Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
Browsing Hukuk Fakültesi Koleksiyonu by WoS Q "N/A"
Now showing 1 - 20 of 150
- Results Per Page
- Sort Options
Article BM Güvenlik Konseyi Listeleri ve İç Hukukta Terör Örgütünün Tespiti(2025) Akyürek, GüçlüTerörle mücadele kapsamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, gerçek kişi ve kurumları listeleyerek yaptırımlar uygulanmasına karar vermekte, üye devletler de bunu uygulamakla yükümlü kılınmaktadır. Öte yandan bir üye devlette, Türkiye’de, yargı yerlerinin bir örgütün terör örgütü olup olmadığını belirlerken söz konusu listeleri nasıl değerlendirmeleri gerektiği tartışılmalıdır. Bu çalışmada öncelikle listelerin hukuksal altyapısı ve gelişimi, sonrasında da temel ceza yargılaması ilkeleri ve Yargıtay kararları ışığında, bir terör örgütünün varlığı belirlenirken, adı geçen listelerin ispat gücü ele alınmaktadır.Presentation Genel olarak istinaf kanun yolu, amacı ve felsefesi(Yargıtay ve Türkiye Adalet Akademisi, 2017) Çınar, Ali Rıza...Article Kripto Varlık İlk Arzı (ıco) ve Konunun Türk Hukuku ve Bazı Ülke Uygulamaları Açısından Değerlendirilmesi(2021) Araalan,CemalBlokzincir kavramının 2008 yılında Satoshi Nakamoto isimli kimliği bilinmeyen bir kişinin/kişilerin yayınladığı manifesto ile ortaya çıkması ve yaygınlaşması sonucunda, özellikle başta finans sektörü olmak üzere birçok yeni kavram ve terminoloji hayatımıza girmiştir. Bu kavramlara örnek vermek gerekirse, kripto varlıklar, akıllı sözleşmeler ve ICO’lar olmak üzere pek çok yeni kurumun hayata girmesi ile özellikle bu konulardaki regülasyonların ülkeler nezdinde yeni yeni yürürlüğe girmesi, bu kurumların nasıl regüle edilmesi gerektiği tartışmalarını da gündeme getirmiştir. Özellikle ICO’ların blokzincir teknolojisine özgü bir kitle fonlama vasıtası olması ve yatırımcıların ICO’lar ile çok kısa zamanda çok yüksek meblağ içeren yatırımlara imkan vermesi, ICO’ların adeta bu teknolojinin lokomotifi işlevi görmesini sağlamıştır. Ancak, ICO’ların bu efektif işlevlerine rağmen, aynı zamanda birçok ülkede regüle edilmemesi dolandırıcılık ve kara para aklama faaliyetlerine sebebiyet verip vermediği noktasında tereddüt uyandırmıştır. Bu çalışmada, özellikle ICO denilen kripto varlıkların ilk arzı, özellikle konunun başta kavramsal çerçevesi, ICO’ları temel itibariyle etkileyen kripto varlıkların türleri ve özellikleri, ICO’ların avantajları ve dezavantajları, ICO’ların aşamaları, ICO’lara yönelik Türk hukuku ve farklı bazı ülkelerdeki regülasyon ve uygulama örnekleri de dikkate alınarak incelenmiştir.Presentation Avrupa insan hakları sözleşmesi kapsamında şüpheli ve sanığın hakları(2023) Çınar, Ali RızaSözleşme’nin Türkiye Tarafından Onaylanması: İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın siyasal bütünleşmesi ve insan haklarına saygılı bir barış ortamı sağlanması için Avrupa Konseyi kurulmuştur. Türkiye de Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır.Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan bazı temel haklara bir güvence sağlamak için, 1950 yılında Roma’da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) imzaya açmıştır. AİHS, Eylül 1953’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 1 no.lu Protokol ile birlikte 1954 yılında AİHS’yi onaylamıştır.Onay belgesinin 18 Mayıs 1954 günü Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne verilmesi ile Sözleşme (AİHS) Türkiye açısından da yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan haklar, Sözleşme’den sonra yapılmış olan, hem 1961, hem de 1982 Anayasaları tarafından da güvence altına alınmıştır.Türkiye bireysel başvuru yetkisini 1987 yılında tanıdı (28.01.1987). Daha sonra da Türkiye 1990 yılından geçerli olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.Sözleşme organlarından olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla, Sözleşme’nin ulusal düzeyde uygulanabilirliği her gün biraz daha artmakta ve Sözleşme’nin soyut kuralları somutlaşmaktadır.Sözleşme’nin İç Hukuktaki YeriUluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri konusunda Anayasa (m.90/son) iki temel kural koymuştur. Bu