Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
Browsing Hukuk Fakültesi Koleksiyonu by Department "Hukuk Fakültesi, Medeni Hukuk Anabilim Dalı"
Now showing 1 - 20 of 95
- Results Per Page
- Sort Options
Article Türk Hukukunda Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Haklar ve Hukuki Sonuçları(Seçkin Yayıncılık, 2016) Kurt, EkremKişiye sıkı sıkıya bağlı hakların tanımına MK'da yer verilmemiştir. Bunların en belirgin özelliği, başkasına devredilememeleri ve temsil yasağıdır. Kural olarak yasal temsil bile bu haklar bakımından geçerli değildir. Bununla birlikte bu haklar tek tip değildir. Çeşitli özelliklerine göre farklı rejimleri söz konusudur.Other Genel İşlem Koşullarının İçerik Denetimi – İsviçre ve Türk Hukukları Yeni ve Farklı Yollarda(Yetkin Yayınevi, 2017) Jung, PeterConference Object Are Happy Families All Alike? - a Turkish Perspective on Corporate Governance in Family Firms(2020) Palanduz, SedaCorporate law aims to mitigate conflicts of interest among corporate constituencies. Both legal scholars and lawmakers tend to assume that these are rational actors solely motivated by wealth maximization. Family firms, however, add more personal and less rational layers to the inquiry: On the one hand, family ties may enable a relationship of trust that reduces transaction and agency costs; on the other hand, the same intimacy and sentimentality may eventually create conflicts of interest among family members, make the firm vulnerable to changes in the family dynamic, or cause tensions between family and non-family shareholders. Successful family businesses have to integrate family and business governance—a job that, in many jurisdictions, is being unnecessarily complicated due to absence of proper corporate governance regimes supporting family businesses. From a Turkish perspective, this paper aims to discuss ways through which lawmakers may adopt family firm-friendly corporate governance regimes. The choice of jurisdiction is not incidental. In Turkey, where family firms play a crucial role in the national economy, there are no codes of governance or soft law measures specific to them. On the contrary, Turkish Commercial Code includes the principle of statute stringency that prohibits all deviations from legal provisions unless expressly permitted. Turkey serves as a good example to demonstrate the consequences of overlooking particularities of family firms. This paper has two central claims: First, it seeks to establish that lawmakers should prioritize default rules over mandatory ones so that family firms can tailor their articles of association to their unique circumstances through legal devices such as exit rights and share transfer restrictions. Second, it argues that in case of reluctance to negotiate legally binding instruments due to fear of impairing ties of trust and intimacy, non-binding family constitutions should be encouraged as an alternative.Article Bir Yıldan Uzun Süreli Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Kira Bedelinin Türk Lirası Üzerinden Belirlenmesinde Tbk M. 344 F.1 C. Son'un Yorumlanması(İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2015) Kapancı, Kadir Berk6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa göre konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinde kira süresi bir yıl olabileceği gibi bir yıldan uzun süreli de olabilir. Bir yıllık kira sözleşmeleri, bir yıllık sürenin bitiminden on beş gün önce yalnızca kiracının fesih beyanı ile sona erdirilebilir. Aksi takdirde sözleşme bir yıllığına uzar. Söz konusu durumda kiraya verenin bu zorunlu uzatma karşısında menfaatlerinin denkleştirilebilmesi için kira bedeli yeniden tespit edilecektir. TBK m. 344 f.1, Türk Lirası üzerinden kararlaştırılmış olan kira bedelinin uzama döneminde ne kadar olacağının tespitinde uygulanacak kıstasları belirtmektedir. Bunun yanında TBK m. 344 f.1 c.son hükmü, söz konusu düzenlemenin bir yıldan uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanacağını belirtmektedir. Çalışma, öğretideki görüşler ışığında bu son hükmün nasıl yorumlanması gerektiğine ilişkin ayrıntılı açıklamalar içermektedirConference Object Close Link Between the Right To Specific Performance and Penalty Clauses: a Comparative Approach(2017) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, BaşakIn a contractual relationship, the debtor is liable for