TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1927

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 21
  • Article
    Teminat Amaçlı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmelerinin Geçerliliği Üzerine Düşünceler
    (2023) Kapancı, Kadir Berk
    Bir tür ön sözleşme özelliği gösteren taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden, uygulamada teminat amacıyla da yararlanıldığı görülmektedir. Bu çerçevede genellikle bir tüketim ödüncü sözleşmesi çerçevesinde geri ödemesi borçlanılan bir miktar paranın teminatı olarak, ödünç veren ve ödünç alan (veya duruma göre ilgili taşınmazın maliki konumunda olan bir başka üçüncü kişi) arasında bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi akdedilmekte, bu sözleşmede de satış vaadinde bulunanın taşınmazla ilgili satışı gerçekleştirme borcunun vadesi, bizzat ödünç konusunun (duruma göre faiziyle) ödünç verene iade edileceği tarihe isabet ettirilmektedir. Yine söz konusu teminat amaçlı satış vaadi sözleşmelerinde, taşınmazının satışını gerçekleştirmeyi vaad edenin (yani ödünç alanın), ilgili tarihe kadar belirli bir miktar parayı (dönme cezası) -geri- ödeyerek (bu tutar tam olarak tüketim ödüncü sözleşmesindeki ödünç konusuna ve varsa ona eklenecek anapara faizine karşılık gelmektedir) sözleşmeden dönebileceği de bir yan kayıt olarak öngörülmektedir. Anılan teminat amaçlı taşınmaz satış vaadi sözleşmelerin geçerlilikleri öğreti ve uygulamada ciddi biçimde tartışma konusu edilmiş, ilgili bağlamda farklı eksenlerde görüşler ileri sürülmüştür. İşbu çalışmamız, ilgili tartışmada alınması en isabetli olacak tavrın, gerekçeleriyle ortaya konulmasına odaklanmıştır.
  • Article
    Para Borçları bakımından TBK m. 120 f. 2’de Öngörülen Temerrüt Faizi Üst Sınırı ve Bunun Sözleşme Cezası ile İlişkisi üzerine Düşünceler
    (2024) Kapancı, Kadir Berk
    Para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesi halinde borçlanılan para edimi bakımından temerrüt faizi işleyecektir. Bu durum para borçlarında borçlu temerrüdünün olağan bir sonucudur. İşleyecek temerrüt faizi bakımından kural olarak yasada belirlenmiş oran dikkate alınır, bununla birlikte ilgili oranın taraf anlaşmasıyla belirlenmesi de mümkündür. Yalnız temerrüt faizi oranının taraf anlaşmasıyla kararlaştırıldığı bazı olasılıklar özelinde, TBK m. 120 f.2 sınırlaması devreye girer. Buna göre, iradi olarak belirlenecek temerrüt faizi oranı, yasal olarak belirlenmiş oranın iki katından daha fazla olamaz. Sözleşme cezası ise, ceza koşulu yan anlaşması dahilinde belirli bir asli borcun (konu aldığı edim bakımından özel bir ayrım da yapılmaksızın) yerine getirilmesi borçlu üzerinde ekstra bir baskı unsuru oluşturulması ve bu şekilde ifanın temininin sağlanması için kararlaştırılan bir edim yükümlülüğüdür. Sözleşme cezasının farklı formlarda söz konusu olabilmesi mümkündür. Belirtilen iki kurumun (temerrüt faizi ve sözleşme cezası) bir arada gündeme geldiği ve TBK m. 120 f.2 sınırlamasının devrede olduğu olasılıklarda, bu son hükmün sözleşme cezası edimi bakımından da tatbik edilip edilmeyeceği, cevaplandırılması gereken bir soru oluşturur. İşbu çalışmamız, öğretide bu konuda ileri sürülen farklı görüşlerin de dikkate alınması suretiyle, ilgili soruya tatmin edici bir cevap bulunmasını hedef tutmaktadır.