kurallardan biri, “Uluslararası anlaşmalar yasa gücündedir”, diğeri ise “Uluslararası anlaşmaların anayasaya aykırılığı”nın ileri sürülememesi.Anayasanın 90. Maddesi’nin son fıkrasına, 07.05.2004 tarihli ve 5170 sayılı yasa ile şu cümle eklenmiştir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeni ile çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.” Bu düzenlemenin, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler ile yasalar arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi için önerdiği çözüm, uluslararası sözleşme hükümlerinin “esas” alınmasıdır. Anayasadaki bu düzenleme, yasaların uygulanması kadar, yapılmasını da kapsar; yasama, yürütme ve yargıyı bağlar. Kamu yetkilileri (vali, kaymakam ve başka yöneticiler ile kolluk kuvvetleri) de, uluslararası sözleşmeleri/anlaşmaları yasaya üstün tutarak uyuşmazlıkları çözmekle yükümlüdürler.Uluslararası sözleşmeler/anlaşmalar, daha ileri kurallar içerdiği sürece, taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi, yargıçlar uyuşmazlıkları, ulusal yasalara göre değil, kendiliğinden uluslararası sözleşmeleri gözeterek çözmelidir. Bu, anayasal bir yükümlülüktür.Sözleşme’yi iç hukukta uygularken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik ilke kararları ve içtihatlarının göz önüne alınması gerekir.Anayasamızda 2004 yılında yapılan değişiklikle, onayladığımız ve iç hukukumuzun bir parçası haline getirdiğimiz “İnsan Hakları Sözleşmesi”ne, kurallar sıralamasının en üstünde yer vermiş olmamızın, onları yaşamın bir parçasına dönüştürmek için yeterli olmadığını da unutmamalıyız.Yargı yerlerimizin ve yönetsel yetkililerimizin, hiç de kolay olmayan ve küçümsenmemesi gereken bu yükümlülüklerini, eksiksiz yerine getirebilmelerini sağlayacak koşulları hazırlamak gerekir. Bu koşulların başında da, insan hakları öğretimi ve eğitimi gelmektedir.Sözleşmeye göre şüphelinin/sanığın hakları1. Adil yargılanma hakkı2. Bağımsız-tarafsız-olağan hâkim ilkesine uygun bir mahkemede aleni yargılanma hakkı3. Hak arama (mahkemeye başvurma) hakkı4. Makul sürede yargılanma hakkı5. Savunma hakkıAdil yargılanma hakkı sanığın, adil, dürüst ya da hakkaniyete uygun yargılanma hakkı vardır (AİHS m.6/1; İHEB m.10; Ay m.36/1).Anayasa’ya göre, herkes adil yargılanma hakkına sahiptir (Ay m.36/1).Adil yargılanma, insan hakları ile şüpheli, sanık ve mağdurun hakları ihlal edilmeksizin yapılan yargılamadır.Adil (dürüst) yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir iç hukuk kuralı haline gelmesiyle, hukukumuzun bir parçası olmuş ve Anayasa m.36’da doğrudan doğruya ifadesini bulmuştur.Yasa’ya göre, Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak koruma (muhafaza) altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür (CYY m.160/2).Bağımsız-tarafsız-olağan hâkim ilkesine uygun bir mahkemede aleni yargılanma hakkıSanığın, mahkeme tarafından ve aleni olarak yargılanma hakkı vardır.Ancak mahkeme, bağımsız, tarafsız ve olağan hâkim ilkesine uygun biçimde kurulmuş olmalıdır (AİHS m.6/1; İHEB m.10; Ay m.138,141; CMK m.3,22,182).Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, mahkeme kavramı, yasayla kurulan, yürütme organı ve taraflar önünde bağımsız, tarafsız ve yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade eder.Yasayla kurulan mahkeme koşulu, olağan (yasal veya doğal) hâkim güvencesini de beraberinde getirmektedir. Olağan hâkim ilkesi, gerek mahkemelerin kuruluş ve yetkilerinin, gerekse izleyecekleri muhakeme usulünün yasayla ve dava konusu uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce belirlenmesini ifade ederDoğal hâkim ilkesinin ceza hukukundaki kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ceza muhakemesindeki yansıması olarak nitelendirilmesi, ilkenin önemini ortaya koymaktadır.Anayasa’da, “hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” denilmek suretiyle bu ilkeye yer verilmiştir (Ay m.37).Mahkemenin yasalara uygun karar verebilmesi için öncelikle mahkeme dışı etkilere karşı korunması gerekir.Mahkemenin bağımsız olması, hâkimlerin başka bir kişi ya da organdan emir almaması, özellikle yürütme erki ile tarafların etki alanı dışında olması