a full and due performance. Furthermore, the parties can also agree on a penalty clause to be performed, in case where the obligation is not diligently performed. Penalty clauses are side-agreements enlarging the scope of liability of the debtor by establishing a penalty to be paid in case of breach of contract. These clauses, thus guarantee the performance by creating pressure on the debtor. These penalties are awarded even if there is no damage. On the other hand, penalty clauses are to be separated from liquidated damages clauses which are also side-agreements aiming to estimate damages in case of a possible breach of contract. In other words, such clauses simply aim to measure damages that are hard to prove once incurred. Liquidated damages clauses can easily be enforced by the courts in both civil and common law countries. However, this is not the case for penalty clauses.Book Part Salt Malvarlığı Zararı ve Bu Zararın Tazmin Edilebilirliği(On İki Levha Yayıncılık A.Ş., 2016) Özer, Nesli Şen Özçelik,Kişiye ve şeye gelen zarar dışındaki zarar olan salt malvarlığı zararları gerek soyut tanımı, gerekse de tazmin edilebilirliğine ilişkin farklı görüşlerin bulunuyor olması itibariyle sorumluluk hukukunun en ilgi çekici konularından biri olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada öncelikle salt malvarlığı zararı kavramı açıklanacak olup daha sonra bu zararın tazmin edilebilirliği sözleşmesel sorumluluk ve sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde değerlendirilecek, son olarak tazmin edilebilirliği sağlamaya yönelik geliştirilen ara kurumlar incelenecektir.Book Part Borçluların ve alacaklıların çokluğu(On İki Levha Yayıncılık, 2021) Kapancı, Kadir BerkHukukun uluslararası alanda birleştirilmesi (unification), ulusal hukukların yakınlaştırılması veya denkleştirilmesi (rapprochement) ya da hukuk düzenlerinin uyumlaştırılması (harmonization) amacıyla, uluslararası kuruluşlar (BM, Avrupa Konseyi, WIPO vb.) tarafından genellikle uluslararası sözleşmeler (international convention) yapılması veya model kanunlar (model laws) hazırlanması yöntemlerine başvurulmaktadır. Ancak uluslararası deneyimler ortaya koymaktadır ki, bu yöntemler başarılı olmamakta; sözleşmelerin hazırlanması veya model kanunların oluşturulmasındaki coşku ve heyecan, bu belgelerin kabul ve onaylanma aşamalarında gücünü yitirmekte; üye devletlerin çeşitli siyasal ya da sosyal olaylarla uğraşmak zorunda kalmaları birleştirme, denkleştirme veya uyumlaştırma etkinliklerini engellemektedir. Bu nedenledir ki, söz konusu amaçlara varılabilmesi için yasa çıkarma ya da hukuk kuralları koyma yöntemleri yerine, birleştirilmiş veya uyumlaştırılmış hukuk normlarını içeren belgeler veya derlemeler oluşturulmasının amaca daha uygun olacağı tavsiye edilmektedir. İşte "Uluslararası Ticari Sözleşmelere ilişkin Unidroit İlkeleri" bu yaklaşımın tipik ve en başarılı örneklerinden biridir. "Unidroit İlkeleri"nin Türkçe çevirisi, "2010 İlkeleri"nin çevirisi olarak başlamış; ancak çeşitli nedenlerle çeviri süresi uzamıştır. Bu arada "2016 İlkeleri" de yayınlanmış bulunduğundan, Türkçe çeviri "2016 metni" esas alınarak tamamlanmıştır. Prof. Dr. Ergun Özsunay'ın Çeviri Sunumu'ndanBook Part Tersane sahibinin kanuni ipotek hakkının yapı alacaklısı ipoteği ve hapis hakkı ile ilişkisi(Vedat Kitapçılık, 2021) Kapancı, Kadir BerkTTK m. 1013, tersane sahibinin bir geminin yapım ve onarımına ilişkin alacaklarını temin etmek amacıyla, ilgili gemi veya yapı üzerinde kurulabilecek tescile tabi bir kanuni ipotek hakkı öngörmektedir. Amaç, ilk planda bir baskı unsuru meydana getirilmesi suretiyle alacağın teminidir. Bunun ötesinde eğer alacak yine de karşılanmazsa pek tabii tersane sahibi ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla bir takip başlatabilecek, nihayetinde de alacağını ilgili geminin paraya çevrilmesi üzerinden elde edebilecektir. Bu hak, Türk Medeni Kanunu tahtında öngörülen bir başka tescile bağlı kanuni ipotek hakkı olan yapı alacaklısı ipoteği (TMK m. 893 f.1 b.3 ve 895 vd.) ve yine kanuni bir rehin hakkı olan hapis hakkı (TMK m. 950 vd.) ile belirli yönlerden benzerlik göstermekte, belirli başka yönler bakımından ise farklılaşmaktadır. Hatırlanacak olursa, yapı alacaklısı ipoteği bir taşınmaz üzerinde yapı eseri meydana getiren kişinin alacaklarını teminat altına almak için, belirli şartlar altında tapu siciline