Hukuk Fakültesi Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935
Browse
20 results
Search Results
Book Part Verildiği Ülkede İptal Edilen Hakem Kararlarının Tenfiz Edilebilirliği(On İki Levha, 2026) Çavuşoğlu, SercanTahkim yargılaması sonucunda verilen hakem kararı, verildiği ülkenin yetkili makamı tarafından iptal edilebilir. Hakem kararının verildiği ülkede iptal edilmiş olması hem New York Konvansiyonu hem de 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’da tenfiz engeli olarak düzenlenmiştir. Hakem kararının iptal edilmiş olması bir tenfiz engeli olarak düzenlenmiş olmasına rağmen, bu kararların tenfiz edilebilirliği konusunda doktrinde çeşitli görüşler bulunmakta; yabancı ülke mahkemelerinde bu kararların tenfizi hakkında farklı yönde kararlar verilmektedir. Çalışmamızda verildiği ülkede iptal edilmiş olan hakem kararlarının başka ülkelerde tenfizinin mümkün olup olmadığı doktrindeki görüşler ve yabancı mahkeme kararları ışığında açıklanmaya çalışılacak; ardından bu kararların Türkiye’de tenfizinin mümkün olup olmadığı değerlendirilerek bir sonuca varılacaktır.Conference Object Article Parasal altın ilkesi ve Nikaragua v. Almanya Davası: Tamam mı devam mı?(2024) Erson Asar, Bilge; Asar, Bilge Nur ErsonNikaragua 1 Mart 2024’te, İsrail'e silah ve yardım sağlayarak uluslararası hukuku çeşitli yönlerden ihlal ettiği iddiasıyla Almanya aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) başvurmuştur. Buna karşılık Almanya, İsrail'in davanın vazgeçilmez tarafı olduğunu savunarak UAD'nin bu davada yargı yetkisini kullanamayacağını ileri sürmüş ve böylece parasal altın ilkesini tekrar gündeme getirmiştir. Bu makale, UAD'nin 1954 yılında '1943'te Roma'dan Çıkarılan Parasal Altın' davasında geliştirdiği ve aynı isimle anılan parasal altın ilkesini incelemektedir. Bu ilke, davanın kilit noktasının üçüncü bir devletin eylem ve işlemlerinin değerlendirilmesini teşkil ettiği durumlarda UAD’nin yargı yetkisini kullanmaktan kaçınmasına ilişkindir. Çalışma, ilkenin kapsamını ve UAD kararlarındaki uygulamalarını analiz ederek, Nikaragua v. Almanya davasında ilkenin uygulanabilirliğini tartışmaktadır. Çalışmada, soykırımı önleme ve insancıl hukuka riayet etme yükümlülüklerinin kapsamını incelenerek, Almanya’nın yükümlülüklerinin İsrail'in eylemlerinden bağımsız olarak ele alınıp alınmayacağı değerlendirilmektedir.Article Diplomatik Koruma ve Konsolosluk Yardımında Çoklu Vatandaşlık(2024) Asar, Bilge Nur Erson; Perçin, GizemDevlet ile birey arasında hukuki bir bağ olarak tanımlanan vatandaşlığa bağlı hak ve yükümlülükler, öncelikle vatandaşlık devletinin egemenlik yetkisini kullandığı ülke üzerinde doğmaktadır. Ancak günümüzde yoğun bir artış gösteren nüfus hareketliliği, birçok bireyin vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı devletlerin ülkelerinde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Bulundukları devlet bakımından yabancı statüsünde kabul edilen bu bireyler, o devletin hukuk düzeni içerisinde haklarını savunmak, haklarının ihlal edilmesi halinde ise zararlarının giderilmesini talep etmek zorunda kalabilmektedir. Yabancıların, hukuk sistemine de yabancı oldukları bu devletlerde, haklarını savunmak bakımından ihtiyaç duydukları konsolosluk yardımı ve ihlal edilen haklarının giderimi için aradıkları diplomatik koruma, kural olarak, vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları devlet tarafından kendilerine verilebilmektedir. Ancak yabancının birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olması durumunda, gerek konsolosluk yardımı gerek diplomatik korumanın hangi vatandaşlık devleti tarafından sağlanacağı ya da vatandaşlık devletlerinin her ikisinin de harekete geçip geçemeyeceği çözüme kavuşturulması gereken meselelerdir. Ayrıca çoklu vatandaşlık devletlerinin konsolosluk yardımı ile diplomatik korumayı birbirlerine karşı ileri sürüp süremeyecekleri de bu konuda başka bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, hem bireyin kabul eden devlet ve ihlal devleti bakımından yabancı olduğu durumlarda her bir vatandaşlık devletinin konsolosluk yardımı