demektir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararlarında Gerekçeli Karar Hakkı AİHS'de adil yargılanma hakkının düzenlendiği 6. maddenin birinci fıkrasında "mahkeme kararlarının gerekçeli olması" gerektiğine dair açık hüküm bulunmamaktadır.Başka bir deyişe, mahkeme kararlarının gerekçeli olma zorunluluğu, AİHS'nin 6. maddesinde açıkça düzenlenmemiştir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, gerekçeyi “doğru ve güvenli adil yargılanma hakkının” temel bir unsuru olarak nitelendirmektedir. Daha doğrusu AİHM, gerekçeli karar hakkını, “hakkaniyete uygun yargılama” ilkesi çerçevesinde uygulamaktadır.AİHM, «gerekçeli karar hakkını» adil bir yargılama sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görmektedir. AİHM içtihatları doğrultusunda tanınan gerekçeli karar hakkı, tüm ulusal hukuk düzenleri üzerinde etkili olmuştur. Bu anlamda AİHM'in Anayasa Mahkemesi kararları üzerinde bir etkisi olduğu görülmektedir.Article Executive Remuneration of Company Directors Under Eu Law and Turkish Law(Istanbul University Press, 2023) Özcanlı, Fatma BerilThe criteria to determine the material scope of executive pay has always been a controversial aspect of corporate law and corporate governance. The controversy stems from the fact that the board of directors generally tends to determine a suitable executive remuneration for its members, not considering the interests of other stakeholders. In some cases, an independent compensation/remuneration committee is appointed by the board of directors and determines the amount of executive pay. Depending on the legislation, this may require additional approval at the annual general meeting by the shareholders. European legislators have differing approaches with regards to regulating this very area of corporate pay. The revised Shareholders Rights Directive requires an enhanced approach for the shareholders' role by determining the remuneration policy of the company. These amendments can be identified as the promotion of the say on pay, on the remuneration policy, and remuneration report. Furthermore, the previous recommendations have also set the criteria to determine the amount of remuneration. The Directive contains provisions for setting up a clear and transparent corporate remuneration policy and shareholders' binding vote with temporary derogations. The corporate remuneration system of Turkish law is legislated under Art. 394 TCC (Turkish Commercial Code Nr. 6102), which only requires that board members can be paid an honorarium, salary, bonus, premium, and a portion of the annual profit, provided that this amount is determined by the articles of association, or by way of a general meeting resolution. Art. 408 TCC also stipulates a binding general meeting approval of the remuneration policy, whereas Art. 513 TCC requires the framework with regard to bankruptcy procedures. © 2023 Istanbul University Press. All rights reserved.Presentation Gebe/ Hamile Kadını Terk Etmek Suçu(MEF Üniversitesi ve Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği (İMDAT), 2017) Çınar, Ali Rıza..Article Teminat Amaçlı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmelerinin Geçerliliği Üzerine Düşünceler(GSÜHFD, 2023) Kapancı, Kadir BerkBir tür ön sözleşme özelliği gösteren taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden, uygulamada teminat amacıyla da yararlanıldığı görülmektedir. Bu çerçevede genellikle bir tüketim ödüncü sözleşmesi çerçevesinde geri ödemesi borçlanılan bir miktar paranın teminatı olarak, ödünç veren ve ödünç alan (veya duruma göre ilgili taşınmazın maliki konumunda olan bir başka üçüncü kişi) arasında bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi akdedilmekte, bu sözleşmede de satış vaadinde bulunanın taşınmazla ilgili satışı gerçekleştirme borcunun vadesi, bizzat ödünç konusunun (duruma göre faiziyle) ödünç verene iade edileceği tarihe isabet ettirilmektedir. Yine söz konusu teminat amaçlı satış vaadi sözleşmelerinde, taşınmazının satışını gerçekleştirmeyi vaad edenin (yani ödünç alanın), ilgili tarihe kadar belirli bir miktar parayı (dönme