Hukuk Fakültesi Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.11779/1935

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 42
  • Article
    BM Güvenlik Konseyi Listeleri ve İç Hukukta Terör Örgütünün Tespiti
    (2025) Akyürek, Güçlü
    Terörle mücadele kapsamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, gerçek kişi ve kurumları listeleyerek yaptırımlar uygulanmasına karar vermekte, üye devletler de bunu uygulamakla yükümlü kılınmaktadır. Öte yandan bir üye devlette, Türkiye’de, yargı yerlerinin bir örgütün terör örgütü olup olmadığını belirlerken söz konusu listeleri nasıl değerlendirmeleri gerektiği tartışılmalıdır. Bu çalışmada öncelikle listelerin hukuksal altyapısı ve gelişimi, sonrasında da temel ceza yargılaması ilkeleri ve Yargıtay kararları ışığında, bir terör örgütünün varlığı belirlenirken, adı geçen listelerin ispat gücü ele alınmaktadır.
  • Article
    Diplomatik Koruma ve Konsolosluk Yardımında Çoklu Vatandaşlık
    (2024) Asar, Bilge Nur Erson; Perçin, Gizem
    Devlet ile birey arasında hukuki bir bağ olarak tanımlanan vatandaşlığa bağlı hak ve yükümlülükler, öncelikle vatandaşlık devletinin egemenlik yetkisini kullandığı ülke üzerinde doğmaktadır. Ancak günümüzde yoğun bir artış gösteren nüfus hareketliliği, birçok bireyin vatandaşlık bağı ile bağlı olmadığı devletlerin ülkelerinde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Bulundukları devlet bakımından yabancı statüsünde kabul edilen bu bireyler, o devletin hukuk düzeni içerisinde haklarını savunmak, haklarının ihlal edilmesi halinde ise zararlarının giderilmesini talep etmek zorunda kalabilmektedir. Yabancıların, hukuk sistemine de yabancı oldukları bu devletlerde, haklarını savunmak bakımından ihtiyaç duydukları konsolosluk yardımı ve ihlal edilen haklarının giderimi için aradıkları diplomatik koruma, kural olarak, vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları devlet tarafından kendilerine verilebilmektedir. Ancak yabancının birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olması durumunda, gerek konsolosluk yardımı gerek diplomatik korumanın hangi vatandaşlık devleti tarafından sağlanacağı ya da vatandaşlık devletlerinin her ikisinin de harekete geçip geçemeyeceği çözüme kavuşturulması gereken meselelerdir. Ayrıca çoklu vatandaşlık devletlerinin konsolosluk yardımı ile diplomatik korumayı birbirlerine karşı ileri sürüp süremeyecekleri de bu konuda başka bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, hem bireyin kabul eden devlet ve ihlal devleti bakımından yabancı olduğu durumlarda her bir vatandaşlık devletinin konsolosluk yardımı ve diplomatik korumada bulunabilmesi, hem de bireyin vatandaşlık devletleri arasında bu yardım ve korumanın mümkün olup olmadığı değerlendirilmiş; konuyla ilgili aranan koşul ve kriterler üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda çalışmanın diplomatik koruma bakımından, temel argümanı çoklu vatandaşlık devletlerinin ayrı ayrı hareket ettiği hallerde ihlal devletinin etkin vatandaşlık devleti ile sonraki süreçleri yürütebileceği; ancak vatandaşlık devletlerinin birlikte hareket ettikleri durumlarda böyle bir kriterin uygulanmasının gerekli olmadığıdır. Temel amacı, yabancı olduğu bir hukuk sisteminde karşılaşabileceği zorluklar karşısında bireyi desteklemek olan konsolosluk yardımında ise, çoklu vatandaşlık devletlerinin, kabul eden devlette, birlikte veya ayrı ayrı konsolosluk yardımı sağlama haklarının devletlerin egemen eşitlik ilkesine uygun olduğu; bununla birlikte vatandaşlık devletlerinden birinde özgürlüğü kısıtlanan birey bakımından konsolosluk yardımının sağlanması yükümlülüğünün bulunmadığı kabul edilmedir.
