Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
Browsing Hukuk Fakültesi Koleksiyonu by Institution Author "Çınar, Ali Rıza"
Now showing 1 - 20 of 59
- Results Per Page
- Sort Options
Article Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Hukuka Aykırı Kanıtların (delillerin) Kullanılmasının İstinaf ve Bireysel Başvuruda Denetimi(2017) Çınar, Ali Rıza“Hukuka Aykırı Kanıtlar/Deliller” konusu, birçok hukuk dalını ilgilendirmektedir. Biz, konuyu Ceza Yargılaması Hukuku açısından istinaf ve bireysel başvuruda incelemeye çalıştık. İlk defa, “hukuka aykırı kanıtlar”, 1992 yılında 3842 sayılı Yasayla, Ceza Yargılama Yasasında (CYY’nda) yapılan değişikle açık bir biçimde ifade edilmiştir. Bu yasa değişikliği konuyla ilgili bilim çevreleri tarafından, özellikle, CYY.’nın 135/a ve 254/2. maddelerindeki düzenlemeler, “büyük bir reform” olarak kabul edilmiştir_. Anayasamızın 38. maddesine 2001 yılında eklenen bir fıkrayla hiçbir duraksamaya neden olmayacak bir biçimde, açıkça; “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” ilkesi Anayasa metnine girmiştir.Article Adli Para Cezasının Bireyselleştirilmesinde Bir Gün Karşılığı Para Miktarından Kaynaklanan Sorunlar(Seçkin Yayıncılık, 2016) Çınar, Ali RızaPara cezası, suç karşılığı olarak yasada öngörülen sınırlar arasında belirlenerek, hükümlüden alınan bir miktar paranın, yasanın belirlediği yere (devlet hazinesine) ödenmesidir.Para cezası en eski cezalardandır. Bölünebilmesi nedeniyle para cezaları, bireyselleştirmeye çok yatkın bir ceza türünü oluşturmaktadır. Adli hata durumunda onarımı olanaklıdır. Para cezasının olumsuz nitelikleri de bulunmaktadır. Para cezası, ekonomik durumları birbirinden farklı insanlarda çok değişik etkiler yapar. Böylece de cezalarda yasallık ve eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurur. Çağdaş ceza hukukunda, bu sakıncaları giderici sistem ve yöntemler saptanarak uygulanmaktadır.Para cezalarının belirlenmesinde 765 sayılı Türk Ceza Yasası klasik sistemi benimsemişti. Bu sistemde yargıca alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirleme konusunda takdir yetkisi verilmişti. Klasik para cezası sistemine yönelik olarak bu sistemin eşitlik ilkesine uygun olmadığı zengin ve yoksul hükümlüler üzerinde aynı etkiyi göstermediği ileri sürülmüştür. Ayrıca bu sisteme yönelik önemli bir eleştiri ise yüksek enflasyon nedeniyle Türk parasının değerindeki düşmeden dolayı zaman içerisinde para cezasının caydırıcılığını yitirmesiydi.Bu sakıncaları gidermek amacıyla Türk hukukunda yeni 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'yla gün para cezası sistemine geçilmiştir. Türk Ceza Yasası'nda adli para cezasını düzenleyen hükümle ilgili gerekçede, "Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir" denilmektedir. Bundan dolayı da ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanın ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan "klasik para cezası" sisteminden vazgeçilerek, "gün para cezası" sistemine geçildiği belirtilmektedir.Türk Ceza Yasası'nın "Adli Para Cezası" ile ilgili hükmün gerekçesinde açıklananlara katılıyoruz (m.52). "Gün para cezası" sisteminin benimsenmesi de yerindedir.Ancak "bir günün parasal miktarı" için öngörülen alt ve üst sınırlara göre, gerekçede açıklananların gerçekleştirilme olanağı bulunmamaktadır. Çünkü Yasamızda, bir gün karşılığı birim para cezasının üst sınırının parasal miktarının alt sınırın beş katı olarak düzenlendiğini görmekteyiz. Halbuki alt ve üst sınırlar arasında oran (makas) arttıkça, para cezasının