cezası) -geri- ödeyerek (bu tutar tam olarak tüketim ödüncü sözleşmesindeki ödünç konusuna ve varsa ona eklenecek anapara faizine karşılık gelmektedir) sözleşmeden dönebileceği de bir yan kayıt olarak öngörülmektedir. Anılan teminat amaçlı taşınmaz satış vaadi sözleşmelerin geçerlilikleri öğreti ve uygulamada ciddi biçimde tartışma konusu edilmiş, ilgili bağlamda farklı eksenlerde görüşler ileri sürülmüştür. İşbu çalışmamız, ilgili tartışmada alınması en isabetli olacak tavrın, gerekçeleriyle ortaya konulmasına odaklanmıştırMaster Thesis Ceza hukukunda kadın ve haksız tahrik(Galatasaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 2017) Mermutluoğlu, Ceren; Evik, Vesile, SonayHaksız tahrik kadına karşı işlenen suçlar bakımından sıkça gündeme gelen bir indirim nedenidir. TCK md. 29'a göre, faile yönelik tahrik edici ve haksız bir fiil gerçekleştiren kişiye karşı işlenen suçlar bakımından, bu fiilden kaynaklanan öfke veya şiddetli üzüntü halinde hareket edildiği sürece, failin ceza sorumluluğunun azaldığı kabul edilmektedir. Failin haksız tahrik altında hareket ettiğinin kabul edilmesi için öncelikle, tepki suçunun mağduru olan kişi, faile yönelik olarak objektif anlamda tahrik edici ve haksız bir fiil gerçekleştirmelidir. İkinci olarak, tahrik edici haksız fiilin, failde öfke veya şiddetli üzüntüye neden olması gerekir. Son olarak ise tepki suçu, failin, mağdurun fiilinden kaynaklanan psikolojik durumunun etkisi altında gerçekleştirilmelidir. Çalışma kapsamında, kadına ilişkin uygulama bakımından önem arz eden konular olduğu düşünülerek haksız tahrikin, meşru savunma, töre saiki, tasarlama ve takdiri indirim nedenleri ile ilişkisi ele alınmıştır. Kadının mağdur olduğu suçlar bakımından uygulamanın cinsiyetçi bir perspektife sahip olup olmadığı incelenirken, şiddete maruz kalmış kadının, kendisine karşı sürekli olarak şiddet uygulayan erkeği, pasif konumda olduğu bir anda öldürmesi durumu meşru savunma kapsamında incelenerek, karşılaştırma yapılmıştır.Article Türk Hukukunda İnternet Ortamında Mal Satışına Yönelik Sözleşmelerde Cayma Hakkının Kullanılması(MEF Üniversitesi, 2022) Işıntan, PelinTüketiciye kayıtsız ve şartsız olarak yapmış olduğu işlemden kurtulma imkanı sağlayan cayma hakkı 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da çeşitli tüketici işlemleri için öngörülmüştür ve tüketici açısından önemli bir imkandır. Cayma hakkının varlığı özellikle internet ortamında tüketiciyi daha rahat işlem yapmaya sevk eder. Covid-19 pandemisi sırasında önemi daha da iyi anlaşılan İnternet üzerinden kurulan mesafeli sözleşmeler artık modern hayatın bir parçası haline gelmiştir. Bu tür sözleşmelerin sıklıkla kurulduğu ve platform olarak tabir edilen çevrimiçi pazar yerleri tüketicinin çok kolaylıkla alışveriş yapmaya yönlendirildiği mecralardır. Bu bağlamda İnternet üzerinden bir taşınır satışına taraf olan tüketicinin korunması TKHK md.48 ile buna dayanarak çıkartılan Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği kapsamında gerçekleşir. Söz konusu mevzuatta yakın zamanda önemli değişiklikler yapılmıştır ve bunların bir kısmı cayma hakkının kullanımına ilişkindir. Bu çalışmada, sözleşme kurulduktan sonra tüketicinin korunması yönündeki en önemli araç olarak gördüğümüz cayma hakkı ve bu hakkın kullanılmasına ilişkin mevzuatta gerçekleşen son değişiklikler ele alınacaktır.Article Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf Yasa Yolu ile İlgili Bir Yıllık Uygulama ve Yapılan Yasa Değişiklikleri Konusunda Değerlendirmeler(Bahçeşehir Üniversitesi, 2017) Çınar, Ali RızaBu çalışmadaki inceleme konusu; özellikle istinaf yasa yolunun bir yıllık uygulaması ve yasa değişiklikleri üzerinde durarak bu konuda ayrıntılı bilgi vermektir. Ancak inceleyeceğimiz konunun ve yapacağımız açıklamaların daha iyi anlaşılması bakımından önce istinaf yasa yolu hakkında genel açıklamalarda bulunduktan sonra, istinaf yasa yolunun bir yıllık uygulaması ve yasa değişiklikleri hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.Presentation Basit Yargılama Usulü [2019](Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2019) Çınar, Ali RızaCeza yargılama