  • Presentation
    Ceza Yasamızdaki Bir Gün Karşılığı Birim Para Cezası Miktarıyla İlgili Sorunlar
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Alexander HUMBOLDT STIFUNG, 2024) Çınar, Ali Rıza
    Gün para cezası sisteminin Alman Ceza Yasası’ndan alındığı anlaşılmaktadır (Bkz. Alm.CY. m.40). Kaynak yasada, bir gün karşılığı birim para cezası miktarları en az bir, en çok otuz bin Euro öngörülmüştür (Alm.CY. m.40/2). Yasamızda bir gün karşılığı birim para cezası miktarı, en az yirmi, en çok yüz Türk Lirası olarak belirlenmiştir (TCY m.52/2). Görülüyor ki, Türk Ceza Yasası’nda, Türkiye’deki kişi başına düşen gelir ve ekonomik koşullar, işsizlik, gelir dağılımındaki orantısızlık gözetilmeden, birim para cezasının alt sınırı fazla, üst sınırın miktarı ise Almanya’dan az olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Yasası’nda adli para cezasını düzenleyen hükümle ilgili gerekçede; “Suç işleyen kişinin ekonomik durumu dikkate alınmadan hükmolunan para cezası, eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanın ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan bu sistemden vazgeçilerek; gün para cezası” sistemine geçildiği belirtilmektedir. Ayrıca gerekçede; “Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir” denilmektedir. Adli para cezasında “bir gün biriminin parasal miktarını” yargıç belirlerken; kişinin malvarlığıyla bir günde kazandığı ya da kazanması gereken gelirini gözeteceği de gerekçede açıklanmaktadır. Yukarıda açıkladığımız gibi, temel adli para cezasına hükmederken yargıç, önce Türk Ceza Yasası’nın 61. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen, kişinin suçla ilgili; yani suçun işleniş biçimi, kusurun yoğunluğu gibi yasada yazılı durumlarını gözeterek, yasadaki sınırlar arasında “gün birim sayısını” saptamaktadır. Adli para cezasının belirlenmesinde, ikinci aşama ise, yargıcın, kişinin, “ekonomik durumunu ve kişisel durumlarını” gözeterek yasada öngörülen sınırlar arasında “bir günün parasal miktarını”, değerlendirme sonucu belirlemesidir. Bu nedenle, gerekçede belirtildiği gibi, suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olan kişi üzerinde adli para cezasının etkili kılınabilmesi için, yasada öngörülen “bir günün parasal miktarının” üst sınırının artırılması gerekmektedir. Alman Ceza Yasası’nda üst sınır beş bin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişiklikle yükseltilerek, otuz bin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY. m.40/2). Bizde ise, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “En az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası” ibaresi “En az yüz ve en fazla beş yüz Türk lirası” şeklinde değiştirilmiştir (TCY.m.52/2). Böylece Üst sınır beş yüz TL’dir. Bir günün parasal miktarını, yargıç, bu üst sınırın üzerinde belirleyemez. Bundan dolayı, malvarlıkları ve bir günde kazandıkları bu parasal miktarın çok üzerinde olup, suç işleyen kişiler üzerinde adli para cezasının etkili olamayacağı kuşkusuzdur. Suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olmayanı, yine gerekçede belirtildiği gibi, infaz kurumuna göndermemek için ise, adli para cezasının bölünebilir nitelikte yasada düzenlenmiş olması gerekir. Yani adli para cezasının “birim para cezasının miktarının” alt sınırı oldukça düşük belirlenmelidir. Türk Ceza Yasası’nda “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı” en az yüz TL olarak öngörülmektedir (m.52/2). Özellikle de Türkiye’de, çalışanların büyük bir çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığı gözetildiğinde “bir günün parasal miktarının” alt sınırının, yasada yüz TL olarak belirlenmesi gerekçede açıklananları gerçekleştirmekten uzaktır. Çünkü bir günde kazanılan ya da kazanılması gereken ortalama net gelir, kişinin kendi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere bir miktar ayrıldıktan sonra kalacak para miktarı yasada alt sınır olarak öngörülen “bir günlük parasal miktardan” daha azdır. Yargıcın ise, “bir günün parasal miktarını” kişinin ekonomik durumunu gözeterek belirlerken, yasada öngörülen alt sınırın yani yüz TL’nin altında bir miktarı takdir etmesi mümkün değildir. Yani, bir kişinin günlük net kazancı ne kadar az olursa olsun, yargıç, “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarını” yüz TL olarak takdir etmek zorundadır. Bu nedenle özellikle gerekçede belirtildiği gibi, ödeme gücü olmayanı, tekrar infaz kurumuna göndermemek için, kişinin ödeme gücüne göre yargıca adli para cezasını