bireyselleştirilmesi, bölünebilmesi daha olanaklı duruma gelecektir. Ayrıca enflasyon nedeniyle para değerindeki düşmeden dolayı kaynaklanacak sakıncalar da önlenmiş olacaktır. Böylece cezanın genel ve özel önleme etkisi de gerçekleştirilecektir.Gerekçede açıklananların gerçekleşebilmesi ve çalışmamızın konuyla ilgili bölümlerinde ayrıntılı olarak açıkladığımız sorunların yaşanmaması için "bir günün parasal miktarının" yasadaki alt sınırı mümkün olduğunca az, üst sınırı ise yüksek öngörülmelidir.Presentation Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf Yasa Yolu(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 2018) Çınar, Ali Rıza...Presentation Presentation Avrupa insan hakları sözleşmesi kapsamında şüpheli ve sanığın hakları(2023) Çınar, Ali RızaSözleşme’nin Türkiye Tarafından Onaylanması: İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın siyasal bütünleşmesi ve insan haklarına saygılı bir barış ortamı sağlanması için Avrupa Konseyi kurulmuştur. Türkiye de Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır.Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan bazı temel haklara bir güvence sağlamak için, 1950 yılında Roma’da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) imzaya açmıştır. AİHS, Eylül 1953’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 1 no.lu Protokol ile birlikte 1954 yılında AİHS’yi onaylamıştır.Onay belgesinin 18 Mayıs 1954 günü Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne verilmesi ile Sözleşme (AİHS) Türkiye açısından da yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan haklar, Sözleşme’den sonra yapılmış olan, hem 1961, hem de 1982 Anayasaları tarafından da güvence altına alınmıştır.Türkiye bireysel başvuru yetkisini 1987 yılında tanıdı (28.01.1987). Daha sonra da Türkiye 1990 yılından geçerli olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.Sözleşme organlarından olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla, Sözleşme’nin ulusal düzeyde uygulanabilirliği her gün biraz daha artmakta ve Sözleşme’nin soyut kuralları somutlaşmaktadır.Sözleşme’nin İç Hukuktaki YeriUluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri konusunda Anayasa (m.90/son) iki temel kural koymuştur. Bu kurallardan biri, “Uluslararası anlaşmalar yasa gücündedir”, diğeri ise “Uluslararası anlaşmaların anayasaya aykırılığı”nın ileri sürülememesi.Anayasanın 90. Maddesi’nin son fıkrasına, 07.05.2004 tarihli ve 5170 sayılı yasa ile şu cümle eklenmiştir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeni ile çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.” Bu düzenlemenin, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler ile yasalar arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi için önerdiği çözüm, uluslararası sözleşme hükümlerinin “esas” alınmasıdır. Anayasadaki bu düzenleme, yasaların uygulanması kadar, yapılmasını da kapsar; yasama, yürütme ve yargıyı bağlar. Kamu yetkilileri (vali, kaymakam ve başka yöneticiler ile kolluk kuvvetleri) de, uluslararası sözleşmeleri/anlaşmaları yasaya üstün tutarak uyuşmazlıkları çözmekle yükümlüdürler.Uluslararası sözleşmeler/anlaşmalar, daha ileri kurallar içerdiği sürece, taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi, yargıçlar uyuşmazlıkları, ulusal yasalara göre değil, kendiliğinden uluslararası sözleşmeleri gözeterek çözmelidir. Bu, anayasal bir yükümlülüktür.Sözleşme’yi iç hukukta uygularken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik ilke kararları ve içtihatlarının göz önüne alınması gerekir.Anayasamızda 2004 yılında yapılan