sistemimize; 7188 sayılı Yasanın 24. ve 25. maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın yürürlükten kaldırılan (mülga) 251. ve 252. Maddelerinde yapılan düzenlemeyle, “basit yargılama usulü” adı altında yeni bir yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü, asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren ve üst sınırı 2 yıla kadar suçlarda uygulanabilecektir. Bu usulde taraflara yazılı savunma yapma imkânı tanınacak ve duruşma yapılmaksızın karar verilebilecektir. Sanık hakkında Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen her türlü hüküm verilebilecek ve mahkûmiyet halinde indirilmiş bir ceza belirlenecektir. Bu usulün uygulanması sonucunda verilen hükümlere karşı itiraz edilebilecektir. İtiraz üzerine mahkemece, duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edilecektir.Article Yapı Alacaklısı İpoteğinin Kurulması için Açılacak Dava Bağlamında Tapu Siciline Düşülecek Şerhin Hukuki Niteliği Üzerine Kısa Bir Değerlendirme(MEF Üniversitesi, 2022) Kapancı, Kadir BerkTürk Medeni Kanunu (“TMK”), belirlemiş olduğu bazı özel durumlarda, belirli şartlarla kanuni ipotek haklarından istifade edilmesine izin vermiştir. Bu hakların birkısmı, tescil edilmelerine dahi gerek olmadan doğrudan sicil dışında doğmakta, diğerbir kısmı ise ilk olasılığa göre bir adım geride, lehtarına sadece bir ipotek hakkının tescil edilmesini isteme yetkisini vermektedir. İşte TMK m. 893 f.1 b.3 ve 895 vd.’da öngörülen yapı alacaklısı ipoteği de, ikinci gruba giren bir ipotek hakkı yapısı gösterir. Bu hak, özel olarak yapı alacaklıları konumundaki edimlerini yerine getirmiş yüklenici ve zanaatkârların ücret alacaklarını garanti altına almaktadır. Hakkın kurulması için belirli şartların yerine gelmiş olması aranmakta, bu şartlar yerine gelmişse, TMK m.895 f.2’de öngörülen (yüklenilen işin tamamlanmasından itibaren başlamak üzere) 3aylık hak düşürücü süre içinde -ilgili taşınmazın malikinin bulunacağı tescil talebinde neticesinde- ipotek hakkının tapu sicil memuru tarafından düşülecek tescil kaydıyla kurulması temin edilmektedir. Olur da malik ilgili ipotek hakkının kurulmasına yönelikbir tescil talebinde bulunmazsa, yapı alacaklısı tarafından ona karşı bir ifa davası açılması kaçınılmaz olmakta, dava sonucunda elde edilecek karar da, tescilin yapılmasına esas teşkil edecek olan malikin tescil talebinin yerine geçmektedir. İşbu davada, bir şerh kaydının düşülmesi, kanuni ipotek hakkı lehtarının menfaatlerinin daha etkin biçimde korunması bakımından elzemdir. Söz konusu şerh kaydının hukuki niteliği ise tartışmalıdır. Ağırlıklı görüş, buradaki şerhin -meydana getireceği özel biretki nedeniyle- bir geçici tescil şerhi olduğu kanaatindedir. Oysa bu yaklaşımın ne denliyerinde bir yaklaşım oluşturduğu şüphelidir. İşbu çalışmamızın temel amacı, ağırlıklı görüşün ortaya koyduğu yaklaşım tarzına bir itiraz yükseltilerek ilgili şerhin hukuki niteliğinin içinde bulunulan hukuki kurgu da bir daha ele alınarak açıklığa kavuşturulmasıdır.Article Art Arda Teslimli Satış Sözleşmelerinde Satıcının (borçlu) Temerrüdüne Bağlı Sonuçlar(2016) Kapancı, Kadir BerkArt arda teslimli satış sözleşmesi, satıcının satış konusu mala ilişkin borcunu birden fazla defada ve birbirini izleyen farklı ifa zamanlarında olmak üzere ayrı ayrı gerçekleşecek teslimatlar dairesinde ifa etmesini öngörür. Bu sözleşme duruma göre dönemli veya sürekli mahiyette olabilir. İlgili sözleşme yapıları dahilinde satıcının bir veya birden fazla teslim borcunda temerrüde düşmesi halinde nasıl bir uygulama yapılacağı aydınlatılmalıdır. Duruma göre farklı olasılıklar söz konusu olabilecektir, her bir somut durum ayrı ayrı ele alınmalıdır. İşbu çalışma, farklı yapılarda ortaya çıkabilecek art arda satış sözleşmelerinde satıcının temerrüdüne bağlı sonuçları ayrıntılarıyla ele almayı hedeflemektedir.Conference Object Book Şirketler Topluluğunda Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması(On İki Levha Yayıncılık, 2021) Özcanlı, Beril Fatma...Conference Object Yargıtay'ın “öteki Kadın Tazminatı” İçtihatlarının Değerlendirilmesi(2016) Kapancı, Kadir BerkYargıtay, 2010 