  • Article
    Zilyetliğin Hazır Olmayanlar Arasında Teslim Yoluyla Devrini Düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 978. Maddesi Üzerine Düşünceler
    (Jurix, 2025) Kapancı, Kadir Berk
    Türk Medeni Kanunu'nun 978. maddesi (ve yine ilgili hükmün mehazını (kaynağını) oluşturan ve içeriği bakımından aynı şekilde kaleme alınmış İsviçre Medeni Kanunu'nun 923. maddesi), eşya zilyetliğinin devralanın yokluğunda temsil yoluyla teslimi olasılığını öngörmektedir. Türk-İsviçre Eşya Hukuklarındaki yerleşik ağırlıklı düşünce, teslimin bir maddi fiil teşkil ettiği yönünde olduğu için, TMK m. 978 hükmünün, salt olarak hukuki işlemleri ilgilendiren ve ancak bu alanda söz konusu olabilecek temsil kurumundan aynı bağlamda bahis açması ilk planda şüphesiz yadırgatıcıdır. Bu hükmün esas olarak neyi kastettiği, temel işlevi ve yol verebileceği farklı uygulama olasılıklarının aydınlatılması, özellikle sözleşmeler hukuku bağlamında zilyetliğin devrinin zorunlu bir unsur olarak eklemleneceği sözleşmesel borçların (örnek olarak en başta satış, kira ve eser sözleşmelerindeki durumlar düşünülsün) ifa edilmeleri perspektifinden de nasıl bir etkinin meydana geleceği konusunda fayda taşıyacaktır. Çalışmamızın amacı, konuyla ilgili Türk-İsviçre öğreti kaynakları ışığında belirtilen farklı yönlerden ilgili hükmün detaylı olarak ele alınıp incelenmesidir. The Article 978 of the Turkish Civil Code - TCC (and the Article 923 of the Swiss Civil Code - SCC constituting the source of the relevant provision, which is also drafted with a similar content) stipulates the possibility of delivery of the possession of a property item through agency (representation) in the absence of the transferee. At first glance the wording of the Article 978 TCC might seem somewhat odd, since on one hand the settled opinion in TurkishSwiss Laws with regard to legal nature of delivery of possession is that it mainly constitutes a material (physical) act and on the other the agency as a legal institution can only play a role in the context of legal transactions. It will be then beneficial to clarify the meaning of this provision, to determine its basic function and to discover the different possibilities of application to which it may lead, and its possible effect in contract law from the perspective of the performance of contractual obligations which require the transfer of possession (the relative situations in sales, work and services and moreover lease contracts can be considered as examples). Accordingly, the aim of this paper is to conduct a thorough examination on this legal provision from the indicated perspectives, in the light of the TurkishSwiss legal literatures.
  • Article
    Para Borçları Bakımından TBK m. 120 f.2’de Öngörülen Temerrüt Faizi Üst Sınırı ve Bunun Sözleşme Cezası ile İlişkisi Üzerine Düşünceler
    (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2024) Kapancı, Kadir Berk
    Para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesi halinde borçlanılan para edimi bakımından temerrüt faizi işleyecektir. Bu durum para borçlarında borçlu temerrüdünün olağan bir sonucudur. İşleyecek temerrüt faizi bakımından kural olarak yasada belirlenmiş oran dikkate alınır, bununla birlikte ilgili oranın taraf anlaşmasıyla belirlenmesi de mümkündür. Yalnız temerrüt faizi oranının taraf anlaşmasıyla kararlaştırıldığı bazı olasılıklar özelinde, TBK m. 120 f.2 sınırlaması devreye girer. Buna göre, iradi olarak belirlenecek temerrüt faizi oranı, yasal olarak belirlenmiş oranın iki katından daha fazla olamaz. Sözleşme cezası ise, ceza koşulu yan anlaşması dahilinde belirli bir asli borcun (konu aldığı edim bakımından özel bir ayrım da yapılmaksızın) yerine getirilmesi borçlu üzerinde ekstra bir baskı unsuru oluşturulması ve bu şekilde ifanın temininin sağlanması için kararlaştırılan bir edim yükümlülüğüdür. Sözleşme cezasının farklı formlarda söz konusu olabilmesi mümkündür. Belirtilen iki kurumun (temerrüt faizi ve sözleşme cezası) bir arada gündeme geldiği ve TBK m. 120 f.2 sınırlamasının devrede olduğu olasılıklarda, bu son hükmün sözleşme cezası edimi bakımından da tatbik edilip edilmeyeceği, cevaplandırılması gereken bir soru oluşturur. İşbu çalışmamız, öğretide bu konuda ileri sürülen farklı görüşlerin de dikkate alınması suretiyle, ilgili soruya tatmin edici bir cevap bulunmasını hedef tutmaktadır.