değişiklikle, onayladığımız ve iç hukukumuzun bir parçası haline getirdiğimiz “İnsan Hakları Sözleşmesi”ne, kurallar sıralamasının en üstünde yer vermiş olmamızın, onları yaşamın bir parçasına dönüştürmek için yeterli olmadığını da unutmamalıyız.Yargı yerlerimizin ve yönetsel yetkililerimizin, hiç de kolay olmayan ve küçümsenmemesi gereken bu yükümlülüklerini, eksiksiz yerine getirebilmelerini sağlayacak koşulları hazırlamak gerekir. Bu koşulların başında da, insan hakları öğretimi ve eğitimi gelmektedir.Sözleşmeye göre şüphelinin/sanığın hakları1. Adil yargılanma hakkı2. Bağımsız-tarafsız-olağan hâkim ilkesine uygun bir mahkemede aleni yargılanma hakkı3. Hak arama (mahkemeye başvurma) hakkı4. Makul sürede yargılanma hakkı5. Savunma hakkıAdil yargılanma hakkı sanığın, adil, dürüst ya da hakkaniyete uygun yargılanma hakkı vardır (AİHS m.6/1; İHEB m.10; Ay m.36/1).Anayasa’ya göre, herkes adil yargılanma hakkına sahiptir (Ay m.36/1).Adil yargılanma, insan hakları ile şüpheli, sanık ve mağdurun hakları ihlal edilmeksizin yapılan yargılamadır.Adil (dürüst) yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir iç hukuk kuralı haline gelmesiyle, hukukumuzun bir parçası olmuş ve Anayasa m.36’da doğrudan doğruya ifadesini bulmuştur.Yasa’ya göre, Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak koruma (muhafaza) altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür (CYY m.160/2).Bağımsız-tarafsız-olağan hâkim ilkesine uygun bir mahkemede aleni yargılanma hakkıSanığın, mahkeme tarafından ve aleni olarak yargılanma hakkı vardır.Ancak mahkeme, bağımsız, tarafsız ve olağan hâkim ilkesine uygun biçimde kurulmuş olmalıdır (AİHS m.6/1; İHEB m.10; Ay m.138,141; CMK m.3,22,182).Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, mahkeme kavramı, yasayla kurulan, yürütme organı ve taraflar önünde bağımsız, tarafsız ve yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade eder.Yasayla kurulan mahkeme koşulu, olağan (yasal veya doğal) hâkim güvencesini de beraberinde getirmektedir. Olağan hâkim ilkesi, gerek mahkemelerin kuruluş ve yetkilerinin, gerekse izleyecekleri muhakeme usulünün yasayla ve dava konusu uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce belirlenmesini ifade ederDoğal hâkim ilkesinin ceza hukukundaki kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ceza muhakemesindeki yansıması olarak nitelendirilmesi, ilkenin önemini ortaya koymaktadır.Anayasa’da, “hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” denilmek suretiyle bu ilkeye yer verilmiştir (Ay m.37).Mahkemenin yasalara uygun karar verebilmesi için öncelikle mahkeme dışı etkilere karşı korunması gerekir.Mahkemenin bağımsız olması, hâkimlerin başka bir kişi ya da organdan emir almaması, özellikle yürütme erki ile tarafların etki alanı dışında olması demektir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararlarında Gerekçeli Karar Hakkı AİHS'de adil yargılanma hakkının düzenlendiği 6. maddenin birinci fıkrasında "mahkeme kararlarının gerekçeli olması" gerektiğine dair açık hüküm bulunmamaktadır.Başka bir deyişe, mahkeme kararlarının gerekçeli olma zorunluluğu, AİHS'nin 6. maddesinde açıkça düzenlenmemiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, gerekçeyi “doğru ve güvenli adil yargılanma hakkının” temel bir unsuru olarak nitelendirmektedir. Daha doğrusu AİHM, gerekçeli karar hakkını, “hakkaniyete uygun yargılama” ilkesi çerçevesinde uygulamaktadır.AİHM, «gerekçeli karar hakkını» adil bir yargılama sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görmektedir. AİHM içtihatları