yılından bu yana öğretide “Öteki Kadın Tazminatı” başlığı altında kategorize edilen bir evlilik ilişkisinde meydana gelen aldatma olayında aldatılan eşin aldatan eşin aldatma eyleminde birlikte olduğu öteki kişiye karşı manevi tazminat talep edebilmesini kabul ettiği bir yerleşik içtihat serisi meydana getirmiş, ancak son dönemde Yargıtay’ın bu içtihatlarından saptığı da gözlemlenmiştir. Çalışmanın amacı, anılan durumlarda aldatılan eşin aldatma eylemine katılan öteki kişiye karşı maddi / manevi herhangi bir tazminat talebinin olup olamayacağının teknik hukuki çerçevede tespit edilmesi, bu bağlamda Yargıtay’ın sözü geçen içtihatlarının hukuki dayanağının da sorgulanmasıdır.Article Ceza Yargılama Hukukunda “Duruşma Aşamasının” Temel İlkeleri(Terazi Hukuk Dergisi, 2024) Çınar, Ali RızaCeza Yargılama Hukuku sürecinde ulaşılmak istenen amaç Medeni Yargılama Hukuku sürecinde olduğu gibi biçimsel gerçeklik değil, daha önce yaşanmış olaya bağlı somut gerçekliktir. Ceza yargılama sürecinin amaçladığı maddi /somut gerçek, hukuka uygun yöntemler ile yapılan araştırma ve soruşturma sonucu elde edilen kanıtlar ve bu kanıtların duruşmada tartışılması ile yargılama sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi ile ortaya çıkarılacaktır. Bu nedenle de yargılamanın en önemli evresi ilk derece/olay mahkemesindekikovuşturma evresidir. Bu evrenin en önemli aşaması da yargılanan kişinin atılı suçu işleyip işlemediğinin, olayın gerçek olup olmadığının belirlendiği duruşma aşamasıdır. Bu aşamada uyulması zorunlu temel ilkeler vardır. Çünkü daha önce yaşanmış somut olay konusundaki kuşku, duruşmada; iddia, savunma ve yargılama makamlarınca bütün yönleriyle herkesin gözleri önünde sözlü olarak tartışılan ve beş duyuyla algılanan kanıtların ışığında hep birlikte yenilecek ve yalnızca duruşmaya getirtilip tartışılan kantların ışığında edinilen izlenimleregöre oluşan ve ulaşılan vicdani kanıya göre "yargı" (hüküm) kurulacaktır. Bundan dolayı, bu makalemizde Ceza Yargılama Hukuku’nun iki evresi olan soruşturma ve kovuşturma evresi hakkında genel bir bilgi verilip kovuşturma evresinin en yaşamsal aşaması olan duruşma aşamasından, öneminden ve bu aşamada uyulması zorunlu ilkelerden söz edilecektir. Ceza Yargılama Hukuku ile amaçlanan maddi gerçek ancak kovuşturma evresinin duruşma aşamasındaki zorunlu ilkelere uyulması ile ortaya çıkarılacak ve hukuka uygun hükümkurulacaktır.Conference Object Teminat Amaçlı İnançlı Taşınmaz Devirlerinde Teminat Konusunun Teminat Verene İadesi Bağlamında Bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Düşündürdükleri(Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, 2021) Kapancı, Kadir BerkTeminat amaçlı (karma) inançlı işlemle (fiducia cumcreditore) taşınmaz devri, uygulamada sağladığı yadsınamaz faydalar nedeniyle Türk Hukukunda sıklıkla başvurulan, güçlü ve teminat altına alınan temel (asıl) ilişkiye nazaran -ağırlıklı düşünceye göre- bağımsız özellik gösteren bir ayni teminat türüdür. Ne de olsa, söz konusu teminat bağlamında, güvence olarak doğrudan doğruya ve gerçek anlamda devralınan mülkiyet hakkından istifade edilmekte, bu da olağan kurguda ihtiyaç duyulabilecek olanın ötesindeki imkanları beraberinde getirmektedir. Teminat amaçlı inançlı devir, bir yönüyle borçlar hukukuna diğer yönüyle eşya hukukuna bakan, ikili bir işlem yapısını haiz bulunmaktadır: i- Borçlandırıcı işlem olarak inanç anlaşması (pactum fiduciae) ve ii- Bu anlaşmanın objektif anlamda hukuki sebebini (causa fiduciae) oluşturduğu ve onu takip eden taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının devrine ilişkin tasarruf işlemi. Teminat amaçlı devirle güvence sağlanan alacağın içinden doğduğu temel ilişki ise, anılan yapının tamamen dışında yer alır. Temel ilişkiden doğan ve teminat amaçlı devirle güvence sağlanan alacak, ileride gerektiği gibi yerine getirildiğinde inançlı devirdeki teminat amacı ortadan kalkacağından başlangıçta devredilen taşınmazın da teminat verene (inançlı devredene) iade edilmesi gereği gündeme gelir. İşbu iade rejiminin hangi hükümlere tabi olacağının tespit edilmesi önemlidir. Öyle ki, buna göre inançlı devrin