahalenin istisnai haller dışında ancak hâkim kararıyla sınırlanması hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Bu bağlamda ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde de konut, işyeri, kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç olmak üzere kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapılması mümkün kılınmıştır. Hâkim kararı dışında arama emri ile adli arama yapılması istisnai bir kurumdur ve bu sebeple bu yetkinin kullanılması ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde söz konusu olacağından, gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramının gerekçelendirilmesi bilgi, belge ve açıklamalarla desteklenmesi gerekmektedir. İster arama kararına dayanılarak yapılan bir arama söz konusu olsun ister arama emrine istinaden arama işlemi gerçekleştirilmiş olsun, her halükârda delil elde edileceğine ya da belirli bir kişinin yakalanabileceğine dair basit tahminlerin ötesinde, somut olgulara dayalı bir makul şüphenin varlığı arama kararı veya arama emri verilebilmesi için şart koşulmuştur. Hukuka uygun bir arama kararı veya emrinin verilmesi ile artık arama kararının icrası söz konusu olacaktır. Arama kararının icrası, aramanın yapılacağı yer, kişi ve zamanlar açısından ayrı özellik göstermekle kanun ve yönetmelik hükümleriyle çizilen sınırlara uygun olarak aramanın icra edilmesi gerekmektedir Aksi bir durumda haksız arama suçundan, delillerin hukuka aykırılığından, hukuka aykırı aramadan doğan tazminat hakkından bahsedilecektir. Çalışmamızda bu başlıklar, daha ayrıntılı bir şekilde mevcut yargı kararları mevzuat hükümleri ve öğreti görüşleri ile incelenmiştir.
  • Other
    Polisin Zor ve Silah Kullanma Yetkisi
    (2025) Çınar, Ali Rıza
  • Article
    Suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluğu ve yargılanmaları [2023]
    (Terazi Hukuk Dergisi, 2023) Çınar, Ali Rıza,
    Çocuk, saflığın ve kusursuzluğun simgesidir. Ancak çocuklar; bedensel, düşünsel, ekonomik ve sosyal yönden yetersiz olduklarından bağımlı insanlardır. Bu nedenle çocuklar, geçmişte(tarihte) olduğu gibi günümüzde de toplumun en çok sömürülen kesimini oluşturmaktadır. Hukukun asıl işlevi, güçsüzleri korumaktır. Bu nedenlerle, insanlığın geleceği olan çocukların korunması için özel bir hukuki düzenlemeye gereksinim doğmuştur. Bunun sonucu olarak, uluslararası bildirgeler biçiminde çeşitli ve ayrı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, 20 Kasım 1989 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”dir. Bundan dolayı her yıl 20 kasım günü çocuk hakları günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesi hükümleri, ülkemizde 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak kabul edilmiş olduğundan, iç hukukumuzun bir parçası hâlinde gelmiş ve yasal olarak devletimizi bağlamaktadır. Görülüyor ki çocukların özel olarak korunmalarını, hukuksal düzlemde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, açıkça buyurmuşlardır. Böylece çocukların haklarını korumakla yükümlü “devlet” dir. Çocuğa ve onun haklarına yapılan yatırım, gelecek kuşaklara yönelik en önemli yatırımdır. Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri gösteren sözleriyle; “Çocuklar geleceğimizin güvencesi ve yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” Çocuklar, nasıl bir çocukluk yaşarsalar, onlar da öylesine bir büyüklük (yetişkinlik) yaşarlar ve kendilerinden sonra gelecek kuşaklara da öylesine bir çocukluk yaşatırlar. Bu nedenle, bir toplumun demokratik kültürüne ve geleceğine ilişkin en yararlı yatırım, en verimli katkı çocuk haklarını kökleştirme, sayılabilir. Böylece çocuk hakları kapsamında, uluslararası insan hakları ve anayasal temel haklar, yalnızca çocuklar için yenilenmekle kalmazlar; aynı zamanda tüm toplum için derinleştirerek yaygınlaştırılmış olur. Çocuk hakları, insan haklarının ve anayasal temel hakların onsekiz yaşından küçük çocuklara da tanınması ile ortaya çıkmıştır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde otuzu (27,5) onsekiz yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Ülkemiz gibi genç ve çocuk nüfusunun yüksek olduğu, genelde “insan hakları”, özelde ise “çocuk hakları” konusundaki çalışmaların önemi çok daha büyük ve anlamlı olmaktadır.