doğrultusunda tanınan gerekçeli karar hakkı, tüm ulusal hukuk düzenleri üzerinde etkili olmuştur. Bu anlamda AİHM'in Anayasa Mahkemesi kararları üzerinde bir etkisi olduğu görülmektedir.Presentation Ayşe Çelik kararı ve ifade özgürlüğü (Anayasa Mahkemesi’nin 2017/36722 başvuru numaralı ve 09.05.2019 tarihli kararı)(İstanbul Kültür Üniversitesi, 2019) Çınar, Ali RızaBaşvurucunun bir televizyon programında sarf ettiği ifadeler nedeniyle terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetine hükmedilmesinin ve hapis cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiği kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi başvurucunun sözlerinin PKK terörünün övülmesi, terörizme destek gösterisi, şiddet kullanımına veya silahlı direnişe ya da başkaldırıya doğrudan veya dolaylı olarak teşvik olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir. Sonuç olarak başvurucunun konuşmasının bir terör örgütünün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, örgütün mücadelesine karşı olan kişi ve kuruluşları ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte sempatisini artırmak ve giderek aktif desteğini sağlamak amacıyla yapıldığı kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesinin kararına göre; başvurucunun olayların sıcaklığı içinde, canlı bir televizyon programında spontane bir şekilde yaptığı başvuru konusu açıklamalarına daha fazla tahammül gösterilmesi gerekmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesince , bu olayda tüm bilgiler dikkate alındığında başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği sonucuna ulaşılmıştır.Presentation Basit Yargılama Usulü [2019](Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2019) Çınar, Ali RızaCeza yargılama sistemimize; 7188 sayılı Yasanın 24. ve 25. maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın yürürlükten kaldırılan (mülga) 251. ve 252. Maddelerinde yapılan düzenlemeyle, “basit yargılama usulü” adı altında yeni bir yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü, asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren ve üst sınırı 2 yıla kadar suçlarda uygulanabilecektir. Bu usulde taraflara yazılı savunma yapma imkânı tanınacak ve duruşma yapılmaksızın karar verilebilecektir. Sanık hakkında Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen her türlü hüküm verilebilecek ve mahkûmiyet halinde indirilmiş bir ceza belirlenecektir. Bu usulün uygulanması sonucunda verilen hükümlere karşı itiraz edilebilecektir. İtiraz üzerine mahkemece, duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edilecektir.Book Part Basit Yargılama Usulü [2020](Adalet Yayınevi, 2020) Çınar, Ali RızaCeza yargılama sistemimize; 7188 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddesiyle, 5271 Sayılı Ceza Yargılama Yasası'nın yürürlükten kaldırılan (mülga) 251. ve 252. maddelerinde yapılan düzenlemeyle, “Basit Yargılama Usulü” adı altında yeni bir yargılama usulü getirilmiştir. Başka bir anlatımla ceza yargılama sistemimize; basit yargılama usulü, 7188 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddeleri ile 5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasası’nın 251. ve 252. maddelerinde yapılan düzenleme ile getirilmiştir. Ceza Yargılaması Yasası’nın 251. maddesinde, basit yargılama usulünün ne olduğu ve nasıl uygulanacağı yer almaktadır. Ceza Yargılaması Yasası’nın 252. maddesinde ise, basit yargılama usulünde itiraz konusu düzenlenmektedir. Bu sistemin getirilmesindeki gerekçeye göre; ceza yargılaması sistemimizde tek bir yargılama usulü öngörülmüş