  • Article
    Şirket Birleşme-Devralma Süreçleri Özelinde Varlık Gösteren “Break-Up Fee” Klozlarının Hukuki Niteliği Üzerine Düşünceler
    (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2024) Kapancı, Kadir Berk
    Şirket birleşme-devralmaları, gerek dünyanın birçok yerinde gerekse de Türkiye’de yaygın biçimde ve sıklıkla gündeme gelen uygulamalardır. Bu uygulamaların başarılı biçimde sonuca ulaştırılmaları, işlemlere taraf olanlar bakımından fevkalade önemlidir. Diğer taraftan, umulmayan bir aksilikle karşılaşıldığında nasıl hareket edileceği noktasında belirli planlamaların yapılması hususu da aynı derecede bir önemi haiz bulunur. Bunun sağlanması, ancak iyi kurgulanmış amaca uygun sözleşmesel düzenlemelerle mümkündür, öyle ki ancak bu şekilde birleşme-devralma süreçleri sağlıklı bir şekilde ilerletilebilecek, gündeme gelebilecek riskler de asgari bir düzeye indirilebilecektir. İşte bahsi geçen sözleşmesel düzenlemeler dahilinde sıklıkla yer verilen hükümlerden biri de “break-up fee” klozudur. Uygulamada farklı adlar altında anılabilecek olan bu kloz, duruma göre ya yaratacağı dolaylı etkiyle birleşme-devralma sürecinin başarıyla sonuçlandırılmasına hizmet eder ya da bu sürecin akamete uğraması durumunda oluşabilecek zarar riskinin bertaraf edilmesini hedef tutar. Bununla birlikte, sözü geçen klozların homojen ve tekil bir içerikte oldukları da söylenemez, daha çok ihtiyaca göre farklı görünümlere büründürülebilecekleri ifade edilebilir. Anılan bağlamda, Türk Hukuku özelinde bu klozların olası farklı görünümlerinin hukuki niteliklerinin ve bunlara uygulanacak hükümlerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. İşbu çalışmamız, şirket birleşme ve devralmaları süreçlerinde gündeme gelebilecek sözü geçen klozların farklı görünümleri üzerinden bu tespitlerin yapılmasına odaklanmaktadır.
  • Article
    Teminat Amaçlı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmelerinin Geçerliliği Üzerine Düşünceler
    (GSÜHFD, 2023) Kapancı, Kadir Berk
    Bir tür ön sözleşme özelliği gösteren taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden, uygulamada teminat amacıyla da yararlanıldığı görülmektedir. Bu çerçevede genellikle bir tüketim ödüncü sözleşmesi çerçevesinde geri ödemesi borçlanılan bir miktar paranın teminatı olarak, ödünç veren ve ödünç alan (veya duruma göre ilgili taşınmazın maliki konumunda olan bir başka üçüncü kişi) arasında bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi akdedilmekte, bu sözleşmede de satış vaadinde bulunanın taşınmazla ilgili satışı gerçekleştirme borcunun vadesi, bizzat ödünç konusunun (duruma göre faiziyle) ödünç verene iade edileceği tarihe isabet ettirilmektedir. Yine söz konusu teminat amaçlı satış vaadi sözleşmelerinde, taşınmazının satışını gerçekleştirmeyi vaad edenin (yani ödünç alanın), ilgili tarihe kadar belirli bir miktar parayı (dönme cezası) -geri- ödeyerek (bu tutar tam olarak tüketim ödüncü sözleşmesindeki ödünç konusuna ve varsa ona eklenecek anapara faizine karşılık gelmektedir) sözleşmeden dönebileceği de bir yan kayıt olarak öngörülmektedir. Anılan teminat amaçlı taşınmaz satış vaadi sözleşmelerin geçerlilikleri öğreti ve uygulamada ciddi biçimde tartışma konusu edilmiş, ilgili bağlamda farklı eksenlerde görüşler ileri sürülmüştür. İşbu çalışmamız, ilgili tartışmada alınması en isabetli olacak tavrın, gerekçeleriyle ortaya konulmasına odaklanmıştır
  • Article
    İsviçre Federal Mahkemesi’nin Varsayımsal ve Rastlantısal Bir Kazanç Kaybınınn Tazmin Edilebilir Bir Zarar Olarak Dikkate Alınamayacağına İlişkin 01.09.2021 Tarihli ve 4a_606/2020 Sayılı Kararına (bge 147 Iıı 463 Vd.) Eleştirel Bir Bakış
    (GSÜHFD, 2023) Kapancı, Kadir Berk
    İsviçre Federal Mahkemesi, Mahkeme’nin Resmî Karar Derlemesinde de yayımlanmasını uygun bulduğu (bu suretle de önemi kendiliğinden anlaşılabilecek) 01.09.2021 tarihli ve 4A_606/2020 sayılı kararında (ayrıca bkz. BGE 147 III 463 vd.), bir yatırım danışmanlığı ilişkisinde banka aracılığıyla yapılan borsa işlemleri özelinde değerlendirmelerde bulunmuş; özetle de banka tarafından müşterisinin bu yöndeki talimatına rağmen son tahlilde gerçekleştiril(e)meyen bir şirket hissesi alımı işleminde, müşterinin ilgili alımın yapılmaması sonucunda uğradığı kazanç kaybının, varsayımsal ve rastlantısal bir özellik göstermesi nedeniyle tazmin edilebilir bir zarar oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kararda ulaşılan bu sonuçlar ve gerekçeleri eleştiriye matuftur. İşbu çalışmamızın amacı, ilgili kararın eleştirel bir bakış açısıyla ele alınarak, kararda ulaşılan temel sonuçların tartışmaya açılması ve yeniden değerlendirilmesidir.