tescil edilmek suretiyle kurulabilecek bir kanuni güvence oluşturmaktadır. Hapis hakkında ise, genel olarak alacaklılar, belirli şartlar dairesinde alacaklarını temin edebilmek bakımından borçluların kendi zilyetliklerinde ve alacakla bağlantılı taşınır eşyaları üzerinde kanuni bir rehin hakkını haiz olmaktadırlar. Yani sözü geçen her iki kurumda da temelde amaç, TTK m. 1013’tekine de benzer şekilde, bazı alacakların temini için özel kanuni başvuru imkânlarının meydana getirilmesidir. Dolayısıyla ilgili hükümler dahilinde korunan menfaatler özelinde düşünüldüğünde, bahsi geçen kurumlar arasında yakın ilişkiler kurulabileceği ifade edilebilir. Ama diğer taraftan da hiç şüphesiz, anılan her bir hak kendi bünyesinde diğerlerine göre bazı farklılıkları (özellikle kuruluş şartları ve içeriğe ilişkin modaliteler bakımından) da ihtiva etmektedir. İşbu çalışmamızın amacı, sözü geçen benzerlik ve farklılıkların tespit edilerek bu kurumların kendi aralarında değişik boyutlar üzerinden karşılaştırılması ve birbirleriyle söz konusu olabilecek ilişkilerinin incelenmesidir.Article İsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 Tarihli ve 4a_496/2014 Sayılı Kararı Üzerine Düşünceler: Doğrudan Temsil Mi, Dolaylı Temsil Mi?(Galatasaray Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, 2021) Kapancı, Kadir Berkİsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 tarihli ve 4A_496/2014 sayılı kararı, belirli bir somut olayın koşulları çerçevesinde doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramları üzerine yoğunlaşmaktadır. Federal Mahkeme’nin bu karar vesilesiyle ele aldığı hususlar, uygulamada kolaylıkla birbirine karıştırılabilecek, buna karşılık da birbirinden ciddi şekilde ayrılan sonuçları olan bu iki kurumun ilişkilerinin ve farklılıklarının bir kez daha netlikle ortaya koyulmasında önem taşımaktadır. Öyle ki, bir yanda, doğrudan temsille işlem yapıldığında, yapılan işlemin hüküm ve sonuçları -temsilci bu ilişkiye bir an için olsun taraf olmaksızın- doğrudan doğruya temsil olunan üzerinde doğarken; diğer yanda, dolaylı temsilde durum oldukça farklıdır, bu kez işlem tarafı dolaylı temsilci olur, sonrasında ise onun ilgili işlem çerçevesinde elde ettiklerini dolaylı temsil olunana (aralarındaki iç ilişki çerçevesinde) ikinci bir turda yapacağı ayrı işlemlerle aktarması gerekir. İşbu çalışmamızın amacı, ilgili karar ışığında doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramlarının birbirlerinden ayırt edilmesinde temel olarak dikkat edilecek hususların irdelenmesi ve yine bu kavramların (tüzel kişi) organ(ı) kavramından farklarının tespit edilmesidir.Article Çocuğun Medeni Hukuk Kuralları Çerçevesinde Şiddete Karşı Korunması(Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2017) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, BaşakÖzel hukuk anlamında şiddet, bir kimsenin kişi ve malvarlığı değerlerine saldırıyı ifade eder. Çocuğun bir birey olarak aile içinde veya aile dışında karşılaştığı şiddete karşı korunması önemli bir konudur ve çeşitli düzenlemelerde özel olarak ele alınmıştır. Türk Medeni Kanunu’ndaki (TMK) bazı genel düzenlemeler de bu kapsamda kabul edilebilir. Nitekim, TMK’da yer alan kişilik haklarının korunması, velayet ve -istisnai olarak- vesayete ilişkin düzenlemeler, çocuğun gerek üçüncü kişilere gerekse de yetkilerini kötüye kullandıkları durumda veli/vasiye karşı özel hukuk kuralları çerçevesinde korunmasını konu almaktadır. İşbu çalışma, Medeni Hukukun anılan düzenlemeleri kapsamında çocuğun şiddete karşı korunmasında başvurulabilecek yollar incelenecektir.Book Part Yapay zekaya hukuki kişilik tanınması düşüncesi: Yerinde ve gerekli mi, zorlama ve gereksiz mi?(Zoe, 2021) Kapancı, Kadir BerkYapay zekâ uygulamaları dört bir yandan çevremizi kuşatmış ve hayatımıza damgalarını vurmuş durumda: Sadece akıllı telefonlar, robot/dijital asistanlar, biyonik uzuvlar, medikal robotlar, bir davanın sonuçlarını tahmin edebilen yazılımlar, akıllı ev ve ofisler, sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları, üç boyutlu yazıcılar, sürücüsüz araçlar (otomobil ve gemiler), drone’lar (insansız hava araçları), robot süpürgeler ve daha niceleri düşünülsün… Peki, gelişim sürecini anbean sürdüren yapay zekâ uygulamalarına, ya da en azından bunlar arasından -insana benzer veya ondan daha üstün özelliklere sahip olabilecek- bazılarına, hukuki kişilik tanınması