olup, basit suçlarla ağır suçlar arasında bir ayrım yapılmadan, duruşma açmak suretiyle aynı yargılama usulünün tüm yöntemlerinin (prosedürlerinin) uygulanması kabul edilmiştir. Bu durum, ağır suçların yargılanmasına daha az zaman ve emek ayrılmasına neden olmaktadır. Seçenekli yargılama usullerinin getirilmesinin, yargılamayı hızlandıracağı, yargının iş yükünü hafifleteceği ve kaynakların verimli kullanılmasına katkı sağlayacağı ileri sürülmektedir. Ancak ,yargı sürecinin hızlandırılmasının adil yargılama çerçevesinde sağlanması amaçlanmalıdır. Yargı sürecinin hızlandırılması için hiçbir zaman adil yargılama ilkelerinden vazgeçilmemelidir.Presentation Presentation Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince Verilebilecek Kararlar ve Bu Kararlara Karşı Başvurulabilecek Yasayolu (2017)(İzmir Barosu Başkanlığı, 2017) Çınar, Ali RızaArticle Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Dairelerince Verilen Sonkararlara/hükümlere Karşı Temyiz Yasayolu(2016) Çınar, Ali RızaBu çalışmada ki inceleme konusu, Ceza Yargılaması Hukukunda yer alan bölge adliye mahkemelerinin ceza dairelerince istinaf incelemesi sonunda verilen sonkararlara/hükümlere karşı başvurulan yasayollarından "temyiz yolu"dur. Bu nedenle,5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının "temyiz yolunu" düzenleyen hükümler inceleme kapsamını oluşturmaktadır. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından özellikle 5271 sayılı (yeni) Ceza Yargılaması Yasası ile 1412 sayılı (eski) Ceza Yargılaması Yasasının "temyiz yoluna" ilişkin hükümleri birlikte karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu arada, Ceza Yargılaması Yasamızın kaynağını oluşturan Alman Ceza Yargılaması Yasasıyla karşılaştırmalı bir çalışma yapılmaya çaba gösterilmiştir. Çalışmamız, bir giriş, üç ana bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde, önce "temyiz" kavramının tanımı yapılarak, "temyiz yolu" hakkında temel bilgiler verilmiştir.Presentation Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin Verebileceği Kararlar ve Hükümler(Antalya Barosu Başkanlığı, 2016) Çınar, Ali Rıza...Book Part Ceren Damar IV. Bilim İnsanları Sempozyumu(Yetkin Yayınları, 2024) Çınar, Ali RızaÇankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 2- 3 Mayıs 2024 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Ceren Damar IV. Bilim İnsanları Sempozyumuna’ davetli konuşmacı olarak katılarak “Ceza Yargılama Sürecinin Soruşturma ve Kovuşturma Evreleri” adlı bilimsel tebliğ sundum. Bu “Ceza Yargılama Sürecinin Soruşturma ve Kovuşturma Evreleri” konulu bilimsel tebliği, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi “Ceren Damar IV. Bilim İnsanları Sempozyumu” adlı Sempozyum kitabında, Yetkin Yayınları (Yayın Kodu: ISBN 978-605-05-2084-2) Ankara 2024, s.131-134’ de yayımlanmıştır.Presentation Ceza Hukukunda Çocuk(MEF Üniversitesi, 2020) Çınar, Ali RızaÇocuk canlı, cana yakın ve sevimlidir. Aynı zamanda çocuk, saflığın ve kusursuzluğun simgesidir. Ancak çocuklar, toplumun en güçsüz kesimidir. Çünkü onlar; bedensel, düşünsel, ekonomik ve sosyal yönden yetersiz olduklarından bağımlı insanlardır. Bu nedenle çocuklar, geçmişte(tarihte) olduğu gibi günümüzde de toplumun en çok sömürülen kesimini oluşturmaktadır. Hukukun asıl işlevi, güçsüzleri korumaktır. Bu nedenlerle, insanlığın geleceği olan çocukların korunması için özel bir hukuki düzenlemeye gereksinim doğmuştur. Bunun sonucu olarak, uluslararası bildirgeler biçiminde çeşitli ve ayrı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, 20 Kasım 1989 