gerçekleştirilmesinden iade gereğinin gündeme gelmesine kadar geçen ara dönemde teminat alanın (inançlı devralanın) üçüncü kişilere teminat konusu üzerinde hak (mülkiyet veya sınırlı ayni hak) kazandırıcı olası tasarruf işlemlerinin akıbeti de belirginlik kazanacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.02.2020 tarihli ve E. 2018/1065 K. 2020/180 sayılı kararında, belirli bir somut olay özelinde doğrudan bu konuyla ilgili çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur. İşbu tebliğimizin temel amacı, sözü geçen karardaki değerlendirmelerin yerindeliğinin incelenmesi ve irdelenmesidir. Bunun yanı sıra karara konu olan olayın söz konusu olabilecek, olası alt varyasyonları bakımından da ulaşılan sonuçlarda herhangi bir farklılığının meydana gelip gelmeyeceği de ayrıca sorgulanacaktır.Article Le Fondement Constitutionnel d’une Démocratie Locale Participative en France: l’article 72-1 de la Constitution du 4 Octobre 1958(2018) Kejanlıoğlu, Atagün MertLa conception d’une démocratie locale participative et semi-directe peut être envisagée dans le cadre de la Constitution de 1958 suite à la révision constitutionnelle de 2003. Malgré la structure unitaire de la République, l’attachement à la démocratie représentative et la domination de la forte tendance française de centralisation, les premières tentatives de mise en œuvre d’une démocratie locale montent au début du 20e siècle. Cependant, la première reconnaissance d’un référendum consultatif local par le législateur date de la fin du 20e siècle. La portée du référendum local consultatif initialement prévu pour les communes avec la loi du 6 février 1992, a été ultérieurement étendue par d’autres lois jusqu`à 2003. De plus, introduit par la révision constitutionnelle de 2003, l’article 72-1 de la Constitution prévoit un droit de pétition au niveau local, et deux types de référendum local : l’un décisionnel et l’autre consultatif. Comme tous ces outils de participation des citoyens sont soumis au contrôle juridictionnel, le Conseil d’État, grâce à sa jurisprudence, a pu créer un régime de contentieux portant non seulement sur l’acte par lequel la décision d’organiser un référendum est prise, mais aussi sur le résultat du référendum.Presentation Ceza Yasamızdaki Bir Gün Karşılığı Birim Para Cezası Miktarıyla İlgili Sorunlar(İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Alexander HUMBOLDT STIFUNG, 2024) Çınar, Ali RızaGün para cezası sisteminin Alman Ceza Yasası’ndan alındığı anlaşılmaktadır (Bkz. Alm.CY. m.40). Kaynak yasada, bir gün karşılığı birim para cezası miktarları en az bir, en çok otuz bin Euro öngörülmüştür (Alm.CY. m.40/2). Yasamızda bir gün karşılığı birim para cezası miktarı, en az yirmi, en çok yüz Türk Lirası olarak belirlenmiştir (TCY m.52/2). Görülüyor ki, Türk Ceza Yasası’nda, Türkiye’deki kişi başına düşen gelir ve ekonomik koşullar, işsizlik, gelir dağılımındaki orantısızlık gözetilmeden, birim para cezasının alt sınırı fazla, üst sınırın miktarı ise Almanya’dan az olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Yasası’nda adli para cezasını düzenleyen hükümle ilgili gerekçede; “Suç işleyen kişinin ekonomik durumu dikkate alınmadan hükmolunan para cezası, eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanın ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan bu sistemden vazgeçilerek; gün para cezası” sistemine geçildiği belirtilmektedir. Ayrıca gerekçede; “Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir” denilmektedir. Adli para cezasında “bir gün biriminin parasal miktarını” yargıç belirlerken; kişinin malvarlığıyla bir günde kazandığı ya da kazanması gereken gelirini gözeteceği de gerekçede açıklanmaktadır. Yukarıda açıkladığımız gibi, temel adli para cezasına hükmederken yargıç, önce Türk Ceza Yasası’nın 61. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen, kişinin suçla ilgili; yani suçun işleniş biçimi, kusurun yoğunluğu gibi yasada yazılı durumlarını gözeterek, yasadaki sınırlar arasında “gün birim sayısını” saptamaktadır. Adli para cezasının belirlenmesinde, ikinci aşama ise, yargıcın, kişinin, “ekonomik durumunu ve kişisel durumlarını” gözeterek yasada öngörülen sınırlar arasında “bir günün parasal miktarını”, değerlendirme sonucu belirlemesidir. Bu nedenle, gerekçede belirtildiği gibi, suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olan kişi üzerinde adli para cezasının etkili kılınabilmesi için, yasada öngörülen “bir günün parasal miktarının” üst sınırının artırılması gerekmektedir. Alman Ceza Yasası’nda üst sınır beş bin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişiklikle yükseltilerek, otuz bin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY. m.40/2). Bizde ise, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “En az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası” ibaresi “En az yüz ve en fazla beş yüz Türk lirası” şeklinde değiştirilmiştir (TCY.m.52/2). Böylece Üst sınır beş yüz TL’dir. Bir günün parasal miktarını, yargıç, bu üst sınırın üzerinde belirleyemez. Bundan dolayı, malvarlıkları ve bir günde kazandıkları bu parasal miktarın çok üzerinde olup, suç işleyen kişiler üzerinde adli para cezasının etkili olamayacağı kuşkusuzdur. Suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olmayanı, yine gerekçede belirtildiği gibi, infaz kurumuna göndermemek için ise, adli para cezasının bölünebilir nitelikte yasada düzenlenmiş olması gerekir. Yani adli para cezasının “birim para cezasının miktarının” alt sınırı oldukça düşük belirlenmelidir. Türk Ceza Yasası’nda “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı” en az yüz TL olarak öngörülmektedir (m.52/2). Özellikle de Türkiye’de, çalışanların büyük bir çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığı gözetildiğinde “bir günün parasal miktarının” alt sınırının, yasada yüz TL olarak belirlenmesi gerekçede açıklananları gerçekleştirmekten uzaktır. Çünkü bir günde kazanılan ya da kazanılması gereken ortalama net gelir, kişinin kendi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere bir miktar ayrıldıktan sonra kalacak para miktarı yasada alt sınır olarak öngörülen “bir günlük parasal miktardan” daha azdır. Yargıcın ise, “bir günün parasal miktarını” kişinin ekonomik durumunu gözeterek belirlerken, yasada öngörülen alt sınırın yani yüz TL’nin altında bir miktarı takdir etmesi mümkün değildir. Yani, bir kişinin günlük net kazancı ne kadar az olursa olsun, yargıç, “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarını” yüz TL olarak takdir etmek zorundadır. Bu nedenle özellikle gerekçede belirtildiği gibi, ödeme gücü olmayanı, tekrar infaz kurumuna göndermemek için, kişinin ödeme gücüne göre yargıca adli para cezasını belirleme olanağını veren bir düzenleme gerekir. Türk Ceza Yasası’ndaki “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarının” en alt sınırının daha aşağıya çekilmesi durumunda bunun gerçekleşeceği kanısındayız. Almanya’da bir günlük net kazancın ve kişi başına düşen gelirin bizden daha yüksek olmasına karşın Alman Ceza Yasasında bir gün karşılığı para cezası miktarı en az bir Euro üst sınır ise beşbin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişikle yükseltilerek , otuzbin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY.m.40/2).Karşılaştırmalı hukuktadiğer ülkelerin ceza yasalarına baktığımızda, bir gün karşılığı para cezası miktarının alt sınırı ile üst sınırı arasındaki oran bin ve binin katları olduğunu görüyoruz. Yasamızda ise, bir gün karşılığı birim para cezasının üst sınırının parasal miktarının alt sınırın beş katı olarak düzenlendiğini görmekteyiz. Hâlbuki alt ve üst sınırlar arasında oran (makas) arttıkça, para cezasının bireyselleştirilmesi, bölünebilmesi daha olanaklı durumagelecektir. Ayrıca enflasyon nedeniyle para değerindeki düşmeden dolayı kaynaklanacak sakıncalar da önlenmiş olacaktır. Böylece cezanın genel ve özel önleme etkisi de gerçekleştirilecektir. Açıkladığımız sorunların yaşanmaması için “bir günün parasal miktarının” yasadaki alt sınırı mümkün olduğunca az, üst sınırı ise fazla öngörülmelidir. Türk Ceza Yasasında da “gün para cezası sisteminin” benimsendiği, Alman CezaYasasındaki “birim para cezasının miktarlarına” uygun bir düzenleme yapılmasının yerinde olacağı kanısındayız.