düşüncesi gündeme gelebilir mi? Böyle bir önerinin altında yatan sebepler neler olabilir? Öneri yerinde ve gerekli midir, zorlama ve gereksiz midir? Doğru seçim (ve sınırları) ne olmalıdır? İşbu tebliğimizin amacı, hukuki kişilik kavramının farklı görünüm biçimleri ve yabancı hukuk sistemlerinde konunun ele alınış şekilleri bağlamında, anılan sorulara Türk Hukuku özelinde tatmin edici cevapların bulunması, bu yapılırken de ilgili sorulara vücut veren gelişmelerin incelenmesi ve eleştirel bir bakış açısından irdelenmesidir.Conference Object Prohibition of Lex Commissoria and Its Impact on Turkish Law(SIHDA 2023 | University of Helsinki, 2023) Sargın , Hilal SelinLex commissoria agreement is described as condition attached to the contract in Roman law. It results in the creditor becoming the owner of the pledged property in case the debt is not paid at maturity, with regard to its application in pledge agreements. The lex commissoria agreements, the first applications of which are accepted to have emerged with fiducia, were prohibited by Emperor Constantine in 326 AD with a decree. Prohibiton of lex commissoria was included in the Codex Theodosianus and repeated by Emperor Iustinian. The reason for prohibition of lex commissoria was the economic crisis prevailing and the need for protection against the deceits of usurers. In Turkish law, the ratio legis of this prohibition focuses on protection of the debtor against lesion. Since prohibition of lex commissoria was mostly applied in the provincial lands and many practices narrowed the scope of this prohibition were accepted, the application area of this prohibition in Roman law is very limited, contrary to Turkish law. Despite the change in economic conditions later on, abolishing prohibition of lex commissoria was not considered necessary and discussed. Prohibition of lex commissoria took its place in Swiss law after the cantons have started to be under the influence of Roman law, and in current Turkish law, due to the adaptation movements at the foundation of the Republic of Turkey. In the Turkish Civil Code, prohibition of lex commissoria is included in Art. 949 for movables and Art. 873/2 for immovables. This study will focus on the emergence and application of prohibition of lex commissoria in Roman law, its effects on Turkish law and its application in Turkish law.Conference Object Regula Iuris and Its Reflections on Lex Mercatoria(SIHDA (68th Session), 2014) Erdoğan, BaşakThe rise of lex mercatoria is a common trend in our current legal environment. The subject attracts attention of many academics from different legal systems and academic discussions have been constantly flourishing. The core of these discussions is the roots and sources of lex mercatoria. Concerning its roots, opinions diverge on whether it stems from ius gentium or from medieval merchant law. Another related issue is whether we are facing another era of lex mercatoria with the adoption of soft laws such as UNIDROIT Principles of International Commercial Contracts. As to the sources of the ‘merchant law’, debates focus on which sources lex mercatoria do possess. In general, international conventions on commercial law, commercial customs and usages, model laws, standard contracts and general principles of law are seen as part of lex mercatoria, however different views are taken on their consideration as a source of this legal system detached from national laws. Accordingly, it should not be wrong to say that lex mercatoria is still an ambiguous concept despite its popularity. Hence, opinions vary on its applicability as an ‘anational’ legal order as well: some acclaim its detachedness from national legal systems whereas others cast doubt its existence as a separate legal order. Nevertheless, we do often come across lex mercatoria as a reference to applicable law, especially in arbitral practice. This paper aims to establish a link with regula iuris and lex mercatoria. Some legal maxims are already deemed as being a source of lex mercatoria: examples include ‘pacta sunt servanda’, ‘venire contra factum proprium nemini licet’ (prohibition of inconsistent behavior), ‘culpa in contrahendo’, ‘clausula rebus sic stantibus’ etc. Accordingly, this paper evaluates the place of these maxims in lex mercatoria practice and attempts to find out whether lex mercatoria can be also seen