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”dir.Bundan dolayı her yıl 20 kasım günü çocuk hakları günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesi hükümleri, ülkemizde 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak kabul edilmiş olduğundan, iç hukukumuzun bir parçası hâlinde gelmiş ve yasal olarak devletimizi bağlamaktadır. Çocuk hakları, insan haklarının ve anayasal temel hakların onsekiz yaşından küçük çocuklara da tanınması ile ortaya çıkmıştır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde otuzu (27,5) onsekiz yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Ülkemiz gibi genç ve çocuk nüfusunun yüksek olduğu, genelde “insan hakları”, özelde ise “çocuk hakları” konusundaki çalışmaların önemi çok daha büyük ve anlamlı olmaktadır.Book Part Ceza yargılama hukukunda genel olarak istinaf yasa yolu, amacı ve felsefesi(2018) Çınar, Ali RızaBu çalışmada ki inceleme konusu; istinaf yasa yolu hakkında genel açıklamalarda bulunduktan sonra, özellikle istinaf yasa yolunun amacı ve felsefesi üzerinde durarak bu konuda ayrıntılı bilgi vermektir. Önce yasa yolu kavramı, üzerinde durularak açıklanmaya çalışılmıştır. Yasa yolu, yargılama makamlarının kararlarına karşı başvurulan bir yoldur. Yasa yollarının, öğretide çeşitli ayrımları yapılmıştır. Bu ayrımlara değinilmiştir. Yasa yolları, 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nda, olağan ve olağanüstü olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu olağan ve olağanüstü yasa yolları hakkında bilgi verilmiştir.Conference Object Ceza yargılama hukukunda hukuka aykırı kanıtlar (Deliller)(Polis Akademisi, 2022) Çınar, Ali RızaCeza (suç) yargılamasının temel amacı, işlenmiş olan eylemle ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Burada söz konusu olan biçimsel gerçek değil, gerçeğin kendisi olan maddi gerçektir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması konusunda yapılacak araştırma ve soruşturma ise sınırsız değildir. Hukuka uygun yöntemlere göre yapılan araştırma ve soruşturma sonucu elde edilen kanıtlara dayanılarak eylemle/olayla ilgili maddi gerçek ortaya çıkarılmalıdır. Kanıt elde edilirken kişisel ve toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Ceza yargılamasında, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması önemlidir. Çünkü faillerin cezasız kalmaları toplum düzeni ve kamu otoritesi için daha da önemlidir. Ancak, suçu işlemeyenlerin cezalandırılmaları ise, suç işleyenlerin cezasız kalmaları kadar, hatta ondan daha fazla, hukuki barışı ve düzeni bozma açısından sakıncalıdır. Bu nedenle, maddi gerçeği araştırma, ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilemez. Ceza Yargılamasında yapılan araştırma ve soruşturma mutlak ve sınırsız değildir. Maddi gerçeğe, hukuk kurulları içinde kalınarak ulaşılmaya çalışılmalıdır. Sanığın ve diğer sujelerin, kişisel ve toplumsal değerleri korunmalıdır. İlk defa, “hukuka aykırı kanıtlar”, 1992 yılında 3842 sayılı Yasayla, Eski 1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasında (CYY’nda) yapılan değişikle açık bir biçimde ifade edilmişti. Bu yasa değişikliği konuyla ilgili bilim çevreleri tarafından, özellikle, CYY.’nın 135/a ve 254/2. maddelerindeki düzenlemeler, “büyük bir reform” olarak kabul edilmiştir. Anayasamızın 38. maddesine 2001 yılında eklenen bir fıkrayla hiçbir duraksamaya neden olmayacak bir biçimde, açıkça; “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” ilkesi Anayasa metnine girmiştir. Öte yandan, Anayasa değişikliğinden sonra 