  • Article
    De L’execution En Nature En Droit Prive Turc
    (2022) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, Başak
    Normalement une obligation tend à l’exécution. A cet égard, l’exécution est l’accomplissement de la prestation due au créancier. Quant à l’exécution en nature, elle signifie la requête du créancier sur la même matière envers le débiteur. Pour le droit turc, qui fait partie du monde de droit civil (civil law), elle constitue, si on l’explique avec une allégorie qui y va bien, «l’épine dorsale» de l’obligation, composant non un remède mais une extension naturelle de l’obligation, c’est à dire, elle est en principe tout à fait réclamable. En fait, c’est un recours accordé au demandeur en cas de d’inexécution du contrat par le débiteur, et par lequel celui-ci peut être condamné à exécuter son engagement dans les termes précis où il l’avait contracté. Mais comment le créancier va le demander en droit si le débiteur persiste à ne pas prendre une action pour le réaliser ? La réponse est bien nette: On le lui «rappelle gentiment» avec les procédures de l’exécution forcée. Ces moyens sont tous prévus pour faire pression sur le débiteur et le déterminer à exécuter ce qu’il doit envers le créancier. Notre travail ciprès vise à expliquer les règles principales en droit turc, qui est lui-même inspiré de droit suisse, sur l’exécution forcée en nature pour tous les différents types d’obligation.
  • Article
    İsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 Tarihli ve 4a_496/2014 Sayılı Kararı Üzerine Düşünceler: Doğrudan Temsil Mi, Dolaylı Temsil Mi?
    (Galatasaray Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, 2021) Kapancı, Kadir Berk
    İsviçre Federal Mahkemesi’nin 11 Şubat 2015 tarihli ve 4A_496/2014 sayılı kararı, belirli bir somut olayın koşulları çerçevesinde doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramları üzerine yoğunlaşmaktadır. Federal Mahkeme’nin bu karar vesilesiyle ele aldığı hususlar, uygulamada kolaylıkla birbirine karıştırılabilecek, buna karşılık da birbirinden ciddi şekilde ayrılan sonuçları olan bu iki kurumun ilişkilerinin ve farklılıklarının bir kez daha netlikle ortaya koyulmasında önem taşımaktadır. Öyle ki, bir yanda, doğrudan temsille işlem yapıldığında, yapılan işlemin hüküm ve sonuçları -temsilci bu ilişkiye bir an için olsun taraf olmaksızın- doğrudan doğruya temsil olunan üzerinde doğarken; diğer yanda, dolaylı temsilde durum oldukça farklıdır, bu kez işlem tarafı dolaylı temsilci olur, sonrasında ise onun ilgili işlem çerçevesinde elde ettiklerini dolaylı temsil olunana (aralarındaki iç ilişki çerçevesinde) ikinci bir turda yapacağı ayrı işlemlerle aktarması gerekir. İşbu çalışmamızın amacı, ilgili karar ışığında doğrudan temsil ve dolaylı temsil kavramlarının birbirlerinden ayırt edilmesinde temel olarak dikkat edilecek hususların irdelenmesi ve yine bu kavramların (tüzel kişi) organ(ı) kavramından farklarının tespit edilmesidir.
  • Article
    Bağışlananın Bağışlayandan Önce Ölmesi Halinde Bağışlama Konusunun Bağışlayana Geri Dönmesi (dönüşü) Şartını İçeren Bağışlama (tbk M.292)
    (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2021) Kapancı, Kadir Berk
    Bağışlananın bağışlayandan önce ölmesi halinde bağışlama konusunun bağış-layana geri dönmesi (dönüşü) şartını içeren bağışlama, özel olarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 292. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen bağışlama, öğretide geniş anlamda ölüme bağlı bağışlama başlığı altında değerlendirilmektedir. Bağışlama konusu bir taşınmaz veya taşınmaz üzerinde kurulan bir ayni hak olduğunda, bu konuda tapu siciline aynı zamanda şerh düşülebilmesi imkânı da yine aynı madde dahilinde kabul edilmektedir. Yalnız sözü edilen türden bir bağışlama söz konusu olduğunda, şartınborçlandırıcı işlem için mi yoksa hem borçlandırıcı işlem hem tasarruf işlemi için mi öngörüldüğü ve buna bağlı olarak da maddede imkân tanınan şerhin hukuki niteliği ciddi tartışmalara konu olmuştur. Çalışmamızın amacı, bu tartışmalı konuyu, ileri sürülen farklı yaklaşımları da gözeterek ele almak ve buradan hareketle yeni bir yaklaşımda bulunmaktır.