ve diplomatik korumada bulunabilmesi, hem de bireyin vatandaşlık devletleri arasında bu yardım ve korumanın mümkün olup olmadığı değerlendirilmiş; konuyla ilgili aranan koşul ve kriterler üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın diplomatik koruma bakımından, temel argümanı çoklu vatandaşlık devletlerinin ayrı ayrı hareket ettiği hallerde ihlal devletinin etkin vatandaşlık devleti ile sonraki süreçleri yürütebileceği; ancak vatandaşlık devletlerinin birlikte hareket ettikleri durumlarda böyle bir kriterin uygulanmasının gerekli olmadığıdır. Temel amacı, yabancı olduğu bir hukuk sisteminde karşılaşabileceği zorluklar karşısında bireyi desteklemek olan konsolosluk yardımında ise, çoklu vatandaşlık devletlerinin, kabul eden devlette, birlikte veya ayrı ayrı konsolosluk yardımı sağlama haklarının devletlerin egemen eşitlik ilkesine uygun olduğu; bununla birlikte vatandaşlık devletlerinden birinde özgürlüğü kısıtlanan birey bakımından konsolosluk yardımının sağlanması yükümlülüğünün bulunmadığı kabul edilmedir.Article Uluslararası Hukukta Andlaşma Akdetme Yetkisi ve Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 46 Kapsamında Andlaşmaların Geçersizliği(İstanbul Üniversitesi Yayınevi, 2023) Asar, Bilge ErsonDevletlerin bir andlaşma ile bağlanma süreçlerinde iç hukuklarında uygulanacak usule ilişkin düzenlemeleri, uluslararası hukuk ile iç hukukun kesiştiği sınırlı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte devletlerin bu alandaki düzenlemelerinin çeşitli usulleri içerdiği gözlenmektedir. Geleneksel olarak yürütmenin elinde olan andlaşma akdetme yetkisinin demokratikleşme süreçleriyle birlikte yasama ile paylaşılan bir uygulama halini aldığı görülmektedir. Kimi devletlerde bu süreçlere anayasa mahkemeleri veya benzer yetkiyle donatılmış yargı organlarının da dahil olması mümkün olabilir. Hatta halk oylamasından geçmesi öngörülen andlaşma akdetme usulleri de mevcuttur. İç hukukta öngörülen bu kuralların ihlal edilmesi yoluyla bir uluslararası andlaşmaya taraf olan devlet, andlaşmanın geçersizliğini 1969 Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (VAHS) 46. maddesine dayanarak ileri sürebilir. Uluslararasıcılık ile anayasalcılığı bağdaştırıcı bir çözüm sunar gibi gözüken bu hüküm, gerçekte son derece zor ve istisnaî bir uygulamaya sahiptir. Gerek devletlerin andlaşma akdetme konusundaki kurallarının karmaşık olması gerekse genel bir sınıflandırmayı zorlaştıracak kadar çeşitli olması, konuyu daha da çetrefilli hale getirmektedir. Bu çalışma, ilgili hükmün hazırlık çalışmaları, kapsamı ve sınırlarını ayrıntılı bir biçimde incelemektedir. Çalışmada ayrıca, VAHS’nin hazırlık çalışmalarında da en tartışmalı konulardan biri olan bu geçersizlik gerekçesinin neden son derece istisnaî ve ileri sürüldüğünde başarı şansının zayıf olduğu değerlendirilmiştir. Bunların yanında, bu hükmün şu anda akademik çevrelerde tartışılmakta olan andlaşmalardan çekilmeye ilişkin kurallara benzer şekilde uygulanabilirliği de ele alınmıştır.Article Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Roma Statüsü’ne Taraf Olmayan Devletlerin Vatandaşları Bakımından Yargı Yetkisi: Vladimir Putin Davası(MEF Üniversitesi, 2023) Erson Asar, Bilge17 Mart 2023 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Başkanlık Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova hakkında tutuklama emri çıkartılması üzerine, uzun zamandır tartışılan Roma Statüsü'ne taraf olmayan devletlerin vatandaşları üzerinde UCM'nin yargı yetkisini kullanması meselesi, hele ki bu yetki görevde bir devlet başkanı üzerinde kullanılmak istenince, tekrar alevlenmiştir. Görevde oldukları sürece her türlü eylem ve işlemleri bakımından yargı bağışıklığına sahip olan devlet başkanlarının yargılanabilecekleri tek yer yetkili bir uluslararası ceza mahkemesi olabilir. Ancak bir uluslararası ceza mahkemesi, yargılama yetkisine sahip olsa bile, bu yargılamayı gerçekleştirmek o kadar kolay mıdır? Politika ile hukukun; devletlerin çıkarları ile hak ve yükümlülüklerinin, adalet bulma arayışı ile güç yarışının birbirine karıştığı konulardan biri