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası'nın 148. maddesinde ifade alma ve sorgudaki yasak usuller örnekseme yoluyla ve sayılanlarla sınırlı olmayacak biçimde gösterilmiş, ayrıca “yasak usullerle elde edilen ifadelerin rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceği” hükme bağlanmıştır. Yine 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası'na göre yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir (CYY m.217/2); yargılamada ortaya konulması istenilen delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse, reddolunur (CYY m.206/2-a). Kaldı ki, aynı Yasanın 230. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur. Görüldüğü gibi, Türk hukukunda deliller arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır. Delil yasaklarına ilişkin teori, delil yasaklarının uzak etkisi için de geçerli olacaktır. Açıklanan pozitif hukuk metinlerine ve uygulamayı yansıtan yargısal kararlar karşısında belirtmek gerekir ki; “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması Hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Ayrıca, 5271 Sayılı Ceza Yargılama Yasası'nda, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının, hükmün hukuka kesin aykırı olması sonucunu doğuracağı kabul edilmiştir (CYY m.289/1-İ). Hukuka aykırı delilin hükmü mutlaka etkilediği, hükmün bu halde değişebileceği yasal bir karine olarak kabul edilmiştir.Article Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf Yasa Yolu Hakkında Temel Bilgiler(2016) Çınar, Ali Rızaİncelememizin yayımlanacağı dergide sınırlı yer ayrılmıştır. Bu nedenle istinaf yasayolu hakkındaki temel bilgilere, ancak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na yollanması aşamasına kadar yer verilmişti.Article Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf Yasa Yolu ile İlgili Bir Yıllık Uygulama ve Yapılan Yasa Değişiklikleri Konusunda Değerlendirmeler(Bahçeşehir Üniversitesi, 2017) Çınar, Ali RızaBu çalışmadaki inceleme konusu; özellikle istinaf yasa yolunun bir yıllık uygulaması ve yasa değişiklikleri üzerinde durarak bu konuda ayrıntılı bilgi vermektir. Ancak inceleyeceğimiz konunun ve yapacağımız açıklamaların daha iyi anlaşılması bakımından önce istinaf yasa yolu hakkında genel açıklamalarda bulunduktan sonra, istinaf yasa yolunun bir yıllık uygulaması ve yasa değişiklikleri hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.Article Ceza Yargılama Hukukunda Koruma Önlemlerinin (tedbirlerinin) Özellikleri ve Koşulları (makale)(2022) Çınar, Ali RızaCeza (suç) yargılama hukukunun amacı, daha önce suç olarak yaşandığı ileri sürülen eylemin/olayın doğruluğunu belirlemektir.Ceza yargılaması, soruşturma ve kovuşturma evresi olmak üzere temel iki evreden oluşmaktadır. Yargılamanın en önemli evresikovuşturma evresidir. Bu evrenin en önemli aşaması da yargılanan kişinin atılı suçu işleyip işlemediğinin/olayın gerçek olupolmadığının belirlendiği duruşma aşamasıdır. Ceza (suç) yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıiçin, yargılamanın en önemli evresi olan kovuşturma evresinin duruşma aşamasında “geçmişteki yaşandığı ileri sürülen olayın,tüm kanıtlarla yeniden yaşatılması” gerekmektedir. Ceza (suç) yargılamasında duruşma aşamasında geçmişte yaşanan olayınyeniden yaşatılması ise, olaya/suça ilişkin tüm kanıtların ortadan kaldırılmadan ve karartılmadan oldukları gibi elde edilipkorunmalarının sağlanması ve şüphelinin/sanığın hazır bulundurulması ile olanaklıdır. Bu da ancak koruma önlemlerinebaşvurulması ile güvence altına alınabilir. Koruma önlemlerinin amacı, somut olaya uygun maddi