as a new regula iuris on international level.Conference Object Müteselsil borçlulukta dış ve iç ilişkiler – haksız fiillerde teselsül(2016) Kapancı, Kadir BerkMüteselsil borçluluk, alacaklı karşısında birden fazla borçlunun bulunduğu bir birlikte borçluluk halidir. Diğer birlikte borçluluk hallerine göre müteselsil borçluluğu alacaklı nezdinde ayrıcalıklı ve elverişli kılan, müteselsil borçluların her birinin borcun tamamından sorumlu olmaları ve alacaklının da dilediği mütesesil borçluya veya duruma göre hepsine borcun tamamı için başvurabilir durumda olmasıdır. Müteselsil borçluluk denildiğinde borçlular ve alacaklı arasındaki dış ilişki ile borçluların alacaklıyı tatmin ettikten sonra aralarındaki iç ilişki yani rücu ilişkisi birbirinden ayırt edilmelidir. Diğer taraftan birden fazla kişinin bir haksız fiili beraber işledikleri veya aynı zarardan farklı sebeplerle birlikte sorumlu oldukları durumlarda kanun müteselsil borçluluk esasını kabul etmiştir. Bu düzenlemenin genel müteselsil borçluluk düzenlemesiyle karşılaştırılması ve ilgili bağlamda ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Çalışmanın amacı, bu konuların bir bütün olarak ele alınması, ayrıca birbirleriyle olan bağlantılarının ve etkileşimlerinin tespit edilmesidir.Book Part The rights of the child in Turkey(Springer, 2022) Başoğlu, Başak; Kapancı, Kadir BerkChildren are the core element and the future of a society. However, they are also relatively weak and thus need to be specially protected. Turkish private law, in line with the United Nations Convention on the Rights of the Child, provides a variety of rights to children. The basic rights of the children are regulated under the Turkish Civil Code of 2002. Furthermore, the Turkish Labor Code of 2003, Turkish Penal Code of 2005, Turkish Criminal Procedural Code of 2005, Child Protection Code of 2005 and the Law on the Protection of the Family and the Prevention of Violence Against Women of 2013 also provide special rights and protective measures for children. Accordingly, this paper aims to present an overview of children’s basic rights and the protection mechanisms for children under Turkish Civil Code.Article İsviçre Federal Mahkemesi’nin Sözlü Vasiyetnameye İlişkin Bir Kararı (tf 5a_236/2017, Atf 143 Iıı 640) Üzerine Kısa Bir Değerlendirme(Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2021) Kapancı, Kadir BerkOlağanüstü nitelikteki sözlü vasiyetname TMK m.539-541 (İsvMK m.506-508) arasında düzenlemesi olan -şekli anlamda- bir ölüme bağlı tasarruf türüdür. Sözlü vasiyetnameye, olası kötüye kullanımları önlemek amacıyla, sadece olağanüstü şartlar-da ve istisnai olarak başvurulabilir. Son derece istisnai özellik taşısa da bu kurumun ana maksadı bellidir, özel ve istisnai durumlarda dahi, ölüme bağlı tasarrufta bulunan son dileklerini açıklayabilmesini ve bu açıklamalara sonuç bağlanabilmesini sağlamak. İsviçre Federal Mahkemesi 2017 yılında verdiği 5A_236/2017 sayılı kararında sözlü vasiyetnameye ilişkin ilginç bir olayı inceleme merceğine almıştır. İşbu çalışmamız, belirtilen kararda ele alınan hususlar ve varılan sonuçlar ışığında, sözlü vasiyetnameye ilişkin değerlendirmeler yapılmasını amaçlamaktadır.Book Part A Turkish law perspective on the right to be forgotten(Springer, 2020) Kapancı, Kadir Berk; Paksoy, Meliha SerminSince the rule is changed from easily forget to easily remember thanks to the digital Internet platforms, the question if there should be a right to be forgotten consecrated to individuals has become a frequently asked question with - of -course no “one correct answer” in different legal systems all around the world. Turkish legal practice has also encountered different cases where the question if a right to be forgotten should be recognized/accorded or not. Thus, the concept itself and discussions thereon prove to be heated nowadays among legal scholars. Accord- ingly, this article mainly aims to legally analyze the newly emerging concept “the right to be forgotten” and its potential practical impacts to the existing or future Internet technologies, in light of the Turkish legislations and existing case law.Book Part Yargıtay hukuk genel kurulu’nun 03.10.2001 tarihli ve E. 6-653 – K. 672 sayılı kararı’nın alt kira sözleşmesi bağlamında düşündürdükleri(Filiz Kitabevi, 2020) Kapancı, Kadir Berk...Conference Object General Risk Liability Under the Turkish Code of Obligations and Its Implications in Insurance Law: Is It a "frankenstein's Monster"?