belirleme olanağını veren bir düzenleme gerekir. Türk Ceza Yasası’ndaki “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarının” en alt sınırının daha aşağıya çekilmesi durumunda bunun gerçekleşeceği kanısındayız. Almanya’da bir günlük net kazancın ve kişi başına düşen gelirin bizden daha yüksek olmasına karşın Alman Ceza Yasasında bir gün karşılığı para cezası miktarı en az bir Euro üst sınır ise beşbin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişikle yükseltilerek , otuzbin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY.m.40/2).Karşılaştırmalı hukuktadiğer ülkelerin ceza yasalarına baktığımızda, bir gün karşılığı para cezası miktarının alt sınırı ile üst sınırı arasındaki oran bin ve binin katları olduğunu görüyoruz. Yasamızda ise, bir gün karşılığı birim para cezasının üst sınırının parasal miktarının alt sınırın beş katı olarak düzenlendiğini görmekteyiz. Hâlbuki alt ve üst sınırlar arasında oran (makas) arttıkça, para cezasının bireyselleştirilmesi, bölünebilmesi daha olanaklı durumagelecektir. Ayrıca enflasyon nedeniyle para değerindeki düşmeden dolayı kaynaklanacak sakıncalar da önlenmiş olacaktır. Böylece cezanın genel ve özel önleme etkisi de gerçekleştirilecektir. Açıkladığımız sorunların yaşanmaması için “bir günün parasal miktarının” yasadaki alt sınırı mümkün olduğunca az, üst sınırı ise fazla öngörülmelidir. Türk Ceza Yasasında da “gün para cezası sisteminin” benimsendiği, Alman CezaYasasındaki “birim para cezasının miktarlarına” uygun bir düzenleme yapılmasının yerinde olacağı kanısındayız.
  • Presentation
    Suça Sürüklenen Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yargılanmaları [panel]
    (İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi, 2023) Çınar, Ali Rıza
    Çocuk, saflığın ve kusursuzluğun simgesidir. Ancak çocuklar; bedensel, düşünsel, ekonomik ve sosyal yönden yetersiz olduklarından bağımlı insanlardır. Bu nedenle çocuklar, geçmişte(tarihte) olduğu gibi günümüzde de toplumun en çok sömürülen kesimini oluşturmaktadır. Hukukun asıl işlevi, güçsüzleri korumaktır. Bu nedenlerle, insanlığın geleceği olan çocukların korunması için özel bir hukuki düzenlemeye gereksinim doğmuştur. Bunun sonucu olarak, uluslararası bildirgeler biçiminde çeşitli ve ayrı düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, 20 Kasım 1989 günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”dir. Bundan dolayı her yıl 20 kasım günü çocuk hakları günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesi hükümleri, ülkemizde 1995 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak kabul edilmiş olduğundan, iç hukukumuzun bir parçası hâlinde gelmiş ve yasal olarak devletimizi bağlamaktadır. Görülüyor ki çocukların özel olarak korunmalarını, hukuksal düzlemde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, açıkça buyurmuşlardır. Böylece çocukların haklarını korumakla yükümlü “devlet” dir. Çocuğa ve onun haklarına yapılan yatırım, gelecek kuşaklara yönelik en önemli yatırımdır. Atatürk’ün çocuklara verdiği değeri gösteren sözleriyle; “Çocuklar geleceğimizin güvencesi ve yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” Çocuklar, nasıl bir çocukluk yaşarsalar, onlar da öylesine bir büyüklük (yetişkinlik) yaşarlar ve kendilerinden sonra gelecek kuşaklara da öylesine bir çocukluk yaşatırlar. Bu nedenle, bir toplumun demokratik kültürüne ve geleceğine ilişkin en yararlı yatırım, en verimli katkı çocuk haklarını kökleştirme, sayılabilir. Böylece çocuk hakları kapsamında, uluslararası insan hakları ve anayasal temel haklar, yalnızca çocuklar için yenilenmekle kalmazlar; aynı zamanda tüm toplum için derinleştirerek yaygınlaştırılmış olur. Çocuk hakları, insan haklarının ve anayasal temel hakların onsekiz yaşından küçük çocuklara da tanınması ile ortaya çıkmıştır. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde otuzu (27,5) onsekiz yaşından küçük çocuklardan oluşmaktadır. Ülkemiz gibi genç ve çocuk nüfusunun yüksek olduğu, genelde “insan hakları”, özelde ise “çocuk hakları” konusundaki çalışmaların önemi çok daha büyük ve anlamlı olmaktadır. Bu bilimsel sunumumuzda/tebliğimizde , çocuğun ve çocuk haklarının öneminden, çocuk haklarının korunmasının hukuki sürecinden, ceza hukukunda çocuk ve çocuğun ceza sorumluluğundan, suça sürüklenen çocuklara yönelik yaptırımlardan, suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma ve kovuşturmadan söz edilecektir. Sonuç kısmında ise genel bir özet ve değerlendirme yer alacaktır.