olan bu mesele, iş Putin gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGÜK) daimi üyelerinden olan bir devletin, 20 yılı aşkın süredir başındaki kişinin yargılamasına gelince, daha büyük handikaplar yaratmaktadır. Bu çalışma, Mahkeme'de UCM Statüsü'ne (Roma Statüsü) taraf olmayan bir devletin görevdeki başkanının yargılanması ve Roma Statüsü'ne taraf devletlerin UCM ile iş birliği yükümlülüklerinin önünde uluslararası hukukta kabul edilen bağışıklıkların bir engel teşkil edip etmeyeceğini ele almaktadır.Book Uluslararasi hukuk bağlaminda devlet-dışı aktörlerin çevresel sorumluluğu: Uluslararası örgütler, hükümetdışı örgütler ve ticari kuruluşlar(Yetkin Yayınları, 2021) Erson Asar, Bilge...Book Part Uluslararası hukukun grı̇ alanı olarak sı̇ber faalı̇yetler eksenı̇nde devletı̇n egemenlı̇ğı̇ne ilı̇şkı̇n güncel tartışmalar(On İki Levha Yayıncılık, 2020) Erson Asar, BilgeSiber alan, veya başka bir deyişle siber uzay, mekandan ve zamandan soyutlanmış bir alana işaret etmektedir. Bu alan,kara, hava, deniz ve uzaydan sonra kendine özgü bir yapısı olan 5. bir alan olarak tanımlanmaktadır. İlk zamanlardadevletlerin çok fazla ilgilenmedikleri bu alan, internet kullanımının 21. yüzyılda giderek artmasıyla siber suçlar, kişisel verilergibi alanlarda düzenleme ihtiyacıyla dikkat çekici hale gelmiştir. Bunun da ötesinde, Estonya’nın maruz kaldığı DDoS türüsaldırılarla başta devlet kurumları olmak üzere ülkede pek çok kurumun siber altyapılarının birkaç gün çalışmaması,uluslararası toplumun siber alandaki uluslararası hukuk kurallarını belirleme ihtiyacını su yüzüne çıkarmıştır. Uluslararasıhukukun klasik egemenlik kurallarının siber alana uygulanması, alanın kendine özgü ve insan yaratımı yapısı nedeniyleciddi bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Siber alanda devletin egemenliğine ilişkin ortaya atılan görüşlerin eksenindeülkesel egemenlik kavramı bulunmaktadır ancak bu kavrama atfedilen değer, siber uzayın devletler dışı aktörleri de içinealacak bir egemenliği yeterli düzeyde karşılamamaktadır. Siber alanda yapılan siber alanın bağımsızlığı, res communis,siber alanda devletlerin mutlak egemenliği ve devletlerin kısmi egemenliği tartışmaları, alana ilişkin farklı değerlendirmeleriortaya koysalar da hiçbiri yerleşik bir siber egemenlik anlayışını yansıtmamaktadır. Bu nedenle siber alanın sui generis yapısı dikkate alınarak konunun çok aktörlü ve fiziksel sınırların ve zamanın ötesine taşan yapısı göz önünde tutularak bağlayıcı bir hukuk düzenine kavuşturulması gerekmektedir.Book Part Uçuş Güvenliğine Bir Tehdit Olarak Kural Tanımaz Yolcu(On İki Levha Yayıncılık, 2019) Erson Asar, BilgeHavacılık güvenliğine ilişkin en sık karşılaşılan durumlardan biri kural tanımaz yolcu vakalarıdır. Uçak içinde gerçekleşen eylemlerin cezalandırılması ve kaptana ve mürettebata müdahale yetkisi veren 1963 tarihli Uçaklarda İşlenen Suçlara veDiğer Bazı Eylemlere İlişkin Konvansiyon’un (Tokyo Konvansiyonu) yeterli cevabı vermemesi karşısında 2014 yılındaKonvansiyona ek bir Protokol kabul edilmiştir. Henüz yürürlüğe girmemiş olsa da ülkemizin de onaylayan devletlerden biriolduğu 2014 tarihli Uçaklarda İşlenen Suçlara ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Konvansiyonun Tadil Edilmesine İlişkinProtokol (Montreal Protokolü), Tokyo Konvansiyonu’nda temel değişiklikler öngörmektedir. Bu yenilikler, „uçuş“kavramnının yeniden düzenlenmesi, suç teşkil eden eylemlerin tanımlanması, yargılama yetkisinin genişletilmesi, uçak içinde güvenlikgörevlisinin rolü ve zarara uğrayanların tazminat hakkı olarak sayılabilirBook Part İfade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü(Türkiye Barolar Birliği, 2020) Tezcan, Durmuş; Erson Asar, Bilge; Çulha, Rıfat; Demirdağ, Fahrettin; Oktar, Salih; Önok, Murat; Yenisey, Feridun; Yıldız, CerenTürkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi İfade Özgürlüğü ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Çalışma Grubumuzun geçtiğimiz yıl oluşturulan raporda benimsenen sistemitakip ederek 2020 yılı raporunda da güncel gelişmeleri değerlendirmeye gayretgöstermiştir.