  • Book
    Yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı
    (Yetkin Yayınevi, 2014) Selçuk, Sami; Çınar, Ali Rıza
    2004/5271 sayılı Yeni Ceza Yargılama Yasası’nın istinaf, temyiz, yasa yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi (m. 283, 307/4, 309/4-b, 323/2) yollarında benimsenen ve yaygın anlatımıyla “aleyhe bozma yasağı kuralı”, kişisel görüşümüze göre “yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı” denilen konu üzerine yaptığımız incelemenin üzerinden üç yıl geçmiştir.Bu arada yeni incelemeler ve Yargıtay kararlarıyla konu zenginleştirilmiştir.İncelememizde Türk yargısının “yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı”nı algılamasında ve kurala yaklaşımında, dolayısıyla uygulamada sorunlar yaşandığı, köklü değişikliklere gereksinme olduğu sonucuna ulaşılmıştı.O incelmede hukuk uygulamasının sağlıklı olarak olabilmesi için özellikle şu görüşlere yer verilmişti:1-Kural, 1929 yılından bu yana dayanılan “kazanılmış hak” görüşünden arındırılmalıdır.2-Kuralın yanılgıya yaslanan bir lütuf, atıfet, iyilik, bağışlama olduğu, bu yüzden genişletilmemesi gerektiği anlayışı bir yana bırakılmalıdır.3-Kural, sanık/hükümlü yararına düzenlenmiş bir kurum bulunduğu için sanık/hükümlü aleyhine yorumlanamayacaktır.Elbette bunlara kimi koşullar da eklenmişti.Bu koşulların ne denli gerçekleştiğini, elbette kitapta yansıtılan kuramsal ve yargısal görüşleri inceleyen okurlar değerlendireceklerdir.Kitap, benim incelememe çok değerli meslektaşım sayın Prof. Dr. Ali Rıza Çınar’ın bilimsel incelemesi de eklenerek ve bir bütün olarak meslektaşlarımızın değerlendirmesine sunulmuştur.Yapıt, Yargıtayın son kararları ile de zenginleştirilmiştir. Bu kararların bulunmasında, özetlenmesinde, ayrıma tabi tutulmasında emek, bütünüyle Sayın Çınar’ındır.
  • Other
    Olaylar ve Görüşler: İstanbul Sözleşmesi
    (Cumhuriyet Gazetesi, 2021) Çınar, Ali Rıza
    İlk imzayı Türkiye’nin attığı ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi” sözleşmesi, diğer adıyla “İstanbul Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddeti önlemede ülkemiz adına yeni bir sürecin kapılarını açmıştır. Türkiye, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke olmuştur. İstanbul Sözleşmesi, uluslararası hukukta kadına karşı şiddet ve ev/aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü olan, bağlayıcı, bağımsız bir denetim sistemi kurulmasına yer verilen ve şiddetin kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucu olduğunun vurgulandığı ilk sözleşme niteliği taşımaktadır. Sözleşme’nin temel amacı giriş bölümünde, kadınlara karşı şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratılması olarak belirtmektedir. Sözleşme’ye göre özellikle kadına yönelik şiddet, insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türüdür. Şiddet, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını azaltmakta/zayıflatmakta ya da tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet, kadının insan haklarına ağır bir ihlal oluşturmaktadır. İnsan haklarına yönelik toplumsal cinsiyet temelli ihlallerin en ciddi biçimlerinden biri ev/aile içi şiddet dahil kadınlara yönelik şiddettir. Ev/aile içi şiddet, çocuklar, erkekler ve yaşlılar gibi diğer mağdurları da kapsamak üzere görmezden gelinemeyecek kadar fazla sayıda aileyi etkileyen gizli bir olgudur. Bu olgu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 44/104 sayılı “Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri”sinin Başlangıç bölümünde de “Kadınlara karşı şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi olduğunu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde egemenlik kurulmasına ve kadınlara ayrımcılık yapılmasına yol açtığını ve kadınlara karşı uygulanan bu şiddetin erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokan çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri olduğu…” açıkça vurgulanmıştır.
  • Presentation
    Ceza yargılamasında temyiz kanun yolu
    (İstanbul Barosu Eğitim Merkezi, 2015) Çınar, Ali Rıza
    ...