gerçeği ortaya çıkarılabilmekiçin, olay geçmişte nasıl gerçekleşmişse gerçekleştiği andaki durumunu olabildiğince koruyarak, duruşma ve yargıkurma/hüküm verme dönemlerinde öyle yaşatarak, ceza yargılamasının adil ve kısa sürede sonuçlanmasını sağlamaktır. Aynızamanda sonuçta verilen hükmün yerine getirilmesini de güvence altına almak koruma önlemlerinin amaçlarındandır. Özetlekoruma önlemlerinin genel olarak ortak temel amacı, ceza yargılamasında yargılamanın yapılabilmesi ve ileride verilecekhükmün/cezanın yerine getirilmesidir.İnceleme konumuz, koruma önlemlerinin ortak özellikleri ve koşulları. Bu nedenle her koruma önlemi ayrı ayrı ele alıpincelenmemiştir. Önce koruma önlemi kavramının nasıl tanımlandığı açıklanmıştır. Koruma önlemlerinin görevi/işlevi veayrımları (sınıflandırılması) konusunda temel bilgiler verilmiştir. Daha sonra ise, koruma önlemlerinin özellikleri/nitelikleri tek tekele alınarak ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Son olarak koruma önlemlerinin ortak koşulları ayrı ayrı değerlendirilerekaçıklanmıştır. Ayrıca bu konudaki ilgili düzenlemeler gözetilerek konuyla ilgili mahkeme kararları hakkında bilgi verilmiştir.Çalışmamızın sonuç kısmında ise konuyu incelerken ayrıntılı olarak yer verdiğimiz varılan sonuçlar, önerilerle birlikte anahatlarıyla belirtilmiştir.Conference Object Ceza yargılama hukukunda koruma tedbirlerinin nitelikleri ve koşulları(Sivas Barosu Başkanlığı, 2022) Çınar, Ali RızaCeza yargılamasının temel amacı, işlenmiş olan eylemle ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Burada söz konusu olan biçimsel gerçek değil, gerçeğin kendisi olan maddi gerçektir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması konusunda yapılacak araştırma ve soruşturma ise sınırsız değildir. Eylemle/olayla ilgili maddi gerçek, hukuka uygun yöntemlere göre yapılan araştırma ve soruşturma sonucu elde edilen kanıtlara dayanılarak ortaya çıkarılmalıdır. Kanıt elde edilirken kişisel ve toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Koruma tedbirlerinin (önlemlerinin) amacı, somut olaya uygun maddi gerçeği ortaya çıkarılabilmek için, olay geçmişte nasıl gerçekleşmişse gerçekleştiği andaki durumunu olabildiğince koruyarak, duruşma ve yargı kurma/hüküm verme dönemlerinde öyle yaşatarak, ceza yargılamasının adil ve kısa sürede sonuçlanmasını sağlamaktır. Aynı zamanda sonuçta verilen hükmün yerine getirilmesini de güvence altına almak koruma tedbirlerinin amaçlarındandır. Özetle koruma tedbirlerinin genel olarak ortak temel amacı, ceza yargılamasında yargılamanın yapılabilmesi ve ileride verilecek hükmün/cezanın yerine getirilmesidir. İnceleme konumuz, koruma tedbirlerinin ortak özellikleri ve koşulları. Bu nedenle her koruma tedbiri (önlemi) ayrı ayrı ele alıp incelenmemiştir.Önce koruma tedbiri kavramının nasıl tanımlandığı açıklanmıştır. Koruma tedbirlerinin (önlemlerinin) görevi/işlevi ve ayrımları (sınıflandırılması) konusunda temel bilgiler verilmiştir. Daha sonra ise, koruma tedbirlerinin (önlemlerinin) özellikleri/nitelikleri tek tek ele alınarak ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Son olarak koruma tedbirlerinin (önlemlerinin) ortak koşulları ayrı ayrı değerlendirilerek açıklanmıştır. Ayrıca bu konudaki ilgili düzenlemeler gözetilerek konuyla ilgili mahkeme kararları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın sonuç kısmında ise konuyu incelerken ayrıntılı olarak yer verdiğimiz varılan sonuçlar, önerilerle birlikte ana hatlarıyla belirtilmiştir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