  • Article
    Sınır Ötesi Tele-psikiyatri Uygulamalarına Hukuki Bir Bakış
    (2023) Araalan, Cemal
    The impact of the Covid-19 pandemic, along with the driving force of technology at the point of spending time at their homes, has created the basis for making tremendous use of the possibilities of technology. One of the most important developments in this regard has been the increase in the demand of people for tele-medicine applications who do not have the opportunity to reach doctors in person, due to the impact of the pandemic. Psychiatry is a special area of expertise in medicine and, tele-psychiatry has been one of the most preferred methods especially in terms of tele-medicine. In this study, legal issues related to cross-border tele-psychiatry applications and other important concepts in connection with tele-psychiatry in Turkey and the world have been reviewed taking into consideration of concrete examples and as well as doctrine opinions.
  • Article
    De L’execution En Nature En Droit Prive Turc
    (2022) Kapancı, Kadir Berk; Başoğlu, Başak
    Normalement une obligation tend à l’exécution. A cet égard, l’exécution est l’accomplissement de la prestation due au créancier. Quant à l’exécution en nature, elle signifie la requête du créancier sur la même matière envers le débiteur. Pour le droit turc, qui fait partie du monde de droit civil (civil law), elle constitue, si on l’explique avec une allégorie qui y va bien, «l’épine dorsale» de l’obligation, composant non un remède mais une extension naturelle de l’obligation, c’est à dire, elle est en principe tout à fait réclamable. En fait, c’est un recours accordé au demandeur en cas de d’inexécution du contrat par le débiteur, et par lequel celui-ci peut être condamné à exécuter son engagement dans les termes précis où il l’avait contracté. Mais comment le créancier va le demander en droit si le débiteur persiste à ne pas prendre une action pour le réaliser ? La réponse est bien nette: On le lui «rappelle gentiment» avec les procédures de l’exécution forcée. Ces moyens sont tous prévus pour faire pression sur le débiteur et le déterminer à exécuter ce qu’il doit envers le créancier. Notre travail ciprès vise à expliquer les règles principales en droit turc, qui est lui-même inspiré de droit suisse, sur l’exécution forcée en nature pour tous les différents types d’obligation.
  • Article
    France Telecom Davası Işığında Psikolojik Taciz (mobbing) Suçu
    (2022) Akyürek, Güçlü
    Paris Asliye Ceza Mahkemesi önündeki France Telecom davası psikolojik taciz ve özellikle de kurumsal psikolojik taciz açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bu makalede öncelikle mahkemenin önündeki yargılama süreci soruşturma ve kovuşturma boyutuyla ayrıntılı olarak açıklanmakta, daha sonra da Fransa’daki psikolojik taciz kurumu gerek iş hukuku gerekse ceza hukuku yönüyle ele alınmaktadır. Daha sonra da bu tartışmaların ışığında Türkiye’deki durum ele alınmaktadır. İş hukukunda var olan psikolojik taciz, ceza hukukunda özel bir suç oluşturmamaktadır. Bu bağlamda var olan hangi suçların bu eylemi karşılayabileceği, özel bir suç düzenlemesinin gerekliliği ve psikolojik tacizin bir suç olarak tanımlanması durumunda ceza hukuku bakımından hangi tartışmaların dikkate alınması gerektiği açıklanmaktadır.