(Koç Üniversitesi, 2021) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, BaşakRisk liability is the strongest of all types of non-contractual liabilities. It is a strict liabilitywhere demonstrating that there is no causality is the only way to be exempted. Therefore, risk liabilitycan never be considered without insurance. This type of liability is usually regulated for specific typesof risks. So, there is always a typical risk defined for a particular operational activity which may causeunavoidable frequent or severe damage, regardless of how much due care is taken.In 2012, Turkish Code of Obligations has introduced a new general clause on risk liabilitywhich is applicable to all kinds of dangerous activities without defining the specific type of risk (art.71). According to this provision, liability could be established if it is demonstrated that an activity ofan enterprise causes an inevitable and significant danger. The said provision is stipulated as follows:“When damage occurs from the activity of an enterprise presenting a significantrisk, the owner of such enterprise and, if any, the operator are severally liable for suchdamage.Considering the nature of the enterprise or materials, tools or powers used in theactivity, if one concludes that an enterprise is likely to cause frequent or severe damageeven if all due care expected from a specialist in such activities is exercised, suchenterprise is deemed to present a significant risk. Particularly, if a special risk liabilityis envisaged in any other law for enterprises presenting the similar risks, such anenterprise is also considered to present a significant risk.Special provisions governing liability for a specific risk are reserved.Even if such activity of an enterprise presenting a significant risk is permitted bythe legal order, those who are injured may claim to balance out the damage caused bythe activity of such enterprise at an appropriate price.”This clause was originally inspired from the article 50 of the Swiss Draft Project for theReform and Unification of Tort Law (Widmer-Wessner Draft Project) but ended up as the“Frankenstein’s monster” as it has not considered this Draft Project in its entirety. At the end, thisprovision has widened the liability of owners and operators of enterprises which presents a significantrisk. But to what extend?The highly debated answer to this question is of utmost importance to set the boundaries ofinsurance. In order to answer this question, one must firstly evaluate the criteria used for assessingthe risk and also the meaning of its vague final paragraph. Accordingly, this paper aims to understandthe rationale for this provision, to evaluate the legal debates regarding the conditions and scope ofliability under this provision and its implications on both tort law and insurance law. Furthermore,this paper intends to discuss the possible role of a general risk clause in our times of climate crisis.So, in a nutshell, the ultimate question of this paper is whether this provision is the “Frankenstein’smonster” or a gateway for climate liability?Master Thesis Devre Tatil Sözleşmelerinde Tüketicinin Korunması(İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, 2018) Özçelik Özer, Nesli Şen; Baysal, Başak Zeynep6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 50 düzenlemesi ve kaynağını bu hükümden alan Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği, devre tatil sözleşmelerinde tüketicinin korunmasının temelini oluşturmaktadır. Devre tatil sözleşmelerinin birden çok dönemi içerecek şekilde ve zaman zaman ön ödemeli olarak kurulması, birden çok edim barındırması ve tüketiciye benzer hizmetlerin çok çeşitli hukuki temeller çerçevesinde sunuluyor olması, devre tatil sözleşmelerinde tüketicinin korunmasının özel olarak düzenlenmesini gerekli kılmıştır. Bu tez çalışmasında öncelikle uygulamada karşılaşılan çeşitli devre tatil modelleri tanıtılarak, daha sonra Türk tüketicinin korunması mevzuatı çerçevesinde devre tatil sözleşmelerinin tanımı yapılacak, unsurları ve tarafları tespit edilecektir. Bu çerçevede, devre tatil sözleşmelerinin kurulmasından önce, kurulması esnasında ve kurulmasından sonraki aşamalar dikkate alınarak tüketicinin faydalanabileceği korumalar incelenecektir.