  • Article
    Hukuk Dünyasinda Bir Şehir Efsanesi: Anayasal Suç
    (An urban legend in the world of law: constitutional crime, 2021) Akyürek, Güçlü.
    Son yıllarda Türkiye’de yaygın olarak kullanılan “anayasal suç”sözü, mevcut hukuka aykırı olduğu gibi var olsaydı da sorunlara yolaçacak tamamen yanlış bir ifadedir.
  • Presentation
    Kripto varlıklar ve miras hukuku
    (İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Blokzincir ve Kripto Varlıklar Çalışma Grubu, 2022) Kapancı, Kadir Berk
    Yatırım değeri olarak ilgi çekici özellikler gösteren ve gitgide hukuki düzenlemelerin merceği altında ele alınmaya başlanan kripto varlıklar, söz konusu olan miras hukuku olduğunda, ciddi belirsizlikleri beraberlerinde getirmektedirler. Konuyla ilgili olarak, miras hukuku özelinde şu ana kadar oluşturulmuş herhangi özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla konunun ele alınmasında ister istemez var olan Türk Medeni Kanunu’nun miras hukukuna ilişkin genel düzenlemeleri üzerinden hareket edilmek gerekecektir. Kripto varlık değerlerinin (ve söz konusu olabilecek farklı alt türlerinin), hukuki niteliklerinin tespiti, miras hukuku bağlamında yapılacak bir değerlendirmede ilk adımı oluşturmaktadır. Bu şekilde en başta ilgili değerlerin miras yoluyla geçişe elverişli özellikler gösterip göstermedikleri tespit edilebilecektir. Diğer taraftan, blokzincir alt yapısı üzerinde kurgulanan kripto varlıkların muhafaza edilme tarzı da miras yoluyla geçişte dolaylı olarak önem arz etmektedir. Kripto varlıklar, farklı cüzdan yapıları (yazılım, web, donanım ve kâğıt cüzdanlar) dahilinde saklanabilecekleri gibi, borsa hesapları (ulusal veya uluslararası, merkezi veya merkezi olmayan) üzerinde de tutulabilirler, ya da duruma göre kişiler bu değerlere endeksli başka (türev) değerlere de sahip olabilirler. Anılan olasılıklardan her biri, miras yoluyla geçişte farklı fiili sorunları beraberinde getirebilir. İşbu çalışmamız, bir tarafta kripto varlık değerlerinin miras yoluyla geçişe elverişli özellikler gösterip göstermediğini tespit etmeyi, diğer tarafta da bunların muhafaza edilme tarzlarına göre gündeme gelebilecek farklı fiili sorunları ortaya çıkarmayı ve yine ilgili sorunların giderilebilmesine yönelik ilişkin çeşitli çözüm önerilerinde bulunmayı hedef tutmaktadır.
  • Conference Object
    The Neural Correlates of the Effect of Belief in Free Will on Third-Party Punishment: an Optical Brain Imaging (fnirs) Study
    (Cognitive Science Society, 2022) Çakar, Tuna; Akyürek, Güçlü; Erözden, Ozan; Şahin, Türkay; Keskin, İrem Nur; Ünlü, Meryem; Özen, Deniz Hazal; Özen, Zeynep
    Third party punishment (TPP), or altruistic punishment, is specifically human prosocial behavior. TPP denotes the administration of a sanction to a transgressor by an individual that is not affected by the transgression. In some evolutionary accounts, TPP is considered crucial for the stability of cooperation and solidarity in larger groups formed by genetically unrelated individuals. Belief in free will (BFW), on the other hand, is the idea that humans have control over their behavior. BFW is a human universal notion that, in some studies, has been found to be supportive of prosocial behavior. In our study, we examined the effect of BFW on TPP under high and low affect scenarios through optical brain imaging (fNIRS). We hypothesized that in low affect cases, there would be a positive correlation between the strength of the BFW and the severity of the punishment inflicted. Obtained results and related statistical analyses indicate that participants with higher degree of BFW have more neural activation in their right dorsolateral prefrontal cortex (DLPFC) (hbo and hbt measures) in high affect scenarios, whereas the participants with lower degree of BFW have higher levels of neural activation in the medial PFC (hbo and hbt measures) in low affect scenarios. These empirical findings are in line with the research findings in the relevant academic literature and support the hypothesis that the degree of BFW influences punishment decisions.